"Davul Boynumda, Her Gelen Vuruyor" Demesine Bakmayın. Davulu Boynundan İndirmeyen Öcalan'ın Kendisidir....

Medyascope Medya Platformu Şubat ayı içerisinde İmralı Adası'nda yapılan görüşmelerde Abdullah Öcalan'ın öne sürdüğü görüşlerini açıkladı. Söz konusu Öcalan ve açıklamalarından yapılan alıntılar ile yazılan yazı da uzun oluyor. Hayli uzun olan yazımı okuyucunun sabrına bırakıyorum.
Şubat ayı görüşmelerinde Öcalan'ın Selahattin Demirtaş ile ilgili endişelerini belirttiği görüşleri öne çıktı....
Anlaşıldığı kadarıyla kullanım süresinin dolduğu hissine kapılan Öcalan Demirtaş'ın isminin sık sık gündeme getirilmesinden rahatsız olmuş. Gelen görüşmecilere 'Selahattin ne yapabilir?' diye soruyor.
Bahçeli'nin istediği gibi ulusal taleplerden arındırılmış süreç ile ilgili "Yahu adım atan ben, katkı yapan benim. Ama "Öcalan ile olmaz" diyorlar" Engel olan benmişim gibi .Bu durumda ya beni öldürmeleri, ya da benim kendimi öldürmem lazım. O zaman başkasını bulup çözsün. Selahattin diyorlar, Selahattin ne yapabilir? Ben karamsar değilim. Ama yüzde yüz garanti vermeyebilirim." diyerek kapıyı yarı aralık bırakıyor....
Bilinen Öcalan sonrası için öne sürülen en iyi aday Demirtaş olacak.
Öcalan'ın "Selahattin ne yapabilir?" diye sorduğu soruya yanıt vermek yerine "Süreci yürütmek için Öcalan'ın yerine devlet Demirtaş'ı tercih eder mi?" diye sormak gerekiyor.
Öcalan PKK'nin Bahçeli'nin dediği gibi kurucu başkanı, Demirtaş PKK'nin legal uzantısı olan HDP'ye bir dönem başkanlık etmiş. Kürd ulusal mücadelesinin bu gün getirildiği ve bundan sonra da götürülmek istendiği yer ile ilgili aralarında siyasi anlamda fark olmadığı gibi Demirtaş Öcalan'ın görüşlerinin dışına istese de çıkamaz. Çünkü Eş Başkan olduğu dönemde "Ver başkanlığı al özerkliği diyenler kusura bakmasın. Biz demokrasi için mücadele ediyoruz." dediği akıllarda. Sürecin devamı için Demirtaş'ı devlet tercih edebilir. Öcalan yaptığı her açıklama sonrası DEM Parti içindeki yurtsever tabandan ve Kürd kamuoyunda itibarını kaybetmesine rağmen Türk kamuoyunda da bütün çabasına rağmen inandırıcı olamıyor. Devletin Kürd ve Türk kamuoyunu ikna edecek Demirtaş gibi birine ihtiyacı olduğu ortada....
İşi biten devlet İmralı Adası'nda yaptığı evden başka Öcalan için ne yapar bilemem....
Görüşmede ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşı değerlendiren Öcalan yeni yüzyıl için Kürdlerle Türk'leri kastederek "Bir yüzyıl daha savaşalım, küçülen biz, büyüyen İsrail olur" diyor.
Silahlı mücadeleyi 1984 yılında Eruh ve Şemdinli ilçelerine eşzamanlı olarak yapılan baskın ile bağımsız Kürdistan'ı kurmak için başlatan Öcalan'dır. Verdiği talimatlar ile sivil Türk ve Kürd halka karşı yapılan silahlı eylemler ile silahlı mücadeleyi terörize ederek kirli savaşa dönüştüren, on binlerce insanın ölmesine, milyonlarca insanın yerini terk edip göç etmesine sebep olan da kendisidir.
Savaşta kimin küçüleceğine, kimin büyüyeceğine karar vermeden önce İmralı'dan yönlendirdiği kirli savaşın en ağır bedelini Kürd halkına ödetti. Kirli savaşta en ağır bedeli ödeyen Kürd halkı oldu. Bu nedenle savaşın yaşattığı acıları bilerek en çok karşı olan da Kürd halkıdır. Yalnız Kürd halkının savaşa karşı olmasını Öcalan ulusal haklarından vaz geçmesi anlamı ile birlikte değerlendiriyor....
TBMM'de bulunan DEM Parti dahil bütün parti liderleri gibi Öcalan'da "İsrail'in Asıl hedefi Türkiye’dir" diyor. İsrail'in asıl hedefi Türkiye değil İran molla rejimidir. Öcalan çağ dışı molla rejimini destekliyorum diyemediği için İsrail'i hedefe konuyor. Aslında Öcalan, DEM Parti atanmış yöneticilerinin bütün endişesi molla rejimi yıkılırsa Rojava'da engel oldukları gibi Rojhılat'ta engel olamayacakları olası Kürd kazanımlarıdır.
