Yeni Örgütlenme Çabaları ve Kalıtımsal Acılar
Geçmişte yapılmış hataların bir daha yapılmaması ve geçmişteki hatalardan ders çıkartılması işlevsel akılla yürütülür. Yeni bir örgütlenme ihtiyaç halini almışsa bu geçmişteki başarısızlıklardan arınmakla, yeni bir duygu ortaklığı yaratmakla başlanmalıdır.

Geçmişte yapılmış hataların bir daha yapılmaması ve geçmişteki hatalardan ders çıkartılması işlevsel akılla yürütülür. Yeni bir örgütlenme ihtiyaç halini almışsa bu geçmişteki başarısızlıklardan arınmakla, yeni bir duygu ortaklığı yaratmakla başlanmalıdır. Uzak-yakın tarihi tecrübemiz atacağımız adımın kılavuzu olmalıdır. Bu sadece bizlerin değil, dünyadaki benzerlerimizin yaşadığı süreçlerde elde ettikleri başarı veya başarısızlığı da takip etmemiz ve bilmemiz gerektiğini zorunlu kılmaktadır.
Kürt siyaset alanına baktığımızda geçmişteki hatalara benzer olayların yakamızdan düşmediğini Kürt tarihini incelemiş biri olarak üzüntüyle takip ediyorum. Şüphesiz bunun sosyolojik ve kalıtımsal sebepleri olduğu inkar edilemez.
Dışımızdaki dünya toplumlarında çelişkilerin ortaya çıkarılması ve giderilmesi bir araya gelmekle başlatılır. Yüzde 20 ortak düşünsel kabullerden bir araya gelerek diğer yüzde 80 farklılığı bu birliktelik içinde çözmeye çalışırlar. Biz de ise yüzde 80 düşünce birliği olsa bile diğer yüzde yirmi farklılığı öne çıkararak ayrışmayı daha öncelikli ve kutsal kabul etmişiz. Böyle olunca bugün olduğu gibi düğmeler daha en baştan hep yanlış iliklenir.
Bu davranış biçimi bizlere enjekte edilen egemen devlet düşüncesinin bir sonucu olduğu açıktır.
Kürdistan bir iç sömürgedir. İç sömürgelerde sömürge-sömürgeci ilişkisi karmaşıktır. İç sömürge kişilik diğer klasik sömürge kişiliklerinden daha öldürücü ve bulaşıcı bir hastalık halindedir. Kürdistan toplumunun kendi sömürgecileriyle ten ve din benzerliği kendinden kaçışı ve gizlenmeyi daha da kolaylaştırmıştır. Efendisine benzeme çabası farkında olunmayan ölümcül bir hastalık halindedir. Asimilasyon klasik sömürge toplumlarınkinden çok daha güçlüdür. Sömürge kişilik kompleksi toplumun tamamını etkilediği gibi aydın, devrimci, entelektüel alanda diğer kesimlerden çok daha fazla sübjektif sorunlar etrafında boyutlanır. 1970’lerde Kürtlerde siyasi ayrışmalar, sömürgeci Kemalist solcuların bir taklidi idi, ..izm’ler üzerinden ayrıştık ve bize yapıştı kaldı. Bu ölümcül hastalık sömürge toplum kesimlerinin her kesimi ve kademesinde örtülü bir şekilde kendini gösterir. Kişilik sürtüşmeleri, grup kavgaları, kan davaları çok görülür. Bunların asıl nedeni ve yaratıcısı şüphesiz sömürgeci siyasetin kendisidir. Sömürgecilik sömürge insanın düşünce yapısını da kontrol eder. Sömürgeci siyasetin zamanla yerleşen sömürge kişilikte kendi aralarında kavgacı bozukluk yaratır. Sömürgecisiyle yapamadığını kendi halkından bireyler ve kesimlerle yapmaktadır.
Sovyetlerin dağılmasıyla dünyada kurulmuş denge bozuldu. Güney Kürdistan, ABD’nin Kürdistan sömürgecisi Irak’a müdahalesiyle özgürlük alanına doğru yol alma imkanını yakaladı. Güneybatı Kürdistan bu sürece girdi, Türk devletinin Öcalan’ı devreye sokmasıyla özgürleşme yolu “önderlik” barikatıyla tehlikeli ve belirsiz bir sürece girdi. Doğu Kürdistan için, ABD ve İsrail’in Mola sömürgeci rejimine müdahalesiyle yeni bir sürecin başladığını işaret etmektedir.
