İmamoğlu: Terör sorunu ve Kürt meselesini iktidarın keyfine, kısa vadeli hesaplarına bırakamayız!

Ekrem İmamoğlu, 'terör sorunu ve Kürt meselesine' ilişkin "Ülkenin güvenliği, vatandaşlarımızın eşitliği ve özgürlüğü" çerçevesini vurgulayarak, "Ülkenin selametine, milletin hayrına olmayan hiçbir işi desteklemeyiz" ded

22 Ocak 2026 - 10:27
22 Ocak 2026 - 10:27
 0
İmamoğlu: Terör sorunu ve Kürt meselesini iktidarın keyfine, kısa vadeli hesaplarına bırakamayız!

Görevden alınan eski İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu Cumhuriyet gazetesine röportaj verdi.

İmamoğlu'nun, Cumhuriyet'in sorularına verdiği yanıtlar şu şekilde:

Bugünkü siyasal ve hukuksal tabloda, “Terörsüz Türkiye” sürecinin dayandığı bir nokta var mı? Sizce süreç samimi bir çözüm arayışı mı yoksa konjonktürel siyasi bir hamle mi? 

"Cevabıma geçmeden bir gerçeğin altını çizelim. Sayın Cumhurbaşkanı, yaklaşık 15 aydır, İBB ve Ekrem İmamoğlu ile ilgili iftira ve hukuku yerle bir eden ifadelerinin onda biri kadar, tarihsel ağırlığı ve önemiyle Türkiye’nin gündeminde olan terör sorunu ve Kürt meselesi hakkında fikir beyan etmemiştir. Dolayısıyla Cumhur İttifakı’nın Terörsüz Türkiye demeyi tercih ettiği süreci, iktidarın kendi ikbali ve istikbali için kullanmak istediğini, bu süreci iktidarını sürdürmek için araçsallaştırdığını elbette biz de görüyoruz. Ancak bizim için terörü geride bırakmak, terör ve şiddeti ülkemizin gündeminden düşürmek, Kürt meselesini çözüp bölgemizde bir huzur ve refah ülkesi olarak öne çıkmak her şeyden önemli. Bu yüzden iktidarın bütün hesapçılığına rağmen bu sürecin yanındayız, yanında olmaya devam edeceğiz. Sürecin içinde olup katkı vermeyi, vatandaşlarımıza ve ülkemize duyduğumuz sorumluluğun gereği olarak görüyoruz. 

"İktidarın keyfine bırakamayız"

Partim ve ben, ülkenin her büyük meselesi gibi terör sorunu ve Kürt meselesiyle ilgili de bir fikir ve programa sahibiz ve bu fikir ve program çerçevesinde sürecin yanındayız. Bu kadar önemli bir meseleyi iktidarın keyfine ve kısa vadeli hesaplarına bırakamayız. Bu yüzden iktidarın yanlışlarına rağmen bu işin tam göbeğindeyiz. Bu işleri seçim hesapları için, anayasayı değiştirip aday olabilmek için kullanmak istediklerinin farkındayız. Ancak sizler aracılığıyla vatandaşlarımızı temin etmek isterim, herkes müsterih olsun. Ülkenin selametine, milletin hayrına olmayan hiçbir işi desteklemeyiz. Bizim için çerçeve bellidir: Ülkenin güvenliği, vatandaşlarımızın eşitliği ve özgürlüğü. Bu çerçevenin gerisinde kalan, bu çerçevenin dışına çıkan işlere destek vermedik, vermeyeceğiz.

“Yurttaşlık” kavramı zaten hukuken eşitliği içerirken, Kürt yurttaşlar bağlamında dile getirdiğiniz “eşit yurttaşlık” vurgusunu hangi somut eşitsizlikler üzerinden kuruyorsunuz, Türkiye’de yurttaşlar arasında hangi alanlarda fiili bir eşitsizlik olduğunu düşünüyorsunuz? 

