33 Kurşun Şiiri ve Ahmet Arif

Ahmet Arif yaşadığı dönemin toplumsal sorunları şiirleri ile dillendiren önemli, cesur yürekli bir şairdir. En önemli şiirlerinde biri olan 33 KURŞUN ile 1943 yılında Orgeneral Muğlalı'nın emri ile yapılan yargısız infazı anlatan şiirleri bunlardan biridir....
Ahmet Arif'in şiirinde dile getirdiği olay 1943’te Van’ın Özalp ilçesinde yaşandı. Kamuoyunda “33 Kurşun Olayı” diye bilinen bu olayda aralarına çizilen yapay sınırı geçerek öteki tarafta kalan akrabaları ile hayvan ticareti yapan 33 Kürd'ü askerlerine infaz emrini veren Muğlalı Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görevli orgeneral.
"Sınır" kaçakçılığı ile suçlanan 33 sivil Kürd yargılanmadan kurşuna dizilerek infaz edildi. 33 kişiden biri öldü sanılan sağ kurtuldu.
Orgeneral Muğlalı olayın duyulması ile 1949 yılında yargılandı. Önce verilen idam cezası sonra 20 yıla indirildi.1951 yılında da hayatını kaybetti.
O tarihlerde Muğlalı'nın adı çeşitli yerdeki cadde, sokak ve okullara veriliyordu.
2000'li yıllardan itibaren Orgeneral Muğlalı'nın adı bazı yerlerde ve olayın yaşandığı Van'da bulunan Orgeneral Muğlalı Kışlası'nın da adı değiştirildi.
Ancak Van-Özalp'te bulunan Jandarma Hudut Tabur Komutanlığı'na Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 1972'de idam edildiği gün olan 6.Mayıs tarihini de hatırlatarak 6.Mayıs.2004 yılında yeniden Orgeneral Muğlalı Kışlası adı verildi.....
Aynı dönemin çoğu aydın, yazar ve şairlerin sessiz kaldığı bu infazı Ahmet Arif cesaretle 33 KURŞUN şiiri ile duyurdu.
Yoksa bu faili bilinen toplu infaz bildiğimiz "Kol kırılır, yen içinde kalır" mantığı ile yaşanan çoğu faili belli infazlar gibi tarihi karanlık ve kirli sayfalarında kalacaktı.
Aşağıda Ahmet Arif'in büyük yüreklilik göstererek toplu yargısız infazı anlattığı, yüreklerimizi öfke ve acı ile titretip dillerden düşmeyen 33 Kurşun şiiri;
OTUZÜÇ KURŞUN
Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van'da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari guvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı...
Yiğitlik inkar gelinmez
Tek'e - tek döğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzuç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda...
Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
Sırtı alaçakır
Karnı sütbeyaz
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı
Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yürekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.
Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!
Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yüceltilere...
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri...
Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri...
Çaresiz
Vurulacaktı,
Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi...
Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım
Kanlı, upuzun...
Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız
Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden...
Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda
Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...AHMET ARİF
Yazdığı şiirler ile sevenlerinin yüreğini coşturan, düşmanlarının yüreğine korku salan KAVGANIN VE AŞKIN VE HASRETİN ŞAİRİ Ahmet Arif'i 23.Nisan doğum gününü sevgi ve saygı ile kutluyorum....
Adnan Güllüoglu
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 16:07:13
































































































































































































