Yeni Suriye ordusu Hizbullah'la başa çıkacak güce sahip mi?
Analistler, yaşanacak olanın Lübnan topraklarına askeri müdahale değil, sınırların geniş çaplı ortak kontrolü olacağı konusunda hemfikir.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Hizbullah dosyasının Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetimine bırakılabileceği yönündeki açıklamaları, Ortadoğu’da yeni bir güç dengesi tartışmasını gündeme taşıdı. Trump, İsrail’in Hizbullah’a yönelik askeri operasyonlarını azaltması gerektiğini savunurken, örgütle mücadelede daha etkin bir rolün Suriye yönetimi tarafından üstlenilebileceğini dile getirdi.
Trump’ın bu çıkışı, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin güvenlik perspektifinin yalnızca kendi sınırlarıyla sınırlı olmadığı, Şam ve Beyrut’u da kapsayan geniş bir bölgesel yaklaşım içerdiği yönündeki açıklamalarının hemen ardından geldi. Bu durum, Washington, Ankara ve Şam arasında yeni bir bölgesel düzen arayışının başladığı yorumlarına neden oldu.
Ancak ortaya atılan senaryoların merkezinde kritik bir soru bulunuyor: İç savaşın ardından yeniden yapılandırılan Suriye ordusu, yıllarca aynı cephede yer aldığı Hizbullah’a karşı gerçekten mücadele edebilir mi?
Dün müttefik olan güçler bugün karşı karşıya mı?
Suriye iç savaşı boyunca Esad yönetimine bağlı güçler ile Hizbullah arasında güçlü bir askeri iş birliği bulunuyordu. Özellikle Humus, Kalamun, Halep ve Deyrezzor gibi stratejik bölgelerde taraflar ortak operasyonlar yürütmüş, aynı komuta merkezlerini kullanmış ve savaş deneyimlerini paylaşmıştı.
Ancak Aralık 2024’te Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından ülkede yeni bir siyasi ve askeri yapı oluştu. Yeni yönetimin temelini ise geçmişte Hizbullah’a ve Esad rejimine karşı savaşan muhalif gruplar oluşturdu.
Bu nedenle uzmanlara göre olası bir Suriye-Hizbullah gerilimi, yalnızca iki askeri güç arasındaki çatışma değil, aynı zamanda iç savaş döneminin hesaplaşması niteliği de taşıyabilir.
Yeni Suriye Ordusu ne kadar güçlü?
2011 öncesinde yaklaşık 300 bin personelden oluşan Suriye ordusu, iç savaş yıllarında ciddi kayıplar verdi ve büyük ölçüde dağıldı. Yeni yönetim ise farklı silahlı grupları tek çatı altında toplayarak merkezi bir ordu kurmaya çalışıyor.
Uluslararası güvenlik çevrelerinde dile getirilen tahminlere göre bugün Suriye’nin yeni askeri yapılanması içinde yaklaşık 100 bin asker ve savaşçı bulunuyor. Ancak bu yapı hâlâ yeniden örgütlenme sürecinde ve ciddi lojistik eksikliklerle karşı karşıya.
Ülkenin ekonomik durumu da askeri kapasiteyi etkileyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Uzmanlara göre yeniden inşa maliyetinin 400 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilen Suriye’nin önceliği, yeni askeri maceralardan çok devlet kurumlarını ayağa kaldırmak.
Hizbullah hâlâ bölgenin en deneyimli güçlerinden biri
Öte yandan Hizbullah, son yıllarda İsrail saldırıları ve bölgesel gelişmeler nedeniyle önemli kayıplar vermiş olsa da, askeri kapasitesini tamamen yitirmiş değil.
Yaklaşık kırk yıllık savaş tecrübesine sahip olan örgüt, klasik bir ordu gibi hareket etmekten çok hibrit savaş yöntemleriyle öne çıkıyor. Dağlık bölgelerde hareket kabiliyeti, yerel ağları ve istihbarat kapasitesi sayesinde Hizbullah’ın hâlâ önemli bir caydırıcılık gücüne sahip olduğu değerlendiriliyor.
Bu nedenle uzmanlar, olası bir çatışmada sayısal üstünlüğün tek başına belirleyici olmayacağını vurguluyor.
Washington’un asıl hedefi ne?
Trump’ın açıklamalarının ardından bölgedeki diplomatik çevrelerde en çok tartışılan konulardan biri de ABD’nin gerçek niyetinin ne olduğu.
Analistlere göre Washington’un amacı Suriye ordusunu Lübnan’a göndermekten çok, bölgesel aktörlere yeni bir mesaj vermek.
Bu mesaja göre Suriye artık İran’ın ve Hizbullah’ın lojistik koridoru olmaktan çıkmalı; aksine bu yapıların hareket alanını sınırlandıran bir aktöre dönüşmeli.
