Ercan İlgin: Kürt Siyasetinde 1970’ler Kuşağının Temel Açmazları Üzerine – 1

Birkaç bölüm halinde kaleme alacağım bu yazı dizisine başlarken öncelikle bu kuşağın 1974-1980 arası dönemde Kürt milli uyanışında öncü rol oynadığı gibi bir gerçeklikten hareketle bu kuşağa bir hakkı-teslim yapmam gerekiyor. Bunun sonrasında, bu kuşağın neden 1980 sonrasından başlayarak adım adım Kürt siyasetinde etkisizleştiğini ve günümüzde, her birinin üye sayısı birkaç yüz kişiyi geçmeyen birkaç partinin içinde tıkanıp kaldıkları gerçeğini ele almak istiyorum. Diğer yandan bu partilerde yer almayanların da Kürt düşün dünyasına katkı sunan birkaç aydını saymazsak sadece seyirci konumunda olduğu gibi hazin bir gerçekliğin söz konusu olduğunu vurgulamalıyım.
Peki ne oldu da bu kuşak günümüz Kürt siyasetinde bu denli dramatik bir biçimde etkisizleşti. Bunun pek çok nedeni var kuşkusuz. Bunlar tek bir yazıya sığmayacak kadar uzun. O nedenle bu durumu birkaç bölümde ele almaya çalışacağım.
Bu bölümde, bu dramatik çöküşün bir nedenini gerek bu kuşağın gerekse de bu kuşağın kurduğu ve maalesef günümüzde marjinal halde kalan Kürt partilerinin söylemlerinde ve kullandıkları argümanlarda bulmak mümkün.
Bu noktada önce bunların kendilerini, son elli yıldır “yurtsever” olarak tanımlama konusundaki ısrarını ele almak gerekiyor. Onlar, bu yarım asırlık süreçte, denize düşmüş bir kazazedenin bir ağaç parçasına dört elle sarılıp kalması gibi bu kavrama sıkı sıkıya bağlı kalmaya devam ettiler. Bu durum günümüzde de aynen devam etmektedir.
Keza onların bu kavrama bağlı kalmalarının temelinde ise kendisini milliyetçi olarak tanımlamaktan kaçınma dürtüsü esas rol oynamaktadır.
Bu bağlamda “yurtseverlik” kavramının ne denli kirletildiği ve 20. Yüzyıldaki tüm totaliter rejimlerin kendi toplumlarını konsolide etmek için bu kavramı ahlaksızca kullandığı bir yana, bu kavramın, kurulduğundan bugüne değin PKK’nin temel argümanı olduğu gerçeğini de vurgulamamız gerekiyor. Bu gerçeklik de söz konusu 1970’ler kuşağının ve onların partilerinin, bir yandan PKK muhalifliği yaparken diğer yandan PKK ile aynı kavram etrafında ortaklaşmış olması gibi garip bir durum ortaya çıkarmaktadır. Çünkü bu örgütün kurucusu ve tek lideri olan Öcalan bir yandan Kürt milliyetçiliğini “en büyük düşmanı” olarak tanımlarken diğer yandan kendisini ve partisinin çizgisini her zaman “yurtsever” olarak tanımlamıştır.
Bunu kısaca vurguladıktan sonra, yurtseverlik ile milliyetçilik arasındaki derin uçurumu daha sonra ele almak üzere bir kenara bırakalım. Yine bu kuşağın, kendi milli aidiyetini tanımlarken “millet” yerine “halk” kavramını kullanmak konusundaki anlaşılmaz alışkanlığını da ele almamız gerekiyor. Bu iki hususu yazımın ilerleyen bölümlerinde detaylandırmaya çalışacağım.
Şimdi, 1970’ler kuşağının gerekse de onlardan bakiye Kürt partilerinin değişen Kürt sosyolojisinden ne denli bihaber olduğunu irdelemeye devam edelim.
Bu konuda iki yıl öncesine, Spectrum House’ın kamuoyu araştırmasına ve söz konusu bu araştırmada kendisini “Kürt milliyetçisi” olarak tanımlayan Kürtlerin % 34,9 gibi bir orana ulaştığı gerçeğine dönelim.
Yani söz konusu bu araştırmada her üç Kürt bireyinden biri kendisini Kürt milliyetçisi olarak tanımlamaktadır. Yine bu kamuoyu araştırmasının, Apocu ideolojinin, Kürtlere, Türk devletine kayıtsız şartsız entegre olmalarını dayatmasından hemen önce yapıldığını da hatırlatalım. Bu minvalde bugün Kürtler arasında yapılacak bir kamuoyu araştırmasında kendisini Kürt milliyetçisi olarak tanımlayanların oranının daha yüksek çıkacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yok. Çünkü, bugün geldiğimiz noktada Kürtlerin büyük çoğunluğu, Apocu ideolojinin kendilerine dayattığı entegrasyona ve dolayısıyla millet olmak iddiasından vazgeçmeye karşı ciddi bir reddiye ortaya koymaktadırlar.
Dolayısıyla söz konusu bu kuşak, artık Kürt milliyetçiliğine karşı negatif veya ikircikli tutumunu tekrar gözden geçirmeli ve eğer Kürtler adına siyaset yapma iddiasında ısrarlı olacaklarsa artık bu yeni duruma göre hareket etmelidirler. Bunun ilk adımı da kendilerini Kürt milliyetçisi olarak tanımlamaktan ve demokratik-meşru temelde bu düşünceyi rehber edinmelerinden geçiyor.
Devam edecek…
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 09:47:33





























































































































































































