Ahlaki-Vicdani Duruş Söylemleri ve Yalanlarla Bezenmiş Çifte Standartlar Üzerine Bir Kaç Söz (1)
'' Ülkeleri dört parçaya bölünmüş, topraklarını bünyelerine katıp gasp etmiş 4 devlet ile olan talihsiz ve dramatik yüz yılların ötesine taşan bir Kürt gerçekliği. BM bünyesinde toplanmış 200 e yakın ulus devlet ile dünyadaki diğer toplum kesimleri Kürtlerin yaşadıkları bu mağduriyet durumları devletleri ve dostları olmadığı için pek ilgilerini çekmedi. Ama etnik olarak Arap olan Filistin sorunu, hem dünya sol hareketlerin hem de dünyada İslami toplumların hep gündeminde oldu.''

En son Amerika/ İsrail koalisyonu ile İran arasında çıkan savaşta, dünyada da bunun yankıları oldu. Devletler, parti ve örgütler bu savaşın yanında nasıl ve ne için konumlandıklarını ortaya koydular. Bazı devlet, örgüt ve kesimler, bu savaş karşısında hiç te ahlaki, etik ve tavır ve duruş sergilemediler. Bu savaşı, evrensel insani ve erdemli değerler penceresinden bakmak yerine ideolojik, dinsel ve mezhepsel emel ve amaçlarına bu savaşı paravan olarak kullandılar ve kullanmaya da devam ediyorlar. Bu kesimlerin temel insan haklarına evrensel insanlık değerlerine bakışları orta yerde dururken, ölümler ve saldırılar arasında ideolojik, dinsel ve mezhepsel bir yaklaşımla olaya yaklaştılar. Hal böyle olunca ahlaki kriterler, vicdan ve temel haklara yaklaşım inandıkları ve sahip oldukları ideoloji, din veya mezhep penceresinden yaklaşımlar olayları daha da karmaşık hale getiriyor. Konu basitçe "Bizden" ve "onlardan" konusuna gelip tıkanıyor. Bu genel tespitlerden sonra bu kesimlerin çifte standartlarını ortaya koyan somut niyet ve davranışlarını deşifre edip ortaya sereceğiz.
Bu son savaşın patlak vermesi ve tarafları bu savaşa iten objektif ve tetikleyici nedenlerine bakmamızda fayda var. Onun için biraz geriye gitmemiz gerekir. Ortadoğu'da birer sorun silsilesi olarak toplamda yüz yıldır kaynayan ve süregelen iki sorunlu toplumsal olgu var. Filistin-İsrail meselesi ve Kürtler ile dört sömürgeci ilhakçı devletler. Ülkeleri dört parçaya bölünmüş, topraklarını bünyelerine katıp gasp etmiş 4 devlet ile olan talihsiz ve dramatik yüz yılların ötesine taşan bir Kürt gerçekliği. BM bünyesinde toplanmış 200 e yakın ulus devlet ile dünyadaki diğer toplum kesimleri Kürtlerin yaşadıkları bu mağduriyet durumları devletleri ve dostları olmadığı için pek ilgilerini çekmedi. Ama etnik olarak Arap olan Filistin sorunu, hem dünya sol hareketlerin hem de dünyada İslami toplumların hep gündeminde oldu. Peki Filistin gerçeği neydi ve bu sorunun çözümü için yola çıkan Filistinli örgütler ne istiyorlar? Dünya sol hareketlerinin, Arap toplumlarının ve dünya Müslümanlarının arkasında olduğu, maddi manevi desteklerini esirgemedikleri seküler ve dinci örgütleri (FKÖ ve HAMAS) İsrail toplumuyla komşu ve barış içinde yaşayan iki bağımsız devleti İstiyorlar mı? Asla. Peki bu örgütler ne istiyorlar? Sorulduğunda açıkça ifade ediyorlar. "İsrail'i yok edeceğiz. onları haritadan sileceğiz" Bu gerçeği bilenler kaç kişi? Bu söylem ve taleplerin İnsani ve ahlaki hiç bir tarafı olabilir mi? İşte böylesi bir nefret ırkçılığı var. Bunu Kürtler cephesine uygularsak, Mesela Türk devleti çıkıp Kürtlere; "Tamam size çok haksızlık ve zulüm yapıldı. Gelin yeni bir sayfa açalım. İsterseniz bağımsız devletinizi kurun veya Türk-Kürt ortak egemenliğine dayalı federal bir devlet kuralım" teklifine Kürtlerin çıkıp; "Hayır, sizi bu topraklardan silip atacağız. Orta Asya'dan geldiniz, sizleri tekrar oraya göndereceğiz" gibi saçma mantık ile bir farkı var mıdır?