Görüşmelerin birinde "İsrail'in av peşinde olduğunu söyleyen Öcalan "İran ve Irak’ı Kürt sopasıyla dövmek istiyorlar. Ortadoğu’da, bazı güçlere karşı sopa olarak kullandılar. “Vura vura İsrail’i yarattık, vura vura petrol elimizde” dediler. “Sen neden bu sopayı elimizden alıyorsun?” dediler. Artık bunu biraz yetkililere anlatın diyorum. Bu çözümün öncülüğünü Türkiye yapsın diyorum." Yetkililerin gözünde güven tazelemek için olası Kürd kazanımları ile ilgili endişelerini tekrar ediyor....
"Bir bina yapmışlar, binanın statüsü önemlidir. Ne hapishanedir ne de evdir… Ne kuştur ne devedir… Bu durumda bu binaya gitmem. Siyasi hukuki boyutu düşünmeden olmaz. Bir devlet böyle iş yapmaz. Hukuki boyut önemlidir. Ruhen bu statü ile yaşayamam. Coşkulu görünüyorum çünkü hayırlı iş yapıyorum. Ama “Öyle kal, gerisini biz yaparız” denemez. Siyasetin durumu budur. Ama olmayacak duaya âmin demem. Sorun etmiyorum. En son özgür olması gereken ben olayım." Burada konumunu abartarak şantaj ve üstü örtülü mesajlar ile Kürdler için tek bir statü talebi olmayan Öcalan "Ruhen bu statü ile yaşayamam diyerek" Bahçeli'nin başlattığı süreçte yerinin netleşmesi için kendine statü talep ediyor....
Hayatında eline silah almamaktan övünen, örgüt içi infazlar dahil on binlerce insanın ölümünden, yürüttüğü savaşın kirliliğinden sorumlu olduğu halde kendisini aklamaya çalışan Öcalan Şubat ayında yaptığı görüşmelerde "Benim mücadele tarzım silahla olmadı ama çıkan sonuçtan sorumluyum." diyor.
Diyor ama ölümlerden dolayı sorumluluğunu verdiği emirleri uygulayan arkadaşlarının üstüne yıkıyor. Geçmiş ile ilgili doğru dürüst özeleştiri vermediği gibi "Bu süreç bozulursa büyük yıkım olur." diyor ve "Bu çözüm sonuca ulaşmazsa mutlaka bir taraf sizi ezecek" diyerek Kürdleri tehditlerine devam ediyor. Rojava'nın ulusal amaçlardan yoksun geldiği-getirildiği yeri göstererek görüşlerini ve kendisini haklı çıkarmaya çabalıyor.
Yarattığı "tek adam" efsanesinin bitmesinden korkan Öcalan "Türkiye’de cesur olan Devlet Bahçeli’dir. DEM’lilere de beni hatırlatıyor ve “kurucu önderi esas alın” diyor. Evet ikinci Sevr’e gidiliyor. Balkanlardaki durum gibi. Siyaset “terörist başı” ile görüşmem diyordu. Bahçeli en son cesurca “Ben giderim” dedi. İnanılır gibi değildir. En büyük rakibim, bunu söylüyor. Ama muhalefet diye geçinenler gelmedi." diyerek CHP'ye de sitem ediyor....
"Devlet Bahçeli’nin çağrısı ile başlayan sürece devam ediyorum, etmek durumundayım. Ama buna imkân ve olanak verilecek. Yoksa hep saldıracaklar, hakaret edecekler. Olmaz böyle! Bu sabah bir alçak diyor ki hepsini, yani Irak’takileri de yok etmemiz gerekir. Bunlar devleti ele geçirmiş diyebilirler, bu doğru değildir. Kabul etmiyorum. Ben çağrımı yaptım mı, yaptım. Ateşkes ve mesafe koyduk mu, koyduk. Arkadaşlar beni dinleyip bir kurşun atmadılar mı, atmadılar. Bunun karşısında devlet de gereğini yapmalıdır." diyerek verdiği mesaj ile alçak dediği kimsenin adını açıklamadığı gibi birilerine de dayılanmaktan da geri durmuyor....
Görüşmelerin birinde yaptığı fedakarlıklara da değinen Öcalan "40 yıldır katlandım bu tarza ama bana sorun, nasıl katlandım. “Bebek katili” tanımlaması yaptılar. Bana bebek katili denemez. 40 yıldır bu savaş tarzının acısını çekiyorum ama artık bana çektiremeyecekler. Savaşın da barışın da sahibi kendileri olacak. Beni kendi savaş tarzlarına alet edemezler. Devlet de imhada ısrar ediyorsa onlara da söylüyorum; madem öyle gidin terör ile mücadele eden siyasetçilerinizle terörü bitirin. Harekete de söylüyorum; o zaman gidin kendi savaş tarzınızla beni alet etmeden yürütün." diyerek üstü örtülü mesajları ile tehditlerine devam ediyor....
