Kemalist Türk devletinde ABD'nin Kürt ulusal politikasının oluşması ve buna katkımız! -2-
Bir önceki makaleden devam ediyoruz;
Mayıs 1990 tarihinde (modern tarihinde, Kürt Göçü ile ilgili kurduğumuz ilk dernek olan) Mersin’e Göç Edenler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ne (GÖÇ-DER’e) Türkiye’nin her bölgesinden Mersin’e göç edenler, özellikle Kürtler adeta sel gibi katılım gösterdiler. Sonra, iş derneğimizi ve Kürtler için hazırladığımız projelerimizi ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtmaya gelmişti.
Başta ABD olmak üzere, Avrupa Birliği Ankara Büyükelçisi ve belli başlı Avrupalı devletlerin Ankara Büyükelçilerine birer mektup ile GÖÇ-DER’i ve hedeflediği projelerini tanıtan birer dosya gönderdik.
Türkiye’deki Kürt meselesinde, PKK dışında Kürtler için yeni bir söylemle, yeni bir temsiliyetle, yeni bir projeyle ve yeni bir bakış açısını getirdiğimiz için, başta ABD olmak üzere gönderilerimizi büyük bir ilgiyle karşıladılar.
ABD Ankara Büyükelçiliği dosyamızı bizimle irtibat kurmaları notu ile ABD Adana Baş Konsolosluğuna gönderdiler.
Adana ABD Baş Konsolosluğundan bizi aradılar. Kürt meselesine bakan, bu konuda Doğu ve Güneydoğu Anadolu dan sorumlu olan Başkonsolos yardımcısı Sn. Josehp Pennington’un GÖÇ-DER’i ziyaret etmek istediğini belirtiler. Belirttikleri tarihte geldiler. Dernekte karşılıklı GÖÇ-DER’in kuruluş amacını ve Kürt meselesinin çözümü konusunda geliştirdiğimiz projemizi uzun uzun kendilerine anlattık. Onlar da Kürt meselesi ile ilgili yeni bir çalışma ve yeni bir siyasi söylemle karşılaştıklarını söyleyerek, akıllarındaki sorularını sorup bizden cevaplarını aldılar. Anlatımlarımız onları etkilemiş olacak ki, (aşağıdaki resmi diplomatik belgelerde de görüleceği gibi) bizimle (özellikle Sn. Josehp Pennington) çok çok yakın bir mesafede ve ilişkide diyaloglarını yıllarca sürdürdüler. Onların istekleri üzerine onlarca defa bir araya geldik. Bir “İngiliz projesi olan Kemalizm’in” PKK–Öcalan üzerinde ki (iflah olmaz) etkileri, Kürtlerin, Kürt milli doygularını (istismar ederek) kullanarak Kürt toplundaki iç siyasetindeki etkileri, Kürt toplu üzerindeki psikolojik – sosyolojik etkileri ve onları heyecanla siyasi söylemlerimizle, ABD’nin (Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesin de) Türkiye’de oluşturmaya çalışan yeni Kürt siyasetinin oluşturmaya çalıştılar. Kürt meselesinin çözümünde kafalarında oluşan sorulara samimi ve ciddiyetle bizimle cevap bulmaya çalıştılar. Ve ABD’nin oluşan bu yeni siyasetine yüzde kırk (%40) katkımızın olduğuna defalarca dile getirdiler.
ABD’li diplomatların bizimle ilişkiye geçmeden önce, Türkiye’deki Kürt politikaları ile ilgilenen ABD’li diplomatlar genellikle toptancı ve düz bir bakışla bakarak PKK–Öcalan’a karşı planlamalar yapıyorlardı. Yani, PKK’li Kürtleri toptan bir kefeye koyuyorlardı.
O dönemlerde bu konuları onlarla konuştuğumda, bu bakış açısının yanlışlığını onlara söyledim. Toptancı bir bakışla PKK’ye bakılmasının yanlışlığını dile getirdim. “O zaman PKK’ye nasıl bakılmalı?” diye sorduklarında, onlara; “Bir kere PKK’nin iki kısma ayrıldığını bilmemiz, bilmeniz gerekiyor” dedim.
Birincisi; Yanlış bir yolda olsalar bile, samimi bir şekil de Kürt ve Kürdistan davası güdenler, bunun için mücadele edenlerdir. Bunlar PKK’lıların yüzde doksanını ve Kürt halkından örgütte taban oluştururlar, yani örgütün tabanı bunlar teşkil ediyorlar.”
Diğer ikinci kısım ise; (tıpkı Türkiye’deki Kemalistler gibi) Kürt ve Kürdistan davası üzerinden isim, makam ve rant elde etmek için Kürtlerin ezilmişliklerini ve bu nedenle içlerinde biriken intikam duygularını istismar edip, Kürt halkını kullananlardır. Biz bunlara APOCU diyoruz. Bu kesim de PKK’li Kürtlerin yüz de onunu (%10) teşkil ediyor. Fakat maalesef, PKK’nin güdümündeki genel Kürt halk siyasetini bu kesim yürütüyor. Acilen bu iki kısmı bir birinden ayırmamız lazım. Kürt siyasetini Apocuların egemenliğinden kurtarmamız lazım. Kürtler için toplumsal halk tabanına sahip yeni bir Kürt temsiliyeti oluşturmamız lazım” dedik.
Onlar da bunu onayladılar.