7 Ekim 2023 yılında vahşi dinci terör örgütü HAMAS, İsrail'de bir etkinlik nedeniyle bir araya gelmiş, kadın, çocuk ve gençlerden oluşan ve tamamen silahsız sivillerin yer aldığı kitleye saldırarak, ağır silahlar ve bombalarla 1200 insanı katlettiler. Bu eylem, hiç bir ahlaki ve vicdani literatürde yeri olmayan açık bir terör eylemiydi. İran savaşıyla ortaya çıkan durumu sahte ve şatafatlı sözlerle eleştiren dünya solu ve olayı dini pencereden değerlendiren dünyanın diğer devlet, örgüt ve kişilerden sesli bir kınama ve protesto yapanlara şahit oldunuz mu? Hayır. O zaman 47 yıldır, koca bir ülkenin kaderi üzerine çökmüş, bu zaman diliminde dinci ve şeriatçı baskı rejimine karşı çıkan, protestolar yapan insanları tarayarak on binlerce masum insanı katletmiş, her gün, 20-30 genç kadın ve erkeği "Şeriat kurallarına aykırı hareket etmek" ten ailelerinin gözleri önünde vinçlere asarak idam eden, bununla da yetinmeyerek idam ipi parasını bile ailelerinden alan kural tanımaz vicdan yoksunu bir rejim için hoplayıp zıplayan, kınayıp protesto eden çağın gerisinde kalmış solcu ve Müslümanlardan bir tepki bir hareket gördünüz mü? Elbette hayır.
Yüz yıldır kendi ulusal özgürleri için hem Şahlık ve hem de Şii şeriatçı-cihatçı vahşi rejime karşı insanlık ve özgürlük mücadelesini yürüten Kürtleri kıyımdan geçiren, müzakere adı altında tuzaklar kurup Kürt liderleri suikastlarla katleden bu rejime, sosyalist-komünist ve İslamcı kesimlerin "ahlaki ilkesel duruş" ve "vicdani duyarlılık" dedikleri duruş bu mudur? Bu ilkesel duruşu Kürtler katledilirken neden kullanmadılar? Başta TKP ve Türk şovenist solunun yüz yıldır kendi devletlerinin sayıları on milyonlarca olan kadim bir milletin ulusal varlıkları, dilleri ve kültürlerinin anayasa ve yasalarla inkar edilerek karşı çıkışları toplu katliamlarla susturulduğu durumlarda bu yapının anası (TKP) ve Müslümanlıkları ile övünen dinci kesimlerin, söylem ve eylem bazında hiç bir kınama ve protestolarına şahit oldunuz mu? Hayır. Çok fazla geriye gitmeye de gerek yok. Türk devletinin Suriye iç savaşında, Kürtlerin bir statü elde etmemeleri için, Rojava Kürdistanı’nın kuzeyin işgal ederek, orada devşirdiği, tecavüzcü ve kafa kesen cihadistleri Kürtlerin başına musallat ederek katliam tecavüz ve talanlara yol veren kendi devletlerine karşı, sosyalist-komünist ve dincilerin tek bir protesto, kınama eylemlerine şahit oldunuz mu? Sosyalist solun, kendi ideolojik paradigmalarında teorik olarak kabul ettikleri "Zulüm ve baskı altında olan ulus veya halk toplulukların kendi kaderlerini kendilerinin belirleme hakkı vardır" ifadesi Kürtlere neden kapalıdır? (Devam edecek)
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 18:47:18




























































































































































































