Ercan İlgin: Kürt Siyasetinde 1970’ler Kuşağının Temel Açmazları Üzerine – 2

18 Eylül 2026 - 15:37
18 Eylül 2026 - 15:40
 0
Ercan İlgin: Kürt Siyasetinde 1970’ler Kuşağının Temel Açmazları Üzerine – 2
Temsili

1970’ler kuşağı ve onların kurmuş oldukları Kürt partilerinin aslında milliyetçi düşünceyi içselleştirmesi gerekirken bu düşünceye karşı mesafeli duruşu bilinen bir gerçektir. Keza, bunun yanı sıra bu kuşak içindeki bazı kesimlerin milliyetçiliğe mesafeli durmanın ötesinde bu düşünceye karşıtlık içinde oldukları da öyle.

Hal böyle olunca bu kuşağın çok büyük kısmı, kendi siyasi çizgisini tanımlarken ihtiyaç duyduğu şeyi “yurtseverlik” kavramında bulmakta, kendisini bu kavramla ifade etmektedir.

Diğer yandan bu kuşak içerisinde, kendisini Kürt milliyetçisi olarak tanımlamaktan imtina eden ve milliyetçi düşünceye karşı negatif tutum takınanların, bugüne değin milliyetçi düşüncenin olumsuzluğu konusunda bir tek akademik çalışma yapmamış olmasını da not etmekte fayda var.

Bu bağlamda bir önceki yazımda, söz konusu bu kuşağın, bir yandan PKK muhalifliği yaparken diğer yandan kendisini “yurtsever” olarak tanımlama konusunda PKK ile aynı noktada birleştiği gibi garip bir durumun ortaya çıktığını vurgulamıştım.

Bunun temel nedenini ise, her iki kesimin de kendisini Kürt milliyetçisi olarak tanımlamamak konusundaki ısrarında aramamız gerekiyor. Elbette her zaman Kürt milliyetçiliğini en büyük düşmanı olarak tanımlayan Öcalan ile onu son derece haklı argümanlarla eleştiren bu kuşağın mensuplarının her alanda aynı siyasi çizgide ortaklaştığını iddia etmiyorum. Keza, bu kuşağın kendi milletinin özgürlüğünü merkezine almak konusundaki milli tutumunu da göz ardı etmememiz gerekiyor. 

Fakat yine bu kuşağın Kürt milliyetçiliğine karşı negatif tutumu veya kendisini Kürt milliyetçisi olarak tanımlamaktan titizlikle kaçınıyor olması ortaya böyle bir paradoks çıkarmaktadır. 

Dolayısıyla öncelikle bu kavramı objektif olarak ele almak ve yine bu kavramın özünü ortaya koymak adına yurtseverliğin özünde ne ihtiva ettiği ve bu kavramın son yüz yıllar boyunca kimlerce hangi amaçlarla kullanıldığını irdelemeliyiz.

Bu konuda Horace Davis “yurtseverlik” kavramının “çok tehlikeli” olduğunu söylerken bir gerçeğe işaret eder. Çünkü ona göre, kolaylıkla devletin izlediği siyaset ne olursa olsun o siyaseti izleme ve otomatik olarak benimseme anlayışını doğurur.  

Yine Davis, bu bağlamda, Thorstein Veblen’in “Yurtseverlik tam ifadesini ancak savaşta bulur… Yurtseverlik barışı korumak için değil bozmak içindir.” sözlerini alıntılayarak onunla aynı görüşte olduğunu söyler.

Gerçekte de bu kavram totaliter rejimler ve bu rejimlerin egemen sınıfları eliyle en çok kirletilen kavramların başında gelmektedir. Nitekim bu konuda Samuel Johnson, “Yurtseverlik alçaklığın son sığınağıdır” sözüyle bu konuda bariz bir gerçeği dile getirmektedir.  

Yani “yurtseverlik” kavramı bir istisna haricinde hiç de masum bir kavram değildir. Bu istisna da bağımsızlığı ve egemenliği uluslararası nizam tarafından tanınmış bir ülkenin bir başka devlet tarafından işgal edildiği durumdur. Bu durumda işgal altındaki ülkenin fertleri kendi ülkelerini işgalci güçlerden kurtarmak için kendi yurtlarını savunurlar. Böylesi bir durumda yurtseverlik son derece haklı bir argüman olarak ortaya çıkar. Fakat yine böylesi bir durumda yurtseverlik başlı başına bir kavram değil, milliyetçiliğin mütemmim bir cüzüdür.  Çünkü bu durum bir milletin kendi ülkesini işgale karşı korumak adına verdiği ulvi bir savaşın adıdır ve bu savaşta başat faktör milliyetçiliktir.