Kuzey Kürdistan’da 1984 yılından bu yana PKK’nin başlattığı bir savaş var. Silahlı mücadelenin sürdüğü sömürge toplumlarda en itibar edilen silahlı mücadeleyi yürüten siyasi partiler olmuşlardır. Çünkü toplumun biriken kin ve öfkesine bir merhem duygusu yaratır. Kayıplar çoğalınca toplum kesimleri acılarla kenetlenir. Yanlış ve doğrusuyla süreci bunlar yürütür. Bu siyasi yapı veya örgütün duruşu, söylemi ve direnci toplumun psikolojik pervanesidir. Ancak savaş uzayınca süreç kangrenleşir, tıkanır, kendini tekrar eder. Bu bakımdan PKK’nin silahlı mücadeleyi terk etmesi olumlu bir adım kabul edilmelidir. Ancak yaşanan acılar etrafındaki kenetlenme bir müddet daha devam eder. Dış siyasi saldırılar bu ömrü uzatır. Bu anlamda eleştirilerin seçiciliği önem kazanmaktadır.
Kürt sorunu, inkar, imha ve asimilasyon sorunudur. Kürt sorunu etrafına katmanlar oluşturarak ağırlaşır. Sürgünlerle, tutuklamalarla bu katmanlar büyür. Zamanla siyaset birimi kalınlaşan bu katmanları sorunun kendisi gibi algılar ve katmanlar incelirse sorun da küçülür gibi yanlış siyasetin peşine takılır. Sorunu sömürgeci-sömürge kalıbından çıkarıp kadın meselesi, demokrasi meselesi, liderlerinin sağlığı ve özgürleşmesi, tutukluların salıverilmesi meselesi olarak görmeye anlatmaya başlarlar. İşte asıl büyük tehlike bundan sonra başlar. Devlet de zamanla ve bilinçli bir planla sorunun böyle gizlenmesi ve sorunun katmanların altında görünmezliğini sağlamak için bilinçli bir yönlendirme yürütür. Kürt sorunu artık bir inkar, imha, asimilasyon sorunu olmaktan uzaklaştırılıp, tutukluları serbest bırakılması, kadın hakları, dil kursları gibi sorunlar üzerinde yürütülür ki bugün Kuzey Kürdistan’da yaşadıklarımız tam da budur. Sömürgecinin planlı kontrolünde bir siyaset.
Böyle bir durumda yapılacak olan nedir?
Bu tehlikeyi kavrayanlar bir araya gelip siyasetin üstündeki örtüyü açmalı.
Peki bizler ne yapıyoruz?
Sorunlarımız o kadar büyük ve çetrefili ki kafamızda önümüzü aydınlatan bir formül oluşmadığında birbirilerimizi suçlamakla yol arayışına başlıyoruz. Açıkça söyleyeyim hiçbir kesim, hiçbir kimse bir diğerinden daha makbul değildir. İyi veya kötü çok benzerliğimiz vardır ve bu açmazdan kurtulmak için tereddütlerimizi bir tarafa bırakmak zorundayız. Yeni bir başlangıç şüphesiz ki geçmişten soyut olamaz ama geçmişe esir de edilmemelidir. Sömürge konumunda olan bir toplumun özgürleşmesinin sömürgecinin kontrol ettiği izm’lerde değil milli olması gerektiği gerçeği bilinçten çıkarılmamalıdır.
Siyaset sanatı kararlılığı gerektirdiği gibi esnekliği de kapsamında barındırır. Kürtlerde siyaset esnekliği doğru kullanıldığı düşüncesinde değilim. Geçmişten taşıdığımız dar kalıplarla sorunlarımızın çözümünün önünü açamayız. Yanlışı söylemek doğruyu savunduğumuz anlamına gelmez. Süreci doğru kullanmanın yol ve yöntemini ortaya koymak gerekir.
Yeniden yapılanma ihtiyacı inkar edilemeyecek boyutta karşımızda duruyor. Bir çaba, bir hamle işaretleri silik bir şekilde kendini gösteriyor. Ancak daha ilk adımda birliğin değil ayrışmanın göstergeleri ortaya çıktı. Bugünlerde aynı amaca yönelik, birbirlerine güvensizliği öne çıkaran iki farklı ayrışma haberleri ulaşıyor. Çok anlamsız gerekçelerle iki farklı arayış grubu oluşmuş, 14 Mart ve 28 Mart tarihlerinde organize ettikleri toplantılarına ayrı ayrı davetiye gönderiyorlar.
Bu arkadaşlara seslenmek istiyorum: Kendinize gelin, geçmişten taşıdığınız yüklerinizden kurtulun, bu gereksiz yükleriniz önünüzü açmaz.
Bu yanlış başlangıca bizleri ortak etmeye çalışmayın. Toplanın ve ortak adım atmanın yolunu bulun. Bizleri ikiliğe değil, birliğe davet edin. En azından bir sonraki adımınız bu olmalıdır.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 08:02:28






























































































































































































