İlkesizleşen Bakur’da Kararlı Entelektüel Tavır
''Kabul, yüzleşme, arınma, telafi olmadan geçmiş aşılamaz; aşılamayan geçmiş bugünü güvenilmez yapar ve bu güvenilmezlik geleceğe dair koyu bir karanlıktır.''

Bakur’un statü edinmemesinde, toplumsal ve çevresel sorunlarda, ilgili devlet ve toplumların politikalarında Bakur’un ilkesizleşmesinin etkisi kritiktir.
Kürdleri binlerce yıldır bir arada tutan, birlik algısını güçlendiren unsurlardan biri ilkeselliktir.
Şeyh Said’in misafirini teslim etmemesi ilkeselliğindendir çünkü öyle yetiştirildi.
Misafiri teslim etmemek, bir bireysel inat, şımarıklık, gösteriş değil; kim olursa olsun kendisine emanet olan misafirin can güvenliğinin, o anki sonuçlardan daha üstün tutulmasıdır.
Cem evi başkanlığı yaparken milletvekili seçildikten sonra başkanlığın bırakılması ilkeselliktendir.
Şeyh Said misafiri teslim etseydi toplum buna direnç gösterirdi.
Cemevi başkanı ya da yöneticisi siyasal bir temsil edindiğinde Cemevi görevini bırakmadığında toplum direnç gösterirdi.
Bakur iddialı alanı terk etmek normaldir, karardır. Ama bu geçişin ya da dönüşün gerekçesi açıklanmadan, özeleştirisiz ve özürsüz gerçekleşmesi ya da böyle bir dönüşün sorgusuzca kabul edilmesi ilkesizleşmektendir.
DDKD’de, KKP’de ya da başka bir çizgide yer alıp bu çizgiyi neden ve hangi ilkesel gerekçeyle terk ettiğini açıklamadan, milletvekilliği gibi bir makam ya da konum karşılığındaymış izlenimini uyandıracak biçimde Apoculuğa ya da bir başka partiye katılmak da bir ilke değişimi değil, ilkesizliğin kendisidir.
Günümüzde basit ama temel birkaç ilke bile çiğneniyor, yokluğu fark edilmiyor.
İlkesellik romantik geçmişe nostaljik dönüş, özleyiş değil, örülmesi için çağa kanca atan dinamik bir köprüdür.
Bir toplum, özellikle statüsüz ve güçlü kimliği yüzünden altüst oluşlar yaşayan bir toplum, iç ve dış ilişkilerinde ilkeselliğini korumaz, güçlendirmez ve genişletmez ise hem geçmişi ile yani geleneği ile çocukları arasındaki bağı kopar hem de kontrol edemediği, kolayca kaybedeceği bir nesil yetişmiş olur, yani nesiller arasındaki bağ zayıflar, kopar. Yeni nesil o bağı güvende hissettiği başka ortam, ülke ve toplum arar.
Bağı koruyan ise saygıdeğer kabul ettiği ve kendini gerçekleştirmesine olanak veren geleneğin hem sürdürülmesi hem de çağcıl eğilimlere uyumlanmasıdır.
Kimi gencin intiharında ve ailesini terk edişinde nesiller arası aile ve kendi gerçekliği arasındaki çelişkiler de etken olabilmektedir. Çünkü bazı gençler ne kadim kodu tanıyor ne dayatıldığında aşabiliyor ne de özgün modern yorumla karşılamasına, soluk almasına izin veriliyor.
Kimi ilkeden uzaklaşmak, kimi ilkeyi de çağa adapte edememek toplumun demografik çözülmesini sağladı. Kimi Kürd Bakur içinde kendi içine kapandı yani toplumdan ve coğrafyadan izole oldu, kimi ailece Bakur’u terk etti; özellikle kimi genç de ekonomik, eğitim, konfor, anlaşılma ve kabul gibi gerekçelerle terk etmeye devam ediyor. Kimi Kürd de çağa adapte edemediği ilkeleri bir kenara bırakarak, yeni ve ileri ilke zannettiği Apoculuğu taklit etmeye başladı.
İlkesellik bir bütündür, biri diğerini çağırır, biri diğerini uyarır, besler, kanıksatır. Kadına, çocuğa şiddete karşı olup da bir erkeğin, bir atın ya da kuşun şiddete uğramasına sessiz, tepkisiz kalmak ilkesellik değildir.
Yaşam ve onur koruma hakkına saygı, ahde vefa, emaneti koruma bilinci Bakur’da tartışılmalıdır.