Oysa Kürdistan meselesinde böyle bir durum söz konusu değildir. Çünkü, Kürtlerin, ne bundan önceki dönemlerde uluslararası nizam tarafından tanınmış bir devleti, ne de teritoryal sınırları belirlenmiş bir ülkesi olmamıştır. Tersine Kürtler üzerinde tahakküm kurmuş olan dört kolonyalist devletin gerek egemenliği gerekse de ülkelerinin sınırları uluslararası nizam tarafından tanınmış bulunmaktadır.

Kaldı ki, söz konusu bu kuşağın temsilcileri bu realiteden hareketle tüm politikasını kendi milletinin bir statü sahibi olması üzerine kurgulamakta ve bu mücadeleyi de silahı reddederek demokratik ve meşru bir zeminde yürütmeyi esas almaktadırlar. Yani ortada bir yurt savunması yoktur, tersine bir milletin demokratik ve meşru bir zeminde kendi varlığını muhatabına kabul ettirme gibi bir hedef vardır.

Dolayısıyla bir yandan bu akılcı politikayı izlemeye çalışanların diğer yandan kendilerini yurtsever olarak tanımlamalarının hiçbir mantığı bulunmamaktadır. Ayrıca Kürt siyaseti içinde aklı başında herkes, “yurt” kavramı, eğer Kürt milliyetçisi bir paradigmadan yoksunsa bu kavramın her yöne çekilmeye müsait bir kavram olduğunu da rahatlıkla görebilir.  Nitekim bu kavramın her yöne çekilebilecek bir kavram olduğunun en büyük ispatını PKK’nin son elli yıllık söylemlerinde görmemiz mümkündür.

PKK’nin ve onun tartışmasız tek lideri konumunda olan Öcalan’ın yaklaşık son elli yılda ne denli büyük savrulmalar yaşadığı ve bu dönemde nasıl her konuda kendi zıddına dönüştüğü bilinen bir gerçek. Fakat yine bu örgütün bu süre zarfında değişmeyen tek bir argümanı “yurtseverlik” kavramı oldu.

Evet, bu örgüt her zaman ve her durumda Kürt milliyetçiliğine karşıtlık ve düşmanlık temelinde bir perspektif ortaya koydu. Fakat yine her zaman kendisini “yurtsever” olarak tanımladı. Bu durum, bu örgütün gerek lideri gerekse de yöneticilerinin, günümüzde Kürtlerin, kayıtsız şartsız Türk devletine entegre olmayı esas hedef olarak belirlemiş olduğu durumda da değişmedi. Bunda bir çelişki yok çünkü bizatihi bu durum “yurtseverlik” kavramının her duruma uyarlanacak bir kavram olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak bu kavramın Kürtlüğü çağrıştıran bir kavram olmayıp sadece 1970’ler kuşağının, bir nevi “öğrenilmiş çaresizlik” olarak tanımlayabileceğimiz biçimiyle, kendisini Kürt milliyetçisi olarak tanımlamaktan özenle imtina etmesi sonucu, son elli yıldır diline pelesenk ettiği bir kavram olduğu gerçeğini vurgulamamız gerekiyor.

Kaldı ki, bu kavramın PKK ideolojisinin savunucuları dışında Kürt toplumu için bir şey ifade etmediğinin de bilinmesi gerekiyor. Çünkü bu kavramda Kürtlüğü çağrıştıran hiçbir şey bulunmamaktadır.

Burada bu kuşağın kendisini Kürt yurtseveri olarak tanımlayarak PKK’den ayrıldığı gibi bir karşı tez önde sürülebilir. Fakat bu karşı tezin de bir anlamı yoktur çünkü PKK’de bu kavrama sıkı sıkıya bağlı kalırken kendisini bir Türk yurtseveri olarak değil, tersine Kürt yurtseveri olarak tanımlamaktadır. Yani sorunun özü bu kavramın ne denli manipülasyona ve saptırılmaya açık olduğu meselesidir. 

Devam edecek…

 

 Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

 

 

 

Bu haber toplam 234 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 16:38:59