"İcranın başında benim olmam lazım. Stratejik amacım barış ve bunu gerçekleştirmeliyim. Kandil özgürlüğümü dile getiriyor. Ama yanlış sözlerle ifade etmemeliler. Özgürlüğüm icra için gerekli. Ben burada da kalabilirim. Ama yasa bütün arkadaşları kapsamalı. Bazı arkadaşlar için sınırlı bir siyaset yasağı da olabilir. Örneğin beş yıl gibi. Meclis’e gelmeyeceğiz, ancak diğer siyasi haklarımızı koruyacağız. Sürekli siyaset yapacağız. Bunların hepsini kapsayan bir
demokratik siyaset koşulu gerekir. Meclis buna dair bir karar alırsa, süreç uzamaz. A noktası merkezi ise B noktası yereldir. Savunmasız değiliz; en otoriter, en kurallı, kanunları en çok bilen bir demokratik cumhuriyet grubuyuz. Bu sürecin yaratıcısı, bu kadar kitlenin yol göstericisi olarak ben de devletin demokratik kanadı olurum." diyerek ağzındaki baklayı çıkarıp yetkililere taleplerini açıklıyor....
Yaptığı her açıklamada "Ben" demeye devam eden, dileği kişileri diğer cezaevlerinden getirtip İmralı'da masa kurdurması, kendisi için yapılan konut bile Öcalan'a yetmiyor. Bütün derdi kültürünü, dilini aşağıladığı, devlet- federasyon hatta özerklik dahil hiçbir statüyü layık görmediği Kürdlere uygulanacak politikada icranın başı olarak muhatap alınmasını istiyor.
Bırakılsa gidebileceği bir yer olmadığı halde İmralı'da kalma isteğini de özveride bulunmuş gibi anlatıyor....
"Bu mücadele uzlaşmaya dayalıdır. Devlet Kürtleri resmi olarak kabul etmiyor. Zamanla Kürtleri anayasal olarak tanıyan bir devlet gerçekliğine ulaşmak gerek. Kürtler hukuk kapsamında değildir. Suriye’de ve Türkiye’de anayasa kapsamına almak istiyoruz. Bunu anayasaya nasıl taşıracağız? Savaş yerine yasayı düşüneceğiz. Demokratik siyaset yasalaşacak. Yasanın olduğu yerde silah olmaz. Demokratik siyaset olarak bu konuştuklarımız yasalaştıktan sonra hukuk olur.” Öcalan'ın yaptığı içi boş önerileri bilmeyenler de Öcalan silahlı mücadeleden galip çıkmış, Türkiye ile masaya oturmuş pazarlık yapıyor zanneder.
"Suriye'de Gazze'nin kokusunu aldım" diyerek Rojava'da katliam yapılacağını kasteden Öcalan Ahmed el Şara'nın tepesinden tırnağına kadar taşıdığı IŞİD'in kokusunu nedense hassas burnu ile almıyor.
Batı Kürdistan demeye dili varmayan Öcalan YPG'nin varlığının sonlandırıldığı Suriye'de "demokratik siyaset" yaparak Ahmed el Şara'nın oluşturacağı yeni anayasa kapsamında Kürdlerin de ele alınmasını istiyor....
Türkiye, İran, Irak ve Suriye'de Konfederal Demokratik bir yapının hayalini Kürdlere kabul ettirmek ile uğraşan Öcalan demokrasiden ne anladığını açıklamalı. En radikal örgütlerde bile olması gereken örgüt içi demokrasiyi PKK içinde uygulanmasına engel olan kendisidir.
PKK'yi tek başına yöneten Öcalan'ın farklı görüşlere tahammül edemediği gibi 5 nolu cezaevinde yapılan insanlık dışı uygulamaları protesto etmek için ölüm Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz, Ali Çiçek gibi ölüm orucuna girerek ,Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner gibi kendilerini yakarak hayatlarını feda edenlerden hiç söz etmediği gibi söz edilmesine de tahammül etmez. Varsa yoksa kendisi muhteşem direnişi. Faysal Dunlayıcı ve Hikmet Fidan gibi muhalefet edenleri de Öcalan acımasızca yok ettirmiştir. Bedel ödeyenler ile gelinen çizgi birlikte değerlendirildiğinde ortada tek bir PKK'den söz etmek mümkün değil. PKK'nin içinde ayrıca Öcalan'ın kendisine bağlı PKK'si var.
Umarım yaptığı açıklamalardan sonra Öcalan'ı, üstlenmek istediği statüyü ve niyetini hala anlamayanlar da anlar.
"Davul boynumda, her gelen vuruyor" demesine de bakmayın. Davulu tokmağın başkasında olduğunu bile bile davulu boynundan indirmeyen Öcalan'ın kendisidir.....
Adnan Güllüoğlu
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 15:01:15































































































































































