Kendi geçmişinizdeki ve yaşantınızdaki ilkesizlikleri görmeden başkasını eleştiremezsiniz çünkü ahlaki tutarlık bağımsızlaşarak bireyselleşmenin önkoşullarındandır.
Bizi koruyarak ilerletecek olan temel gerçeklik ilkeselliktir.
İlkesellik geçmişe bağlılık değildir; geçmiş bugün gelecek arasında güvenilirlik ve birlik üreten bir toplumsal inşa mekanizmasıdır.
Bir toplumda ilkesel yaşayan, ilkeselliğin yayılmasını ve ilkesel yönetilmeyi dert edinerek isteyen ve direten bireylerin çokluğu ve etkililiği o toplumun aklı, gücü, tahayyülündeki rasyonalite ölçülerinden biridir.
Milliyeti, inancı, kültürü ne olursa olsun Bakur toplumunda artık pek önemsenmediği için tartışılmayan da ilkeler ve ilkeselliktir.
İlkesellik sadece güncel yaklaşım ve tutumdan anlaşılmaz, geçmişe dönük ilkesizliklerin sonuçlarıyla yüzleşilmesini, arınmayı da gerektirir.
1843’te Hakkari’de Nasturilere yönelik katliamda, 1915’te Ermeni ve Süryanilere yönelik kitlesel şiddette ve 1938’de sivillere ve özellikle çocuklara yönelik ağır ihlaller karşısında kullanılan ahlaki ölçüt neyse, daha sonraki dönemlerde sivillere ve çocuklara yönelik ağır ihlaller karşısında da aynı ölçüt kullanılmalıdır. 1938’de katledilen ve hayatta bırakılan çocuk isimlerini, sayısını, bölgesini, nasıl öldürüldüklerini, hayatta bırakılanların tek tek akıbetini soruşturmadan, açıklamadan, özür dilemeden, telafi etmeden bir değişimden bahsedemeyiz.
PKK’nin çocuklar dahil sivilleri katletmiş olmasının, çocuklara taş attırılmasının ve ceza alınca cezaevindeki mağduriyetin de sömürülmesinin, çocuklara el koymasının ve çatışmaya sürükleyerek öldürtmesinin, canlı bomba ilkelliğinin ve vahşetinin utancını taşımaması, bilmemesi onlara 1915 ve 1938’le aynı ahlaki ölçütün (yani sivilin ve özellikle çocuğun dokunulmazlığı ölçütü) uygulanmasını gerektirir.
Bir kişinin bir alandaki ilkesel davranışı, başka bir alandaki olası sorumluluklarını ya da yanlışlarını aklamaz ya da önemsizleştirmez; aynı şekilde bir suçlama da kişinin bütün eylemlerini direkt değersizleştirmez.
Kimi Kürdün 1915’te Ermeni ve Süryani çocuklara ve mülküne (Ezidiler dahil) tutumu bu tartışmanın dışında değildir. Kendi geçmişinizde ve yaşamınızda ilkelerin ağır ihlalini görüp kabullenmedikçe ilkesellik sağlamlaşmaz. İçte ve dıştaki her bir sürece ilkesellikle bakılamıyorsa ve gerektiğinde tutum değişikliğine gidilemiyorsa zayıf toplum olarak kalmaya devam edilir.
TBMM’de kabul edilen çerçeve yasanın 10. maddesindeki cezasızlık tartışmasına yol açan ifadenin fark edilmemesi ilkeselliğe yabancılaşmanın sonucu olabilir.
İlke, başkasının yanlışını teşhir etmek için bir araç değil, önce kendimizin davranışını tartmak için vardır.
Kurumsal stratejik planları ve performans ölçütleri çocuk katılımı, çocuk dostu bütçe içeren yönetimlerin çocuklara dair politikaları ve uygulamaları da geçmiş günahları yüzünden sadece göstermelik ve aldatıcı olabilir.
Geçmişin böyle ağır dönemlerine sessiz kalan, hatta kimilerinin halen savunduğu kişi ve yapılarla günümüzde de işbirliği yapmamak ya da daha rasyoneli, ilkeleri açıkça ortaya koyarak işbirliği yapmak ilkeselliğin kendisidir.
