Mustafa Yelkenli: Yalçın Küçük Üzerine Tezler

Toplumsal Kurtuluş dergisi 12 Eylül sonrası yayınlanan sol yayıncılığının geldiği son zirve olduğunu söylemek abartılı gelse bile gerçeklik payı büyük olan bir dergiydi. İlk sayısı Temmuz 1987 yılında çıkan dergi Ocak 1993’de 60. sayısıyla veda eder. Aylık olarak çıkan dergi 60 sayı boyunca 12 Eylül’ün boğucu kasvetinden ve daha sonra devletin şiddet sarmalını yükselttiği 90’lı yıllarda çizgisinden ödün vermeyerek yayınını sürdürür. Sosyalistlerin ve Kürt aydınlarının ellerinden düşürmediği bir dergi olarak gündemi yorumlamaya ve Türkiye’nin gününü ve geçmişini eleştirmeye devam eder. Toplumsal Kurtuluş PKK’nin yükseliş döneminde Abdullah Öcalan’ın Serxwebun gazetesinde çıkan yazılarını Ali Fırat adıyla yayınlamasıyla da dikkat çekmişti. Kürt direnişini ve Öcalan’ın görüşlerini sayfalarına alan bu derginin sahibi ve başyazarı 6 Nisan 2026 yılında 87 yaşında ölen Yalçın Küçük’tü.
Putları yıkıyoruz diyerek Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında aydın diye nitelendiren yazar ve edebiyatçıları eleştiren Nazım Hikmet gibi Yalçın Küçük de Türk aydınlarını mercek altına alıp isim isim vererek bunların devletin aparatları ve resmi görevliler olduğunu söyleyecek kadar ileriye gitmişti. Örneğin Nazım Hikmet’in Atatürkçülerin dillerinden düşürmediği ve çok beğendikleri Kuvayı Milliye adlı uzun şiirini Nazımın en kötü şiiri olduğunu, Nazım’ın son yıllarında karısı Vera’nın ona kötü davrandığından kalp krizi yaşadığını ve ölümüne Vera’nın neden olduğunu yazabilmişti. Sabahattin Ali’nin öldürülmesi konusunda yine aydınları evinde ağırlayan Adalet Cimcoz’un bu suikasttan haberdar olan bir istihbaratçı olduğunu söyleyebilmişti. Yalçın Küçük muhalif bir aydın olarak oklarını pervasızca herkese atmaktan sakınca görmemişti. Eleştirileri acımasızdı. Eleştirilerini sadece aydınlara değil bizzat Mustafa Kemal Atatürk’e de yönetmekten çekinmemişti. Mustafa Kemal’in askeri kariyerinde hiçbir başarısının olmadığını, askerini hoyratça kullanan vasat bir subay olduğunu yazabilmişti. İnönü Savaşlarının yaşanmadığını bizzat Genel Kurmaydan sormuş ve tezinin doğruluğunu kanıtlamıştı. Mustafa Kemal’in Çanakkale zaferinde rolünün olmadığını da Çanakale savaşını yöneten Or.Gen. Esat Paşa’nın anılarından yola çıkarak söylemişti. Yine İnönü’nün NATO’ya girmek için Stalin’in Türkiye’den toprak istediği yalanını uydurduğunu da.
Günden gazetesinde aylarca köşe yazarlığı yapmış, kardeşim dediği Öcalan’ın Türkiye için büyük bir şans olduğunu söyleyebilmişti. Her ulus uluslaşma dönemlerinde mutlaka bir düşman ulusa ihtiyaç duyduğunu, ancak Öcalan’ın Türkleri düşman olarak nitelendirmediğini Kürt ulusçuluğunu bir düşman ulus aracılığıyla ileriye taşımadığını söyleyerek Türklerde Öcalan sempatizanlığını yaratmaya çalışmıştı.
5 ciltlik Türkiye Üzerine Tezler ile Kemalist Türkiye’nin kuruluş ve ileri aşamalarını mercek altına alıp inceleyerek eleştirmesi ve yine 5 ciltlik Aydın Üzerine Tezlerde Türk aydınının sefaletini gözler önüne sermişti. Bu 10 ciltlik dev eserinin ardında yazdığı diğer kitaplarında aynı çizgiyi görmek her zaman mümkün olmuştu. Ancak Bekaa’ya gidip Öcalan ile röportaj yaptıktan sonra Türkiye’ye geldiğinde tutuklanmış Doğu Perinçek ile aynı koğuşu paylaştıktan sonra kardeşim Öcalan’dan kardeşim Perinçek’e bir sıçrama yaşamıştı. Kemalizm eleştirisinden Gazi Hazretlerine dönüşü ise onun tedrisatından geçenlerde bir kırılma yaratmış olsa da Atatürkçüler Yalçın Küçüğü bağrına basmıştı. Nedense birden Atatürk seviciliğine dönüvermişti. Daha sonra isim ve soy isimleri inceleyerek Soner Yalçın ile beraber birçok aydın ve şahsiyetin Sabetayist olduğunu söylemiş, ciddi eleştiriler almasına rağmen bu konuda kitaplar yayınlamıştı. Musa Anter’in bile Yahudi kökenli olduğunu söylemekte bir sakınca görmemişti. Bu tavrı ile birçok kesim Yalçın Küçük’ü ırkçılıkla suçlamıştı.
