Adelina Sfishta: Sünni İslam Devleti Kurulmasının önündeki "Kürt Engeli" kalktı.
Gazeteci Adelina Sfishta, Suriye’de Kürtlerin askeri ve siyasi olarak tasfiye edilmesini, “Sünni İslam Devleti kurma rüyasının” yeni bir evreye girmesi olarak yorumladı. Sfishta’ya göre Şam yönetiminin Kürtlere sunduğu teklifler, özerklik değil tam teslimiyet anlamına geliyor.

Gazeteci Adelina Sfishta, X (Twitter) hesabında yayımladığı kapsamlı analizinde, Suriye’de Kürtlerin yenilgisiyle birlikte “Sünni İslam Devleti kurulmasının önündeki Kürt engelinin” fiilen ortadan kalktığını savundu. Sfisha, Ahmed el-Şaraa yönetiminin Kürtlere yönelik son adımlarını, bu stratejik dönüşümün parçası olarak değerlendirdi. (Kaynak: https://x.com/AdelinaSfishta/status/2012996757953654916)
Sfishta’ya göre Şam yönetimi, Kürt direnişinin sona erdiğini ilan ederken bunu “bireysel Kürt varlığının tanınması” ile sınırlı bir çerçeveye hapsetti. Kürtçe eğitimin yalnızca seçmeli ders olarak sunulması ve anayasal statünün reddedilmesi, yazara göre Kürtleri “onurlandırma” değil, siyasal olarak etkisizleştirme anlamı taşıyor.
18 Ocak 2026’da sunulan teklif paketinin, Kürtlere fiilen tam teslimiyet dayattığını belirten Sfishta, bu pakette Kürt silahlı güçlerinin lağvedilmesi, Rakka ve Deyrezor’un Şam’a devredilmesi, petrol sahalarının merkezi devlete bırakılması ve IŞİD’le mücadelenin tamamen Suriye ordusuna teslim edilmesi gibi maddelerin yer aldığına dikkat çekti.
Analizde, Mazlum Abdi’nin 19 Ocak 2026’da vereceği yanıtın belirleyici olacağı vurgulanırken, Sfishta Abdi’nin “Arap-Kürt kardeşliği” ve “terörsüz Suriye” söylemi üzerinden bu çerçeveyi kabul etmesinin muhtemel olduğunu savundu. Böyle bir durumda, söz konusu yedi maddenin Suriye Kürtlerinin geleceğini şekillendireceği ifade edildi.
Sfishta, özellikle IŞİD’le mücadele boyutuna dikkat çekerek, bu uzlaşıyla birlikte mücadelenin El Kaide kökenli El Nusra’nın eski lideri olan Şaraa’ya devredildiğini vurguladı. Yazara göre bu durum, “İslam Devleti kurma rüyasının” sona erdiği değil, yalnızca daha uygun bir zamana ertelendiği anlamına geliyor.
El Kaide, IŞİD, HTŞ ve Suriye iç savaşının son on beş yıllık seyrini hatırlatan Sfisha, Körfez ülkelerinin, ABD’nin ve İsrail’in ikna edilmesiyle yürütülen büyük pazarlıkların sonucunda Kürt özerkliğinin tasfiye edildiğini ileri sürdü. Sfishta, bölgenin demokratikleşmeye değil, yeni otoriter düzenlere ve yeni çatışma dönemlerine girdiğini belirterek, Kürtlerin özgürlük hayallerinin bir kez daha ertelendiği sonucuna ulaştı.
Sfishta’ya göre, Suriye’de yaşanan son gelişmeler yalnızca Kürtlerin siyasal ve askeri olarak tasfiyesiyle sınırlı değil; aynı zamanda “Sünni İslam Devleti kurma rüyasının” yeni bir evreye taşınması anlamına geliyor. Yazar, bu rüyanın IŞİD’in askeri yenilgisiyle sona ermediğini, aksine yöntem değiştirerek ve zamana yayılarak sürdüğünü savunuyor.
Analizde, El Kaide çizgisinden gelen El Nusra’nın (daha sonra HTŞ), IŞİD’den farklı olarak devlet kurma hedefini aceleci ve açık bir şiddet stratejisiyle değil, daha pragmatik ve örtük bir siyasal hat üzerinden sürdürdüğü vurgulanıyor. Sfisha’ya göre Colani/Şaraa liderliğindeki yapı, IŞİD’in 2015–2017 döneminde izlediği “alan tutan, açık ilan edilmiş İslam Devleti” modelinin, uluslararası müdahaleyi kaçınılmaz kıldığını doğru okudu.
Bu nedenle HTŞ’nin, İdlip’te hayatta kalabilmek için takiyye temelli bir stratejiye yöneldiğini, radikal hedeflerini zamana yaydığını belirten Sfishta, bu yaklaşımı “güçlenene kadar görünmez olma” siyaseti olarak tanımlıyor. Yazara göre, “Suriye Arap Devleti” kavramının özellikle tercih edilmesi, Körfez ülkeleri, ABD ve İsrail’e verilen bir güven mesajı niteliği taşıyor: Bu bir siyasal İslam devleti değil.
Sfishta, Kürtlerin silahsızlandırılmasını ve özerkliğin tasfiyesini bu büyük planın kilit eşiği olarak değerlendiriyor. Ona göre Kürtler, çoğulcu-demokratik bir yapının ve Batı müdahalesinin potansiyel dayanağı olarak görüldükleri için, “İslamcı devlet rüyasının” önündeki en ciddi engeldi. Bu engelin kaldırılmasıyla birlikte, rejimin tekçi ve merkezi yapısının önü açıldı.
Analizde dikkat çekilen bir diğer nokta ise IŞİD’le mücadelenin Şam yönetimine devredilmesi. Sfisha’ya göre bu hamle, paradoksal biçimde, Sünni İslamcı ideolojinin üzerini örten bir “meşruiyet perdesi” işlevi görüyor. Yazar, El Kaide ve IŞİD geçmişi olan kadroların, bugün “IŞİD’le mücadele eden devlet aktörleri” olarak sunulmasının, ideolojik sürekliliği görünmez kıldığını savunuyor.
Sfishta, IŞİD’in Irak ve Suriye’de yenilgiye uğratılmasının ardından Afganistan merkezli “taşeron yapılara” dönüşmesini, ancak ideolojik çekirdeğin korunmasını bu çerçevede okuyor. Ona göre asıl hedef, doğrudan bir “İslam Devleti” ilanından ziyade, bölgesel dengeler olgunlaştığında devreye sokulacak bir Sünni siyasal-askeri güç birikimi oluşturmak.
Yazar, İsrail’in İran merkezli Şii paramiliter yapılarla sürekli bir çatışma halinde tutulmasının da bu stratejinin parçası olduğunu ileri sürüyor. Böylece tehdit algısının İran üzerinde yoğunlaşması sağlanırken, Sünni İslamcı hattın görece görünmez kalması mümkün oluyor. Sfishta’ya göre bu durum, ileride Irak’ı da içine alabilecek daha geniş bir Sünni güç alanının inşasına zemin hazırlıyor.
Sonuç olarak Sfishta, “İslam Devleti kurma rüyasının” sona ermediğini, yalnızca biçim değiştirdiğini, ertelendiğini ve daha sofistike bir stratejiye evrildiğini savunuyor. Yazara göre bu yeni evrede demokrasi değil, otoriterlik güçlenecek; bölge yeni çatışmalara açık hale gelecek ve Kürtlerin özgürlük beklentileri bir kez daha belirsiz bir geleceğe ötelenmiş olacak.
Son güncellenme: 15:47:14

































































































































































































