Azad Sağnıç: Kitap Fuarı… Aydın ve Yazardan Neden Korkulur?

4 Ağustos 2026 - 15:38
4 Ağustos 2026 - 15:38
 0
Azad Sağnıç: Kitap Fuarı… Aydın ve Yazardan Neden Korkulur?

Aydınlardan ve yazarlardan korkmak için gerçekten birçok neden vardır. Çünkü gerçek anlamda bir aydın, sırtını hiçbir siyasi iktidara, kuruma, cemaate ya da ekonomik çıkara yaslamaz. Onun dayanağı makamlar değil, düşüncesidir; gücü ise bilgi, birikim, vicdan ve ahlaki tutarlılığıdır. Aydının görevi alkışlamak değil sorgulamak, meşrulaştırmak değil eleştirmek, egemen olanın değil hakikatin yanında durmaktır. Bu yüzden o, her dönemde rahatsız edici bulunur. Çünkü düşünce, iktidarların en kolay denetleyemediği alandır.

Gerçek yazar da yalnızca kitap yazan kişi değildir. O, yaşadığı toplumun hafızasını diri tutan, unutulmak isteneni hatırlatan, suskunluğun yerini söze bırakan kişidir. Topluma ayna tutar; bazen övülür, çoğu zaman ise dışlanır. Çünkü kalem, baskının görünmeyen yüzünü açığa çıkarma gücüne sahiptir. Tam da bu nedenle tarih boyunca iktidarlar, eleştirel düşünceden, bağımsız yazarlardan ve özgür aydınlardan çekinmiştir.

Buna karşılık aydınlardan korkanların da ortak bir özelliği vardır.

Onlar kendi güçlerini düşünceden değil, yaslandıkları yapılardan alırlar. İlkelere değil çıkarlara, özgürlüğe değil itaate, liyakate değil yakınlığa değer verirler. Bu nedenle eleştiren her sesi tehdit olarak görürler. Oysa tarih gösteriyor ki makamlar geçicidir, güç merkezleri değişir; geriye kalan ise insanların bıraktığı düşünsel ve ahlaki mirastır.

Özgür kalemler, toplumların ortak hafızasında yaşamaya devam edecektir. Ya siz aydınlardan, yazarlardan, farklı düşünenlerden korkanlar toplumun hafızasında nasıl yaşamaya devam edeceksiniz?

Yıllar içinde birçok ülkede konferanslar verdim, söyleşilere katıldım ve kitaplarımı okurlarla buluşturdum. Gittiğim hiçbir ülkede ya da şehirde insanlar düşüncelerimden korkmadı. Çünkü onlar yazarın ne olduğunu, eleştirinin bir tehdit değil, demokratik yaşamın vazgeçilmez unsuru olduğunu biliyorlardı.

Türkiye'de de ellinin üzerinde şehirde konferanslar verdim. Beni davet eden kurumlar, farklı düşüncelerin konuşulmasından çekinmeyen, eleştiriyi demokratik kültürün doğal bir parçası olarak gören kurumlardı.

Ancak bütün bunlara rağmen, doğup büyüdüğüm şehir olan Tatvan'da bugüne kadar tek bir söyleşi yapma fırsatı bulamadım. Bu durum beni her zaman üzdü. Sonunda bunu kendim hatırlatmanın doğru olacağını düşündüm ve Tatvan Belediyesi'nin eş başkanlarından biriyle görüştüm.

Kendilerine düşüncemi anlattım. "Neden olmasın?" dediler. Telefon numaramı ve adresimi aldılar. "Sizi burada ağırlayacağız." sözleri beni umutlandırdı. Çünkü yıllardır emek verdiğim çalışmalarımı, doğduğum kentte, o kentin tarihi ve yetiştirdiği değerler üzerine konuşarak paylaşmanın mutluluğunu yaşayacağımı düşündüm.

Fakat beklediğim olmadı.

Anladım ki bazı çevreler için mesele yazdıklarım, kitaplarım ya da düşüncelerim değildi. Onlara göre ben "yeterince Kürd" değildim. Geçmişte Hak ve Özgürlükler Partisi yöneticiliği yapmış olmam ise adeta affedilmez bir suç gibi görüldü. Eğer düşüncesini özgürce ifade etmek, farklı bir siyasi geçmişe sahip olmak suç sayılıyorsa, evet; ben o "suçu" işledim. Ve bundan dolayı pişman değilim.

Kayyum yönetimi beni istemedi. AKP'li belediye istemedi. DEM yönetimi de istemedi. Valilik istemedi. Gerekçeler farklı görünse de sonuç değişmedi. Çünkü ben hiçbir zaman sırtımı herhangi bir güce yaslamadım. Hiçbir siyasi merkezin yazarı olmadım. Kalemimi de kimsenin onayına teslim etmedim.

Şimdi Tatvan Kitap Fuarı'nın organizasyonunu üstlenen Sanatça organizasyona sormak istiyorum.

Kimliğimin kabul edilmesi için hangi siyasi kapının önünde beklemeliyim? Sizin ölçünüz ne?

Peki beni hangi ölçüye göre değerlendirdiniz? Kaç kitabımı okudunuz? Kaç makalemi incelediniz? Hangi konuşmamı dinlediniz? Hangi fikrimi tartıştınız da hakkımda hüküm verdiniz?

Sürekli demokrasiden, çoğulculuktan, insan haklarından ve farklı düşüncelere saygıdan söz edenlerin, kendileri gibi düşünmeyen insanları dışlaması büyük bir çelişkidir. Bu tavır, yöntem olarak kayyum yönetimlerinden ya da iktidar belediyelerinden farklı değildir. Sadece gerekçeleri değişmiştir; dışlama pratiği ise aynı kalmıştır.

Daha da dikkat çekici olan, belediye ve organizasyon yetkililerinin doğrudan benimle konuşmak yerine ortak dostlarımız aracılığıyla "Gelip yalnızca kitaplarını satabilirsin." mesajını iletmeleridir. Bu yaklaşım samimi bir davetten çok, ileride "Biz çağırdık, kendisi gelmedi." diyebilmek için oluşturulmuş bir mazeret izlenimi vermektedir.

Oysa bir kitap fuarı yalnızca kitap satılan bir pazar değildir. Kitap fuarları, düşüncenin dolaşıma girdiği, yazar ile okurun aynı masada buluştuğu, farklı fikirlerin özgürce tartışıldığı kültürel alanlardır. Eğer bir fuarda yazarın düşüncesinden çekiniliyor, konuşmasına izin verilmiyor, yalnızca kitabını satmasına razı olunuyorsa; orada sansür resmî bir yasakla değil, tercih edilen sessizlikle uygulanıyor demektir.

Benim kırgınlığım şahsi değildir. Asıl mesele, hangi görüşten olursa olsun bağımsız düşünen insanların giderek daha dar alanlara sıkıştırılmasıdır. Bir toplum, kendisini eleştiren kalemlerden korkmaya başladığında yalnızca bir yazarı değil, kendi düşünsel geleceğini de kaybetmeye başlar. Çünkü özgürlüğün olmadığı yerde fuarlar kurulabilir; ama gerçek anlamda kültür ve düşünce iklimi kurulamaz.

 

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

 

Bu haber toplam 214 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 16:39:34