Kanun önünde herkesin eşitliği vazgeçilmez bir prensip olmakla beraber yurttaşların eşitliğini herkesin kanun önünde eşitliğine indirgediğiniz takdirde ancak soyut bir eşitlik sağlıyorsunuz. Genel hukuk prensipleriyle vatandaşlar arasında gerçek bir eşitlik sağlanamadığı durumlarda, ulusal ve toplumsal birliği bozmayacak ve kimseye ayrıcalık yaratmayacak düzenlemeler yaparak eşitlik sağlamaya çalışmakta bir beis görmüyorum. Başka türlü herkes kanun önünde eşit diyerek kadınlara, yaşlılara ve benzer dezavantajlı gruplara ilişkin özel düzenleme de yapamazsınız. Oysa pekâlâ biliyoruz ki kanun önünde eşitlik hayata 1-0 geride başlamış gruplar için gerçek eşitlik sağlamıyor. Dolayısıyla derdimizin iyi anlaşılmasını istiyorum: Derdimiz eşitliği sağlamak, kimseye ayrıcalık vermek değil. Derdimiz ulusal birliğimizi pekiştirmek, ulusal birliğimizi sarsmak değil. 

"Kimlik ayrımı sorun çözmez, yaratır"

“Kürt meselesini eşit yurttaşlık prensibine uygun olarak ele alacağız” dediğimizde de özel yasalar çıkarıp Kürt yurttaşlarımıza kolektif haklar vereceğiz demiyoruz. Aksine, buna esastan karşıyım. Yurttaşları kimliklerine göre ayırıp buna göre hukuksal düzenleme yapmak sorunlarımızı çözmez, asla çözemeyeceğimiz daha büyük sorunlar yaratır. Ülkemizi bir etnik ya da dini cemaatler ülkesine çevirmeyiz, çevrilmesine müsaade etmeyiz. Bunun kötü örnekleriyle dolu çevremiz. Bu işlerin ucundan, kıyısından bile geçmeyiz. Bizim dediğimiz, bütün yurttaşlara dillerini, inançlarını ve kimliklerini koruma ve geliştirme hakkını tanımak ve istenilmesi halinde ve arzu edilen yerlerde kamu gücüyle bu hakkın kullanılabilmesini sağlamak. Bunu yaparsak ulusal ve toplumsal birliğimiz daha da güçlenir. Buna inanıyoruz. Kürt sorununu eşit yurttaşlık prensibiyle ele alıp çözeceğiz dediğimizde bunu kastediyoruz.

Suriye’de yaşanan son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz, bu sürecin Türkiye açısından etkileri ve anlamı nedir? 

Komşumuz Suriye, kardeş ve dost Suriye halkı, iç savaş ile birlikte çok büyük acılar ve kayıplar yaşadı. Suriyelilerin gözünden akacak bir damla yaş kalmadı. Öncelikle burada barışın, uzlaşının ve mutabakatın önemine dikkat çekmek istiyorum. Barış hem insani ve vicdani olarak hem de ülkemizin geleceği adına bizler için büyük bir görevdir. Atatürk’ün bizlere kazandırdığı “Yurtta sulh, cihanda sulh” iradesi hem güvenliğimiz hem de gönül coğrafyamız için büyük öneme sahiptir. Bu sebeple, Suriye’de yaşanan son gelişmelerin bir an evvel çatışmanın değil, mutabakatın konuşulduğu bir noktaya gelmesi gerekiyor.

"Güvenin adresi olmalıyız"

Burada Türkiye olarak bize büyük bir görev düşüyor. 6 Ocak’ta Halep’te başlayan süreçle birlikte gelinen nokta, tarafların gerçekçi bir mutabakata varmasıyla sona ermelidir. Bu mutabakata yapacağımız katkı ve uzlaşının koruyucusu olma iradesi bizim için bir seçenek değil, görevdir. Suriye’de daha fazla çatışma ve savaşın ülkemize yararı değil, zararı olacaktır. Unutmayalım, Türkiye ancak barış, istikrar ve güvenin adresi olduğu sürece kendini koruyacak, kalkınacak ve bölgemizde önemli bir aktör olacaktır.

"Seyirci de kalamayız, taraf da olamayız"

Her şeyden öte, Suriye’de yaşayan Kürtler, Araplar, Türkmenler ve Aleviler bizim akrabalarımızdır. Onlar gönül coğrafyamızın ayrılmaz parçaları, öz evlatlarıdır. Biz bu kavgaya seyirci de kalamayız, bunun içerisinde taraf da olamayız. Barış ve mutabakat için en yüksek çabayı göstermeliyiz. Türkiye, ancak dostlarıyla, komşularıyla, kardeşleriyle büyüyecek ve geleceğe doğru emin adımlarla yürüyecektir.