Kemalist devletin her dönem aydınlar üzerinde uyguladığı şaşmaz bir yöntem olagelmiştir. Bu daha çok zanlıları konuşturmak için klasik polis yöntemidir. Kötü polis rolünü oynayan zanlının suçlarını itiraf ettirmede şiddeti kullanırken iyi polis ise daha çok tatlı sert bir tavırla zanlıyı itiraf etmeye çalışır. Devlet ise havuç/sopa ikilemi ile aydınları satın alır. Havucun cazibesini elinin tersiyle iten aydınların ömrü cezaevlerinde ya da faili meçhulle son bulur. Katledilen aydınların sayısı bile bu sözde Kemalist cumhuriyette bilinmiyor. Ama aydın olma onurunu bir havuca satan aydınlar da öyle az değil. Örneğin İlhan Selçuk… 12 Mart döneminde Ziverbey köşkünde işkenceye dayanamayarak devletin safına geçmiş, Genelkurmay’ın has adamı olmuştu. Prof. Mümtaz Soysal ise aydın olma onurunu bir tarafa bırakarak havucun çekiciliğine kapılıp devletin safında yer almış karşılığında ise Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ın sağ kolu olmuştu. Bu kervana ne yazık ki Yalçın Küçük hapishaneye düşünce katılı verdi. Türk aydınlarının sefaleti devletin safına geçmeleriyle başlıyor. Yalçın Küçük’ün devlete sunacağı pek fazla malzemesi olmadığından Kürtleri pazarlamaktan başka çaresi kalmamıştı. Kürtleri özellikle PKK’yi ve Abdullah Öcalan’ı ne kadar manipüle ettiğini ise mahkemede savunmalarında söylemekten çekinmemişti.
Türk sosyalistleri hiçbir zaman Kemalizmle yüzleşmeye cesaret edemedikleri gibi Mustafa Kemal’in zihin dünyasını da çözümlemekte aciz kalmışlardır. Yalçın Küçük Türkiye Üzerine Tezlerde her ne kadar yüzeysel birtakım eleştirilerde bulunmuş olsa da ne İsmail Beşikci gibi Kürdistan’ın sömürge olduğunu söyleyebilmiş, ne de Fikret Başkaya gibi iflas eden bir ideoloji olduğunu. Yazmış olduğum Resmi İdeoloji ve Türkiye adlı kitabımda Kemalizmin Musolini’ye ve Hitler’e esin kaynağı olduğunu dolayısıyla Kemalizmin hem faşist hem de ırkçı olduğunu söylediğim gibi o düzeye de gelememiştir. Yalçın Küçük sosyalizm ile Kemalizmin arasında bir yerde konumlanmaya çalışarak Şevket Süreya Aydemir’in Kadro hareketini bir adım ileriye götürmeye çalışmıştır sadece. Ancak o dönem yükselen Kürt hareketi ve Kürt uluslaşması Yalçın Küçük’ün bu çabasını boşa düşürmüş; Yalçın Küçük de Kürtleri daha fazla manipüle edemeyeceğini anlayarak aslına rücu etmiştir. Ancak öngöremediği tek şey nefret ettiği Erdoğan’ın Kemalizme sahip çıktığını ve Mustafa Kemal’in sağlığında uyguladığı tüm yöntemleri eksiksiz uyguladığıydı. Bugün Kemalizm pratikte AKP’de hayat buluyor, sözde de CHP’de.
Yalçın Küçük’ün özellikle Fransa’dan döndükten sonra faşist Ergenekon ve Balyoz davalarından tutuklanıp cezaevine girmesiyle beraber Kemalist aslına dönmesi belleklerde çok fazla yer etmeyecektir. Ama o zamana kadar yazdığı kitaplar birçok aydının ve okurun kitaplığında önemini hep koruyacaktır.
Kemalizm ne yazık ki aydınların ölmeden önce aydınlıklarını yok eden lanetli bir ideoloji olarak uğursuzluğunu hep sürdüre gelecektir…
Son güncellenme: 13:22:04




































































































































































