Seçmen ya da vatandaş olarak geçmişi önemsemeyerek, şerh düşmeyerek vereceğiniz herhangi düzeyde destek sizi de o geçmiş günahların yandaşı ve destekçisi yapar. İnsanlığa karşı suçlar, savaş suçları açıktır, alenidir; böyle zihinlerle ortak olmamak ya da duruş sergileyerek ortak olmak, işbirliği yapmak, destek olmak ilkeselliktir ve bu tutum dönemsel pragmatizmin kurbanı olursa feda edilen gelecektir.
Kabul, yüzleşme, arınma, telafi olmadan geçmiş aşılamaz; aşılamayan geçmiş bugünü güvenilmez yapar ve bu güvenilmezlik geleceğe dair koyu bir karanlıktır.
Başkasına laf söylemek kolay. İlkesellik, ilkelerin içte ve dışta tutarlığını, örtüşmesini ve devamlılığını gerektirir. Ahlaki tutarlık ilkeselliğin, ilkesellik ahlaki tutarlığın kendisidir.
Bakurlular değişmek, üzerindeki etkilerden sıyrılmak, özgürleşmek istiyorsa içle ve dışla ilkesel yaşamayı güçlendirmeyi dert edinmek zorundadır.
Arazi işgalleri, anız yangınları, kaldırım işgalleri, evlilik süreçleri, usulsüz imarlar, ev içinde ve dışında kadın ve çocukların durumu, tarihi eserlerin korunması, yeraltı sularını korumak vs gibi sorunlar zaten yasayla korunan ilkeler sayesinde çok hızlı azaltılabilir.
Bakur toplumu ve Bakur dışı toplumun sosyolojik ve siyasal ayrımı, farklılıkları, koşulları ve geleceği üzerine tartışma başladığında ilkesellik zemini iki toplumu sınırları belli, ölçülü ilişkiye ve işbirliğine taşıyacaktır. Federe yönetim modeli ancak bu kritik eşik aşılınca anlamlanacaktır.
Farklılaşan iki farklı toplum arasındaki sosyolojik zemini belirlemeden ve ahlaki sözleşmeyi inşa etmeden federe yönetim model önerisi ciddileşmeyecektir. Federe model önerisi, ilkesiz bir toplumda kurgulanıp yapılandırılamaz.
Bakur toplumu ile Bakur dışındaki Kürd toplumlarının sosyolojik ve siyasal farklılıkları, koşulları ve geleceği üzerine tartışma başladığında, ilkesellik zemini bu iki toplumu sınırları belli, ölçülü bir ilişki ve işbirliğine taşıyabilir. Farklılaşan bu toplumsal zemin belirlenmeden ve ortak ahlaki ilkeleri tanımlayan bir informel toplumsal sözleşme oluşturulmadan federe yönetim modeli önerisi de yeterince ciddileşemez. Federe bir model önerisi, ilkesel ve güvenilir bir toplumsal zeminin üzerinde tartışılabilir, kurgulanabilir ve yapılandırılabilir; ilkesizliğin hakim olduğu bir zeminde ise yalnızca ‘ayakları yere basmayan, uçuk bir öneri’ gibi algılanır ve önemsenmez.
İlkesellik; geçmişe takılıp kalan irrasyonel bir katılık değil, geleceği sağlam temel üzerine inşa etme niyeti ve gayretidir.
Apocuların kontrol altında yürüttükleri (Apocu milisler) ya da herhangi bir ahlak polisliğinden bahsetmiyorum; informel toplumsal normların formel haklar ve evrensel hukukla çatışmadan toplumsal kabul görmesi için mekanizmalar önermek, bunu ihtiyaç olarak görenlerin artmasını gerektirir.
Çözülmeyi, çökmeyi, dejenerasyonu, irrasyonelliği durduracak, onaracak olan ise yeni bir entelektüel tavırdır. Bu tavır yeni bir informel ‘toplumsal sözleşmeyi’ üretir ve yayar. Bu tavra, Bakur dışında yerleşik Bakurlular da bilgisel ve deneyimsel destek verir ve denetler.
Başka türlü, informel toplumsal sözleşmesi iflas etmiş, erozyona uğramış, risk altında bir toplumun varoluşsal çöküş halini durduramayız.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 17:03:51





























































































































































































