Kalibaf: Teslimiyet konumundan müzakere olmaz
Kalibaf, müzakerelerin amacının Washington ile normalleşme değil savaşı sona erdirmek olduğunu söylerken, Kudüs Gücü Komutanı Kaani, Hürmüz'den Babu’l Mendeb'e uzanan ‘direniş güvenlik kuşağından’ söz etti

İran Meclis Başkanı ve ABD ile sürdürülen müzakerelerin baş müzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, ateşkese aykırı adımlar ile deniz ablukasının son dönemdeki gerginliklerin başlıca nedeni olduğunu söyledi. Kalibaf, müzakerelerin amacının Washington ile ilişkileri normalleştirmek değil, savaşı sona erdirmek ve kalıcı bir güvenlik ortamı tesis etmek olduğunu vurguladı.
İranlılara seslendiği mesajda, Tahran'ın ‘teslimiyet’ konumundan müzakere masasına oturmak istemediğini ve yalnızca sloganlarla yetinmeyeceğini belirten Kalibaf, ‘İran'ın gücü ile akılcılığını’ bir araya getirerek ‘hesaplanmış ve eksiksiz bir zafere’ ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti.
ABD'yi ateşkesi ‘açıkça’ ihlal etmekle suçlayan Kalibaf, İran'a yönelik deniz ablukasını ve Lübnan'daki ateşkes mutabakatının çiğnenmesini bu ihlalin somut göstergeleri olarak saydı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın mutabakat muhtırasına dair açıklamalarının uzlaşılan maddelerle çeliştiğini ileri süren İran’ın Başmüzakerecisi, bunun Washington'ın ‘ne ateşkes ne de diyalog’ peşinde olduğunu gözler önüne serdiğini vurguladı.
İran'ın haklarını savunmak için kararlı bir yanıt verilmesinin zorunlu olduğunu ifade eden Kalibaf'ın bu sözleri, İran'ın pazar gününü pazartesiye bağlayan gece İsrail'e yönelik gerçekleştirdiği füze saldırılarına açık atıfta bulundu.
Kalibaf, Tahran'ın durdurduğu askeri operasyonları savunarak, İran Silahlı Kuvvetleri'nin görevini ‘başarıyla’ yerine getirdiğini söyledi ve Tahran'ın İran halkının haklarını savunmayı sürdüreceğinin altını çizdi.
İran Meclis Başkanı, müzakerelerin ilerleyişinin Körfez'deki askeri operasyonlar ve İsrail'e yönelik füze saldırılarıyla eş zamanlı gerçekleşmesinin, çatışma sahasının mimarisini kavramanın zorunluluğunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.
Diplomasiyi yalnızca kapalı kapılar ardındaki görüşmelere ve ‘diplomatik gülücüklere’ indirgemenin baştan başarısızlığa mahkûm olmak anlamına geleceğini söyleyen Kalibaf, öte yandan salt askeri operasyonlara dayanmak da İran'ın haklarını tam anlamıyla savunmaya yetmez ifadesini kullandı.
İran'ın rakiplerine karşı birbirine bağlı dört alanda hareket etmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Kalibaf, bu alanları askeri, diplomatik, halkın direnişi ve mevcudiyeti ile halka hizmet şeklinde sıraladı ve söz konusu alanların bir bütün oluşturduğunu ifade etti.
Askeri alanın ‘güç üretiminin motoru’ işlevi gördüğünü, çünkü düşmanları saldırı düşüncesinden uzaklaştırdığını kaydeden Kalibaf, diplomasinin ise bu gücü somut ve kalıcı hukuki, siyasi ve ekonomik kazanımlara dönüştürmesi gerektiğini vurguladı.
İran Meclis Başkanı’na göre Lübnan'da yaşananlar, diplomasinin askeri eylemle birlikte yürütüldüğünde İsrail'i ve İran'ın rakiplerini geri adım atmaya zorlayabileceğini ortaya koydu.
Tahran'ın bir keresinde saldırı tehdidi ve müzakereleri kesmekle Beyrut'a yönelik bir saldırıyı önlediğini, ardından bizzat saldırıya geçerek görüşmelerin durmasından çekinmediğini gösterdiğini belirten Kalibaf, bunun sonucunda karşı tarafın geri adım atmaya zorlandığını ve İran'ın haklarının güvence altına alındığını vurguladı.
İran'ın Körfez'deki çatışmalarda da aynı modeli uyguladığını ifade eden Başmüzakereci, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına ilişkin düzenlemeleri ‘şimdiye kadar’ pekiştirebildiklerini kaydetti.
Meselenin yalnızca Lübnan'la sınırlı olmadığını belirten Kalibaf, dört alanın koordinasyonu aracılığıyla İran halkının haklarını elde etmek ve ülke için kalıcı bir güvenlik ortamı tesis etmenin esas hedef olduğunu söyledi.
İran'ın ‘ya savaş ya müzakere’ gibi bir seçimle karşı karşıya olmadığını vurgulayan İran Meclis Başkanı, gerektiğinde savaşacaklarını gerektiğinde müzakere edeceklerini ifade ederek müzakereleri ‘çatışmanın devamı’ olarak nitelendirdi.
İranlı yetkililer arasında herhangi bir ihtilaf ya da görüş ayrılığı bulunmadığını belirten Kalibaf, aksine hedeflere ulaşmak için ’tam bir koordinasyon’ içinde olduklarını ve Silahlı Kuvvetlerin onaylanan plan ve kararlar çerçevesinde harekete geçmeye ‘hazır olduğunu ve olmaya devam ettiğini’ belirtti.
Tahran'ın karşı tarafa güvenmediğini belirten Kalibaf, yaklaşımlarının ‘duygusal harekete’ ya da yalnızca hakları dile getirmek ve rakiplerin suçları olarak nitelendirdiği eylemleri kınamakla yetinmeye dayanmadığını ifade etti.
İran'ın kapsamlı bir planlama aracılığıyla, savaş suçu ve komplo olarak nitelendirdiği deniz ablukasını rakipleri için yeni bir yenilgiye dönüştürmek üzere çalışacağını söyledi.
Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nün komutanı İsmail Kaani de Hürmüz Boğazı'ndan Yemen kıyıları açıklarındaki Babu’l Mendeb Boğazı'na, Arap Körfezi'nden Kızıldeniz'e uzanan ‘yeni bir direniş güvenlik kuşağı’ oluşturulacağını açıkladı,
Kaani, İsrail ve ABD'nin bölgedeki ‘serüvenlerinin’ yanıtsız kalmayacağını belirterek, ‘sınır tanımayan savaşçıların hareketlerini izlediğini’ söyledi ve ‘saldırılar’ olarak nitelendirdiği eylemlerin sürmesi durumunda yeni misillemelerle karşılanacağını belirtti.
İranlı yetkililer ‘direniş ekseni’ kavramını, Yemen'deki Husiler de dahil olmak üzere bölgedeki Tahran yanlısı silahlı gruplara atıfta bulunmak için kullanıyor.
Son güncellenme: 11:04:44

































































































































































































