Barbarlıklar, Soykırımlar ve Devletlerin İkiyüzlülüğü Üzerine

Bir kaç gün önce İsrail hükümeti, 20. yy'ın ilk çeyreğinde meydana gelen ve dünyanın en dramatik ve en vahşi yok edilişine şahitlik etmişti. İsrail hükümeti, bu yaşanan trajik olayı soykırım olarak tanıdığını ilan etti. Çok komik ve "Günaydın" demekten başka kullanacak bir ifade bulamıyorum. Bu trajik olay, Türk devletine göre "zorunlu bir tehcir" Ermenilere göre "Büyük felaket" tarafsız kişi ve gruplara göre de "Çağın en büyük soykırımı" olarak zihinlere nakışlandı. Etnik bir aidiyete yaşatılan böylesi dramatik bir yok ediliş üzerinden tam 111 yıl geçmiş. Bazı devletler yeni yeni -ki buna İsrail devleti de dahildir- Osmanlı devletinde Ermenilere yaşatılan bu felaketin bir soykırım olduğu kanısı hasıl olmuş.
"Soykırım" ifadesi 2. dünya savaşının hemen bitiminde kurulan BM bünyesinde kabul edilen ve resmen tanınan 5 kriter ile tanınmaktadır. Savaşın hemen sonunda kurulan bir komisyonda -ki bu komisyonun başında ünlü bir hukukçu ve Polonya Yahudisi olan Rafael Lemkin bulunuyordu- bütün üye ülkeler tarafından kabul edildi. BM de kabul edilen soykırım kriterlerinin 5 maddesini burada uzun uzadıya açıklamak gereksiz ve zaman kaybı olur. İsteyen bu kriterleri Google üzerinden öğrenebilirler. Biz bu kriterlere uyan onlarca kıyım ve katliamların hakkıyla değerlendirilmediği kanıtlamaya çalışıyoruz. Bu işte de devlet çıkarları ve ideolojik saiklerle ön plana çıkıyor. Dünyanın farklı yerlerinde vahşetlere varan yaşatılan katliam ve soykırımlar, dünya siyaset ve ekonomisinde etkileri olamadığı için bu mağdur toplumlar göz ardı edildiği, oyalandığını ve savsaklandığını biliyoruz. Bizim içinde yaşadığımız topraklarda, adı geçen bu kriterleri fersah fersah aşan soykırımlar, siyaset etkili küresel güç dengelerine kurban edildi. Örneğin Dersim katliamı, eli kanlı Irak diktatörü Saddam Hüseyin tarafından bizzat başlatılan "Enfal" katliamı bunlardan birkaçıdır. Bu iki örnekte yaşananlar, soykırımın 5 kriteri ile karşılaştırın, eksik değil bu maddeleri aşan taraflarının olduğunu göreceksiniz.
Bize göre İsrail hükümetinin 111 yıl sonra "Ermenilere yapılanlar soykırımdır" deme noktasına gelmiş olması, adı geçen bu karara varmaları vicdani ve insani saiklerle değil, değişen konjonktür ve her iki devletin değişen görece devlet çıkarlarıdır. Kuruluş paradigması tekçilik ve inkarcılık üzerinde şekillenmiş Kemalist Türk devlet aklı ile 1948 yılında kurulan İsrail devleti arasında hep al gülüm ver gülüm şeklindeki ilişkiler hakimdi. İsrail, bu süre zarfında ne Dersim katliamında, ne de Enfal saldırılarında zulüm ve zorbalığa uğramış Kürtlerin ulusal hakları konusunda Türk devletine karşı resmi hiçbir itiraz ve eleştirileri bulunmamıştır. Avrupalılar ve Amerikalılar da bu konuda hep iki yüzlü davranıp Kürtleri kendi akçeli devlet çıkarlarına alet etmeye çalışmışlardır. Bunun en son örneğini Rojava da gördük. Amerika’ya kesenin ağzını açan zengin Arap körfez devletlerinin Kürtlerin isteklerini yerine getirmemek için kesenin ağzını açıp trilyon dolar karşılığında, Kürtlerin Ortadoğu'da bir statü sahibi olmalarını engellemeye çalıştılar. Etkili de oldular. Olayların bu kerteye gelmesinde hiç bir statü istemeyen Apocu hareketin rolünü daha önceki yazılarımızda anlattığımız için tekrarını uygun görmüyorum.
Peki bu neden böyle? Çünkü, devletler öncelikli olarak kendi çıkarlarını düşünürler. Bu temel üzerinde pazarlıklar, ittifaklar ve işbirliği yaparlar. Kürtlere arka çıkmak, akçe ve para getirmez, tersine cepten yemek demektir. Paranız yoksa da etkili ve güvenilir olursanız, devletler sizi kale alır, ilerisi için düşünürler. Kürtler de bu da yok. Dağınık ve bölük bürçükler. Ermeni soykırımı, Türk devletinin boynunda her yıl sallanan Demokles’in kılıcı gibi duruyor. Etkili bazı küresel güçler, Türk devletinin bu zaafından faydalanarak "Bak Ermeni soykırımını tanırız ha" diyerek ekonomik ve siyasi tavizler alıyorlardı. 24 Nisan yaklaştığında, Türk devlet yetkilileri Amerika’ya çıkartma yapıp, bazı senatörlere ulufe dağıtırlardı. dönemin başkanı "soykırım" diyecek mi demeyecek mi? Demeye yakın görüldüğünde kendilerini komik duruma düşürerek "Biz de Kızılderili soykırımını kabul ederiz ha" yani "yaramı kaşıma bunları kapatalım, kardeşçe yaşayalım" Katliamlar ve soykırımlar konusundaki devletlerin tavrı, mide bulandırıcı ve iğrenç. Kısaca güçlü bir birlikteliğiniz olmazsa, ekonomide, siyaset ve diplomasi de etkisiz ve sıfır konumda iseniz kimse size itibar etmez ve güvenmez.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 11:08:09






























































































































































