"Terörsüz Türkiye sorumluluktur"

Suriye’de yaşanan gelişmeler, ülkemizin siyaseti üzerinde kalıcı hasarlar bırakmamalıdır. Terörsüz ve Demokratik Türkiye süreci, bir siyasi tercih değil, devletin ve milletin ali menfaati için tamamına erdirmemiz gereken bir sorumluluktur. Biz bugün muhalefette, yarın ise iktidarda devlete ve millete karşı sorumluluğumuzu yerine getirmeye ve elimizden gelen en büyük katkıyı göstermeye hazırız.

"Sermayemiz barış"

Suriye’nin devlet olarak refahı, bütün inançları ve etnik kökenleri kapsayan demokratik bir devlet yapısına kavuşması Türkiye için de çok önemlidir. En büyük temennimiz, dünyanın böylesine belirsiz bir yere doğru gittiği zamanlarda, bu toprakların evlatları olarak birbirimize daha fazla kenetlenebilmemizdir. Yıllardır hasret çekilen barış, bu kadim toprakların en büyük sermayesidir.

Trump’ın saldırgan dış politikası, Rusya-Ukrayna savaşı, İran’daki gerilim ve Suriye’deki belirsizlikleri birlikte düşündüğünüzde, Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu en büyük tehlike sizce nedir? 

Öncesi de var ancak son dönemde dünya ve uluslararası ilişkiler, bütünüyle yeni bir dönemi yaşıyor. Uluslararası ilişkilere iyi kötü bir düzen verip istikrar kazandıran değerler, kurumlar ve hukuk artık işlemiyor. Şüphesiz yıllardır hakim olan düzenin de büyük problemleri vardır. Fakat kuralsızlık ve belirsizlik, dünyamız için daha büyük problemlere kapı aralar.

"Keyfilik ve güç yön veriyor"

Dünyanın yeniden değerlerin ve hukukun bağlayıcı olduğu günlere ilerleyeceğine eminim. Ancak bugün, gücün ve keyfiliğin devletlerarası ilişkilere yön verdiği bir dünyadayız maalesef. Böyle olduğu için de zaten pek istikrarlı olmayan ülkemizin kuzeyi, güneyi ve doğusunda yakın zamanda huzur ve güven oluşacak gibi değil. Yakın zamanda yaşanan gelişmeler, bölgemizde İran’ın ve Rusya’nın etkisini azaltırken, İsrail’in fütursuzluğunu arttırmış durumda. Şüphesiz ki devletimiz bu tehdide karşı teyakkuzdadır. Fakat demokratik kapasitemizi arttırmaya, Türkiye’yi Ortadoğu’nun en güvenilir ülkesi haline getirmeye, bölgesel ittifakların güçlü bir ortağı ve belirleyicisi olmaya ve yüksek askeri kapasiteye ihtiyacımız var. Üzülerek söylüyorum ki bugün bu noktadan uzaktayız.

"Değişim ve seçim şart"

Şuna bütün kalbimle inanıyorum: Çevremiz giderek istikrarsızlaşabilir olmakla beraber devletimizin gücü, milletimizin sağduyusu ve ferasetiyle tehlikeleri ülkemizin uzağında tutabiliriz. Yeter ki bu iktidarın uluslararası ilişkilerde geçmişte defalarca yaptığı zikzaklardan, hayalperest işlerden uzak duralım. İçeride demokrasi etrafında birlik sağlayıp, dışarıda ülkemizin uzun vadeli çıkarlarını merkeze alan bir dış siyaset izlersek ülkemizi güvenli sularda tutabileceğimize tüm kalbimle inanıyorum. Bu geleceğe toplumsal mutabakat zeminiyle ve çok yetenekli insan kaynağımızla hazır olduğumuzu görüyorum. Bu fırsat dönemini ıskalamamak için değişim şarttır, seçim şarttır."

 

Bu haber toplam 868 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 15:57:46