(Nitekim, onlarla yıllarca süren bu diyalog, ilişki ve ciddi telkinlerimiz neticesin de olsa gerek, PKK’nin APOCULUK kanadının tasfiyesine karar vererek Öcalan’ı Suriye den çıkartıp Türkiye’ye teslim ettiler.
Nitekim bu kararlarının ilk haberlerini de 1997 yılında Sn. Josehp Pennington bize vermişti.)
Öcalan daha Suriye'de iken, yukarıda ABD'nin Türkiye'deki Kürt politikasının mimarı (sayılabilecek) ABD’nin Adana başkonsolos yardımcısı 1997 yılındaki bir tarihte beni aradı. "Kürt toplum katmanından (tarikat, dini cemaat, aydın, aşiret ve kanaat önderlerinden) birer kişiyi bir araya getirebilirseniz, gelip hem sizinle, hem de onlarla görüşmek isterim" dedi. "Olur" dedim.
Onların yer ayırttığı bir restoranda toplandık. Uzun uzun Kürt meselesini konuşurken, özet olarak mealen şöyle dedi:
“ABD, 1990’larına kadar Irak Kürdistan’ına odaklanmışken (Güney Kürdistan) kendi açısından müttefiki olduğu Türkiye’deki Kürt meselesine karışmak istemedi. Ta ki 1994 yılına kadar. Baktı ki Türkiye bu işin içinden çıkamıyor, 1994 yılında bu işe el atma gereğini duydu ve ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Türkiye’deki Kürt meselesi ile ilgili müstakil bir daire kurdu. (Gülerek) Bu daire Dışişleri Bakanlığı binasının 14. Katında bulunuyor. Geçende ABD’ye gittiğimde bu daire başkanı ile görüştüm. (Beni kast ederek) Sizden bahsettim. Sizin çalışma ve projelerinizi anlattım. Uygun bir zamanda sizi ABD’ye davet edebilir” dedi. “Buna ilaveten; yeni oluşturduğumuz ABD’nin yeni Kürt politikasının yüzde kırkının sizin katkınız ile oluştuğunu bilmenizi isterim” dedi.
“Bunu Washington da ki daire başkanıma söylediğim gibi size de belirtmek isterim.”
(Nitekim aşağıdaki belgede de görüldüğü gibi ABD Başkonsolosunun hakkımda hazırlayıp ABD’ye gönderdiği resmi rapor bunun kanıtıdır. İleriki bir zamanda ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Adana’ya geldiler. Benimle görüşmek isteyince Adana’ya gidip ABD Başkonsolosluğunda bir araya gelip uzun uzun bu konular da bir görüşmemiz oldu.)
Bu girişten sonra konuşmasına devam etti:
"Bu gelişimin sebebi (Türkiye’deki Kürt sorunu konusunda) ABD'nin bir devlet politikasını net bir şekilde size aktarmak istiyorum. Kürt sorununun çözümü için siz Kürtler, kendinizi sadece PKK ile sınırlandırmamalısınız. Alternatif bir yapılanma içerisinde çalışma yapmanız gerekiyor. Çünkü şunu bilmeniz gerekir ki, ilerideki ABD'nin Kürt politikasındaki planlamasında Öcalan ve çizgisinin (yani Apoculuğun) yeri yok” dedi.
Toplantıya katılanlardan sorulan bir soru üzerine, “yanlış anlamayın, bunun PKK’nin solculuğuyla da ilgisi yok. Gerekiyorsa Komünist partiyi de kurdururuz veya mevcut olanı da destekleriz “ dedi.
Biz şaşkınlık içerisinde tekrardan nedenini sorduğumuzda; "Biz Öcalan'ın kişilik yapısını ve psikolojisini çok iyi biliyoruz. Abdullah Öcalan, ideolojik (yani Kürtlük) formasyonu zayıf biri. Öcalan önüne gelecek her türlü işbirliğine yatkın pragmatik bir kişiliğe sahiptir. Onun, Kürt hareketinin başında olması bize güven vermiyor" v.s.... dedi. Ve böylece ileride Öcalan’ın bu davadan tasfiye edileceğinin ilk sinyalini de vermiş oldu. Ve nitekim, ABD 1999 yılında (Türkiye’nin önemli bir katkısı olmadan) Abdullah Öcalan’ı yakalayıp Türkiye’ye teslim etti.
https://nerinaazad2.com/tr/columnists/yahya-munis/yeni-bir-kurdistan-bolgesi-icin-ilk-adim
Nitekim 1999 yılında, Bülent Ecevit iktidarda iken ABD Öcalan’ı yakalayıp Türkiye’ye teslim ettikten sonra, o tarihte iktidarda olan Bülent Ecevit; “gerçekten ABD’nin neden Öcalan’ı bize verdiğini bilmiyorum” sözleri basına yansıdı.
ABD Adana baş Konsolosu Sn. Stuart E. Jones 1997 yılın da (haberim olmadan) benim toplumsal, siyasal ve halkı örgütleme yeteneğim hakkın da, mektup mahiyetin ciddi bir rapor ABD2ye gönderiyorlar. Ondan sonra, Sn. Josehp Pennington Mersin’e gelip o yazının ikinci asıl bir nüshasını bizzat elden bana verdiler.
İşte o resmi İngilizce belgeler ve tercümeler:
Not: Belgelerin harf küçüklerinden dolayı okunmayabilir varsayılarak düz metin belgelerin arkasındadır:


Mektup – Raporun Türkçe tercümesi:


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 00:37:37