Uzmanlar, Trump’ın açıklamalarını askeri bir planın ilanı olarak değil, İsrail, İran, Hizbullah ve Lübnan devletine yönelik siyasi bir baskı aracı olarak değerlendiriyor.
Şam yeni bir cephe açmak istemiyor
Suriye’deki siyasi çevrelerden gelen değerlendirmeler de bu görüşü destekliyor.
Ahmed Şara yönetiminin öncelikleri arasında ülke içinde güvenliğin sağlanması, eski rejim unsurlarının etkisiz hale getirilmesi, Kürt meselesinin yönetilmesi, ekonomik toparlanmanın hızlandırılması ve uluslararası meşruiyetin güçlendirilmesi bulunuyor.
Ayrıca İran etkisinin sınırlandırılması ve İsrail’in Suriye’nin güneyindeki askeri varlığı da Şam açısından çözülmesi gereken önemli başlıklar arasında yer alıyor.
Bu nedenle uzmanlar, yeni yönetimin Lübnan’da Hizbullah’a karşı geniş kapsamlı bir askeri operasyon başlatmasının mevcut koşullarda rasyonel görünmediğini belirtiyor.
Türkiye ve bölgesel dengeler faktörü
Tartışmanın önemli boyutlarından biri de Türkiye’nin pozisyonu.
Bazı analizlerde Ankara’nın Suriye üzerindeki etkisi nedeniyle olası bir Hizbullah karşıtı girişimde rol oynayabileceği öne sürülse de uzmanlar bu ihtimali zayıf görüyor.
Bunun temel nedeni, Türkiye’nin İran ile doğrudan bir çatışma istememesi ve Suriye’de yeni kurulan dengelerin bozulmasından kaçınması.
Bölgesel gözlemcilere göre Ankara, Lübnan sahasını son derece hassas bir alan olarak görüyor ve burada yaşanabilecek bir gerilimin Suriye’deki kırılgan istikrarı da etkileyebileceğini düşünüyor.
Asıl senaryo: Sınırların kapatılması
Uzmanların büyük çoğunluğu, Suriye’nin Hizbullah’a karşı üstlenebileceği en gerçekçi rolün sınır güvenliği alanında olacağı görüşünde.
Bu kapsamda Lübnan-Suriye sınırındaki kaçak geçişlerin önlenmesi, silah ve mühimmat sevkiyatının engellenmesi, yasa dışı lojistik ağların dağıtılması ve sınır hatlarının teknolojik yöntemlerle daha sıkı denetlenmesi öngörülüyor.
Böyle bir senaryoda Suriye ordusu Lübnan topraklarına girmeyecek ancak Hizbullah’ın bölgesel hareket alanını daraltabilecek önlemler alacak.
Uzmanlara göre bu yaklaşım, hem Şam’ın uluslararası meşruiyetini güçlendirebilir hem de Batılı ülkelerle ilişkilerinde yeni diplomatik ve ekonomik fırsatlar yaratabilir.
Doğrudan savaş yerine “siyasi ve güvenlik kuşatması”
Askeri uzmanlar, Hizbullah’ın tamamen ortadan kaldırılmasının kısa vadede gerçekçi bir hedef olmadığını belirtiyor.
Bunun yerine örgütün lojistik ağlarının daraltılması, İran’dan gelen destek hatlarının kesilmesi ve Lübnan devletinin güvenlik kurumlarının güçlendirilmesi daha uygulanabilir bir strateji olarak görülüyor.
Bu çerçevede Suriye’nin rolünün de savaşan bir aktörden çok, sınırları kontrol eden ve bölgesel güvenlik mimarisinin parçası olan bir ülke şeklinde şekillenmesi bekleniyor.
Trump’ın Hizbullah konusunda ortaya attığı öneri, ilk bakışta Suriye ile Hizbullah arasında olası bir askeri çatışmayı gündeme getirse de uzmanların ortak kanaati farklı bir noktaya işaret ediyor. Değerlendirmelere göre ne Şam yönetimi yeni bir bölgesel savaşa girmek istiyor ne de bölgesel dengeler buna elverişli görünüyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde asıl gündemin, Suriye’nin Hizbullah’a karşı doğrudan savaşması değil; sınır güvenliğini artırarak örgütün lojistik ve siyasi hareket alanını daraltması olması bekleniyor. Bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, Şam’ın üstleneceği rolün askeri müdahaleden çok stratejik sınır kontrolü ve güvenlik koordinasyonu ekseninde şekilleneceği değerlendiriliyor.
Son güncellenme: 18:15:14





































































































































































































