İran’ın Dağılma Fantezisi ve Orta Doğu Gerçeği!

'' Ortadoğu’nun yeni döneminde asıl mücadele, yalnızca toprak veya sınırlar üzerinden değil; enerji yolları, ticaret koridorları, güvenlik mimarileri ve bölgesel entegrasyon projeleri üzerinden şekillenmektedir. Bu nedenle geçmişte olduğu gibi “her büyük kriz yeni bir siyasal fırsat yaratır” yaklaşımı, bugünün değişen güç dengeleri içerisinde yeniden sorgulanmak zorundadır.''

4 Ağustos 2026 - 09:43
4 Ağustos 2026 - 09:43
 0
İran’ın Dağılma Fantezisi ve Orta Doğu Gerçeği!

 

ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik yaklaşımı ;Sıklıkla dile getirilenin böl parçala”nın aksine Washington’un temel hedefi, bölgedeki devletlerin sınırlarını yeniden çizerek çok sayıda yeni siyasi yapı oluşturmak değildir. ABD açısından öncelikli mesele; mevcut devlet yapılarını tamamen ortadan kaldırmak yerine, onları kendi stratejik çıkarları, güvenlik anlayışı ve bölgesel dengeleriyle uyumlu hale getirmektir.

Tercih edilen model, devletlerin parçalanması değil; merkezi hükümetlerin varlığını sürdürdüğü, ancak farklı etnik, mezhepsel ve toplumsal gruplara belirli siyasi, kültürel ve idari hakların tanındığı bir düzen anlayışıdır. Böylece hem merkezi yönetimler korunmakta hem de toplumsal yapılar sistem içerisinde tutulmaktadır. Gerektiğinde bu farklı unsurlar, bölgesel dengelerin sağlanmasında birbirini dengeleyen aktörler olarak değerlendirilmektedir.

Bu nedenle Ortadoğu’daki gelişmeleri yalnızca etnik hareketler veya devlet dışı aktörler üzerinden okumak eksik bir değerlendirme olur. Günümüz jeopolitiğinde belirleyici olan temel aktörler hâlâ devletlerdir. Kürtler kuşkusuz bölgenin önemli tarihsel, toplumsal ve siyasal gerçeklerinden biridir; ancak bazı çevrelerin ileri sürdüğü gibi her bölgesel kırılmada otomatik olarak ana belirleyici aktöre dönüşen bir konumda değildir.

Özellikle İran denkleminde görüldüğü gibi, uluslararası güçlerin önceliği kontrolsüz bir devlet çöküşü veya yeni parçalanmalar değil; mevcut dengeleri kendi çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlemektir. Bu nedenle Kürt meselesi de dahil olmak üzere bölgedeki etnik ve toplumsal talepler, büyük ölçüde bu yeni devlet merkezli jeopolitik mimarinin sınırları içerisinde ele alınmaktadır.

Ortadoğu’nun yeni döneminde asıl mücadele, yalnızca toprak veya sınırlar üzerinden değil; enerji yolları, ticaret koridorları, güvenlik mimarileri ve bölgesel entegrasyon projeleri üzerinden şekillenmektedir. Bu nedenle geçmişte olduğu gibi “her büyük kriz yeni bir siyasal fırsat yaratır” yaklaşımı, bugünün değişen güç dengeleri içerisinde yeniden sorgulanmak zorundadır.

Dolayısıyla Doksan milyon nüfuslu, çok etnisiteli ve bölgesel dengelerin merkezinde yer alan İran gibi bir devletin kontrolsüz biçimde dağılmasının yaratacağı sonuçları hesap edemeyen bazı çevreler, bugün hâlâ büyük bir beklenti üretmeye devam ediyor. Kendilerini “stratejist”, “aydın” veya “bölge uzmanı” olarak sunan kimi isimler, İran’ın Yugoslavya örneğinde olduğu gibi dört, beş parçaya ayrılacağını ve bunun otomatik olarak Kürtler için tarihi bir fırsat yaratacağını savunuyorlar

Oysa mesele, yalnızca bir devletin zayıflaması veya parçalanması değildir. Asıl mesele, böyle bir çöküşün ortaya çıkaracağı bölgesel kaosun, güvenlik boşluğunun ve kontrol edilemez sonuçların ne olacağıdır. Bu gerçekliği görmezden gelerek yalnızca “krizden fırsat çıkarma” hesabı yapmak, jeopolitiği romantik beklentiler üzerinden okumaktan başka bir şey değildir.

Ne var ki bu tür basitleştirilmiş senaryolar, ne yazık ki Kürt kamuoyunda kolaylıkla alıcı bulabilmektedir. Çünkü uzun yıllardır tekrar edilen “her büyük kriz Kürtlere yeni bir kapı açar” anlayışı, gerçekçi bir stratejik analizden çok, umut üretmeye dayalı bir siyasal söyleme dönüşmüştür..

Kürtler Orta Doğu denkleminde gerçekçi olmalı hayal tacirlerinin sözlerine prim vermemelidirler.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 347 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 10:43:15