Washington Enstitüsü uyarıyor: Suriye’nin kuzeydoğusunda belirsiz gelecek

Washington Enstitüsü uzmanları, Şam yönetiminin Suriye’nin kuzeydoğusunda DSG kontrolündeki bölgelere ilerlemesinin ardından ortaya çıkan askeri, siyasi ve güvenlik sonuçlarını değerlendirdi. Analizde dezenformasyon savaşı, IŞİD tutukluları, Kürtlerle yapılan yeni anlaşmalar ve ABD, Türkiye ile İsrail’in tutumu mercek altına alındı.

22 Ocak 2026 - 09:27
22 Ocak 2026 - 09:27
 0
Washington Enstitüsü uyarıyor: Suriye’nin kuzeydoğusunda belirsiz gelecek

Washington Enstitüsü, Suriye hükümetine bağlı askeri, güvenlik ve aşiret güçlerinin ülkenin kuzeydoğusunda Kürt liderliğindeki Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) kontrolündeki bölgelere ilerlemesinin, sahadaki dengeleri kökten sarstığını bildirdi. Enstitü uzmanlarına göre bu gelişme yalnızca Kürtlerin geleceğini değil, aynı zamanda IŞİD tehdidinin yeniden yükselme ihtimalini de beraberinde getiriyor.

Dezenformasyon Savaşı ve Haseke’nin Önemi

Andrew J. Tabler’in analizine göre, DSG’nin geri çekildiği bölgelerde özellikle IŞİD tutuklularının akıbeti konusunda yoğun bir bilgi savaşı yaşanıyor. Şam yönetimi, DSG ve her iki tarafın destekçileri hem Suriye kamuoyunu hem de Washington’daki karar alıcıları etkilemeye yönelik karşılıklı dezenformasyon kampanyaları yürütüyor.

Enstitü, Haseke vilayetinin kritik önemde olduğuna dikkat çekerek, bu bölgenin DSG’nin Irak Kürdistanı ile bağlantısı ve ABD’nin IŞİD’le mücadeledeki askeri varlığı açısından bir “can damarı” işlevi gördüğünü vurguladı. Petrol kaynakları, etnik ve dini çeşitlilik nedeniyle Haseke’nin mezhepsel çatışmalara açık olduğu uyarısı yapıldı.

ABD’nin Tutumu: Öncelik IŞİD Tutukluları

Washington Enstitüsü’ne göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın 19 Ocak’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile yaptığı görüşmede, önceliğin IŞİD tutuklularının güvenliği, kaçanların yakalanması ve Şam yönetiminin ilerleyişinin diplomatik çözüm için durdurulması olduğu mesajı verildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) bazı IŞİD tutuklularının Irak’a transferine yönelik yeni bir operasyon başlattığını duyurması, Washington’un bu riski ciddiye aldığını ortaya koydu.

SDG–Şam Anlaşması: Belirsizlikler Devam Ediyor

James Jeffrey imzalı analizde, 18 Ocak’ta Şam yönetimi ile DSG arasında imzalanan 14 maddelik ateşkes ve entegrasyon anlaşmasının birçok kritik soruyu yanıtsız bıraktığı belirtildi. Özellikle DSG mensuplarının Suriye ordusuna “bireysel” olarak entegre edilmesi maddesinin, on binlerce Kürt savaşçının geleceğini belirsizliğe ittiği ifade edildi.

Anlaşmada Kürtlerin siyasi temsili, güvenlik bürokrasisindeki rolleri ve kültürel haklarına dair net ve bağlayıcı düzenlemelerin yer almaması, yeni gerilimlerin habercisi olarak değerlendirildi.

IŞİD Tutukluları: En Büyük Güvenlik Riski

Devorah Margolin’in değerlendirmesine göre, kuzeydoğu Suriye’de yaklaşık 35 bin IŞİD bağlantılı kişi cezaevleri ve kamplarda tutuluyor. Bunların büyük bölümü El-Hol ve Roj kamplarında bulunan kadınlar ve çocuklardan oluşuyor.

Washington Enstitüsü, DSG’nin yıllardır bu yükü ABD öncülüğündeki koalisyon desteğiyle taşıdığını ancak devlet dışı bir yapı olması nedeniyle yargılama, sınır dışı etme ve uluslararası muhataplık gibi konularda sınırlı kaldığını hatırlattı. Yetki devrinin ani ve plansız gerçekleşmesi halinde IŞİD’in yeniden toparlanabileceği uyarısı yapıldı.

Türkiye’nin Hedefi: PKK/YPG’nin Tasfiyesi

Soner Çağaptay’ın analizine göre, Ankara’nın temel hedefi DSG içindeki YPG’nin tamamen silahsızlandırılması. Türkiye, YPG’yi PKK’nin uzantısı olarak görüyor ve Suriye’deki süreci bu doğrultuda şekillendirmek istiyor.

Washington Enstitüsü’ne göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’deki Kürt silahlı yapılarının sona erdirilmesini, Türkiye’de yürütülen PKK ile silahsızlanma sürecinin bir uzantısı olarak değerlendiriyor.

İsrail ve Ürdün Endişeli

Zohar Palti ve Assaf Orion’un değerlendirmelerinde ise İsrail’in, Şam yönetiminin kuzeydoğudaki kapasitesi ve niyetleri konusunda ciddi kuşkular taşıdığı belirtildi. İsrail’in ABD ile uyumlu hareket etmek zorunda olduğu, bu nedenle Kürt güçlerine açık destek vermekten kaçındığı ifade edildi.

Ürdün’ün de benzer şekilde, sınır güvenliği ve IŞİD tehdidi nedeniyle gelişmeleri kaygıyla izlediği aktarıldı.

Sonuç: Bölgesel Güvenlik Sınavı

Washington Enstitüsü’ne göre, Suriye’nin kuzeydoğusunda yaşananlar yalnızca Kürtlerin siyasi geleceğini değil, ABD’nin bölgedeki güvenilirliğini, Türkiye’nin güvenlik stratejisini ve IŞİD’le mücadelede elde edilen kazanımları da doğrudan etkiliyor. Uzmanlar, kontrolsüz bir güç değişiminin bölgeyi yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.

 

Bu haber toplam 2858 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 20:55:45