PWK: 12 Eylül 1980 darbesi ve ''Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge'' siyasetinin ortak paydası; ''Kürt anasını görmesin''

12 Eylül 1980'de Türk Ordusu, dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren liderliğinde askeri-faşist bir darbe gerçekleştirdi.
Türkiye Devleti, kuruluşundan 1938 yılına kadar "Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek dil" siyaseti doğrultusunda Kürt milletini ve onun özgürlük davasını ortadan kaldırmak istedi. Binlerce Kürt ve Kürdistanlı katledildi; ırkçı bir asimilasyon ve inkâr siyaseti yürütüldü. Ancak Türkiye Devleti bu siyaset ve uygulamalarıyla bu amacına ulaşamadı.
Kürdistan özgürlük davası, 1960'lı yıllardan sonra Kuzey Kürdistan'da bir kez daha canlandı. 1970'li yıllarda ulusal-demokratik hareket, geniş bir bilinçlenme ve örgütlenmeyle Kuzey Kürdistan'ın birçok şehrinde fiili otorite haline geldi.
Türkiye Devleti, Kürt milletinin bu yeni uyanışından ve Türkiye halkının özgürlükçü, demokrat potansiyelinden korktu; 12 Eylül 1980 günü derin bir planla askeri-faşist bir darbe gerçekleştirdi.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de yüz binlerce kişi gözaltına alındı ve vahşice işkencelere maruz kaldı. On binlerce kişi yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Yüzlerce kişi öldürüldü ve idam edildi. On binlerce kişi tutuklandı. 12 Eylül 1980 askeri- faşist darbesinden sonra Diyarbakır 5 No'lu Cezaevinde yaşanan işkence, zulüm, vahşet ve katliamlar Hitler faşizmininkilerden geri kalmadı.
Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi, Türkiye Devleti'nin ve 12 Eylül 1980 Darbe Cuntası’nın, Milli Güvenlik Konseyi'nin laboratuvarı ve stratejik bir projesiydi. Bu projeyle Kürt milletinin tüm ulusal değerlerini, düşüncelerini ve kimliğini kırmayı, itibarsızlaştırmayı amaçladılar.
Fakat nasıl ki Türkiye Devleti'nin kuruluşundan 1980 yılına kadarki siyaseti Kürt milletinin varlığını ve özgürlük mücadelesini ortadan kaldıramadıysa, 12 Eylül 1980 darbesi ve Diyarbakır 5 No'lu Cezaevinde yürütülen zulüm de Kürt milletinin varlığını ve mücadelesini ortadan kaldıramadı.
1990'lı yıllarda Türkiye Devleti, Kürdistan'da gelişen ulusal uyanışa karşı 12 Eylül 1980 darbesinden daha sert bir zihniyetle Kuzey Kürdistan halkına, Türkiye'deki demokrat ve özgürlükçülere karşı kirli savaş konseptini devreye soktu. Türkiye Devleti tarafından gerçekleştirilen "faili meçhul cinayetler" olarak tanımlanan süreçte 17.000 kişi katledildi. "Faili meçhul cinayetler" dönemi, baskı işkence, zulüm ve katliamları ile12 Eylül 1980 darbesi dönemini dahi geride bırakan bir seviyeye ulaştı.
Türkiye Devleti'nin 1990'lardaki bu siyaseti de Kürdistan özgürlük davasının önüne geçemedi.
Orta Doğu'daki gelişmeler, Güney Kürdistan'da resmi olarak ve tüm dünya devletlerinin tanıdığı federatif bir bölgenin kurulmasına yol açtı. Federatif Bölge'nin kurulması Lozan Antlaşması'na büyük bir darbe vurdu, ciddi bir derz açtı ve bu derz yavaş yavaş Rojava Kürdistanı ve Doğu Kürdistan'a da yöneldi.
Türkiye Devleti'nin korkusu bu kez her zamankinden daha büyüktü. Bu yüzden şimdi sadece Kuzey Kürdistan'daki ulusal hareketi yok saymak ve engellemek için değil; aynı zamanda Kürdistan'ın her bir parçandaki milli, siyasi, coğrafi statüyü ve ulusal-demokratik hakları engellemek, Güney Kürdistan'daki kazanımları zayıflatmak için "Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge" siyasetini yürütmektedir.
Ne yazık ki, Türkiye Devleti'nin 1923'ten 1980'e kadarki katliam, zulüm ve asimilasyonlarının sorumluları da, 1960, 1971 askeri darbeleri ile 12 Eylül 1980 darbesi döneminde yaşanan işkence, ölüm, yıkım ve haksızlıkların sorumluları da yargılanmadı. Onlar yargılanmadığı gibi, 1990'lardaki "faili meçhul cinayetler" dönemindeki işkence, katliam ve haksızlıkların sorumluları da yargılanmadığı için, bugün de Türkiye Devleti yöneticileri Kürt milletinin tüm kolektif ulusal-demokratik haklarını yok sayan, engellemeye çalışan bu "Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge" siyasetini minnetsiz bir şekilde önlerine koyabilmektedirler.
Ayrıca Öcalan, PKK ve DEM Parti'nin Türkiye Devleti'nin yürütmüş olduğu "Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge" isimli bu siyasete verdiği destek; Kürt milletinin ödediği bedelleri ve ulusal haklarını yok sayma konusunda Türkiye Devleti'ni daha pervasız, minnetsiz kılmaktadır.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46. yıl dönümünde, bu darbenin tüm sorumlularını bir kez daha kınıyor ve Türkiye Devleti'ne Kürt milletinin haklarını inkâr, asimilasyon ve yok sayma siyasetinden vazgeçme çağrısında bulunuyoruz. Kapalı kapılar arkasındaki görüşmeleri bırakın. Kürtlerin siyasi partileri, sivil toplum kuruluşları ve kabul gören şahsiyetleri Kürt milletinin temsilcileridirler. Gelin, bu temsilcilerle masaya oturun. Barışçıl ve siyasi yollarla gerçek çözümün yolunu açalım.
Ayrıca inanıyoruz ki her türlü darbeye, zulme, işgale, katliama, inkâra, imhaya ve asimilasyona karşı haklarımızı, özgürlüklerimizi ve zaferi elde etmenin anahtarı ve başlangıcı, her şeyden önce Kürtlerin ulusal-demokratik güçlerinin birliği ve ittifakıdır.
Bu münasebetle Kuzey Kürdistan'daki tüm ulusal ve Kürdistani taraflara bir kez daha ulusal ve Kürdistani ilkeler temelinde ittifakımızı kurma çağrısı yapıyoruz.
Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Basın Bürosu
Son güncellenme: 13:15:16


































































































































































































