Irak’ta siyaset ve silah: Hamaney suikastı sonrası zor sınav
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Ortadoğu’da dengeler sarsılırken, gelişmeler Irak’ta siyaset ve silahlı gruplar arasındaki güç dengesini de yeniden gündeme taşıdı. Analistler, savaş sonrası dönemde Irak’ın hem zayıflayan İran nüfuzu hem de artan ABD etkisi arasında yeni bir siyasi yol arayışına gireceğini belirtiyor.

28 Şubat Cumartesi günü şafak vaktine kadar ABD ve İsrail’in Tahran’a yönelik saldırısının başlayacağına dair açık bir işaret yoktu. Ortadoğu’da konuşlanan Amerikan askeri yığınaklarına rağmen, bu tarihten sadece bir gün önce Maskat ve Cenevre’de Tahran ile Washington arasında müzakereler sürüyordu. Ancak savaş davulları, yeniden çalmak için Donald Trump ve Benjamin Netanyahu’nun işaretini bekliyordu. Zira barışın istisna, savaş ve çatışmaların ise kural haline geldiği bir bölgede yeni bir savaşın patlak vermesi an meselesiydi.
Şubat ayının son cumartesinden sekiz ay önce, ABD’nin Time dergisi kapağında İran lideri Ali Hamaney’in yarı yırtılmış bir fotoğrafını yayımlamış ve kapakta “Yeni Ortadoğu” başlığını kullanmıştı. Mesaj açıktı: Yeni Ortadoğu, Hamaney liderliğindeki İran rejimi olmadan şekillenecekti.
O dönemde gözlemciler bu mesajı yorumlamaya çalışırken, derginin kapağı Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’in 2003’teki düşüşü ve Libya lideri Muammer Kaddafi’nin 2011’de öldürülmesi öncesindeki süreçlerle kıyaslandı.
Görünüşe göre bu mesaj İran’da yeterince ciddiye alınmadı. Pek çok gözlemci savaşın kaçınılmaz olduğu konusunda hemfikirdi ve bu kez hedefin İran siyasi sisteminin zirvesindeki isim olacağı düşünülüyordu.
Ancak İran’daki siyasi liderlik, Körfez ve Ortadoğu’daki Amerikan çıkarlarına karşı açık bir savaş tehdidinin caydırıcı olacağını düşündü. Ayrıca Washington’la müzakere masasına oturmanın, Donald Trump’ın başkanlık süresi bitene kadar zaman kazanmak için yeterli olacağına inanıldı.
İran’ın ilk tepkisi
Savaşın ilk gününün akşamında Trump, “Epik Öfke” adını verdiği operasyonun ilk askeri hamlelerinde Ali Hamaney’in öldürüldüğünü açıkladı. İsrail ise aynı operasyona “Aslanın Kükreyişi” adını verdi.
Ertesi sabah İran devlet televizyonu suikastı doğruladı.
Ancak İran’ın yanıtı gecikmedi. İranlıların “Ramazan Savaşı” adını verdiği karşı saldırılarda füzeler sadece Tel Aviv’i hedef almadı. Bahreyn, Riyad, Dubai, Doha ve Kuveyt gibi Körfez şehirleri de hedef oldu.
Hatta Tahran ile Washington arasındaki müzakerelere ev sahipliği yapan Umman bile İran füzeleri ve insansız hava araçlarının hedefi haline geldi.
Iraklılar arasındaki bölünme
İran propagandasının özellikle Irak’ın güney ve orta kesimlerindeki Şii toplum içinde önemli bir etki yarattığını inkâr etmek zor. Bu propagandaya göre Şiiliğin mezhepsel derinliği İran’daki İslam Cumhuriyeti rejimiyle temsil ediliyor ve mezhebin siyasi sembolü Velayet-i Fakih makamında somutlaşıyor.
Her ne kadar Şiiliğin dini merkezi Necef’teki dini havza olsa da ve bu okul mutlak velayet-i fakih teorisiyle tam olarak örtüşmese de, İran 2003 sonrası yürüttüğü siyasi propaganda sayesinde Şiiliğin siyasi merkezini Tahran’daki yönetim olarak göstermeyi başardı.
2014’ten sonra İran’ın liderlik ettiği “Direniş Ekseni” ile ideolojik bağları bulunan silahlı grupların yükselişiyle bu tablo daha da netleşti. Şii siyasi alanındaki birçok etkili aktör İran’daki devrim liderine ideolojik bağlılığını açıkça ilan etmeye başladı.
Bu nedenle bazı Iraklılar ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşı, bölgesel nüfuz mücadelesinden çok mezhepsel bir savaş olarak görüyor.
Irak’taki siyasi denklemler
Bugün Irak’taki “Direniş Ekseni” çizgisindeki gruplar kendi içinde ciddi bir bölünme yaşıyor. Siyasi faaliyetlerin dışında kalan iki silahlı grup bulunuyor:Hizbullah Tugayları, Hareketü’n-Nüceba
Bu iki grup İran’a destek amacıyla “destek cephesi” açtıklarını açıkça ilan etti ve savaşın ilk gününden itibaren füze ve İHA saldırıları gerçekleştirdi.
Diğer bazı gruplar ise silahlı mücadele yerine siyasi faaliyetlere ağırlık vererek Bağdat’taki Yeşil Bölge’de bulunan ABD Büyükelçiliği yakınlarında protestolar düzenlemeyi tercih etti.
Bu grupların Irak parlamentosunda 80’den fazla milletvekili bulunmasına rağmen, Hamaney’in öldürülmesi sonrasında parlamentoyu acil toplantıya çağırmadılar.
Irak için yeni dönem
İran’a karşı savaşın başlamasıyla Irak’taki siyasi gündem de hızla değişti. Cumhurbaşkanı seçimi ve yeni hükümetin kurulması gibi anayasal süreçlere dair tartışmalar tamamen askıya alındı.
Birçok siyasetçi, savaş sonrasında İran’ın bölgesel nüfuzunun zayıflayacağı ve ABD’nin Irak’taki siyasi etkisinin daha görünür hale geleceği görüşünde.
Nitekim Trump yönetimi, Irak’ta kurulacak yeni hükümette eski başbakan Nuri el-Maliki’nin adaylığına karşı çıktığını açıkça ifade etti.
Bu durum, Irak’taki siyasi sürecin gelecekte daha açık biçimde ABD gözetiminde şekillenebileceğine işaret ediyor.
Geri dönüşü olmayan nokta
Savaşın başlamasından sonra İran tehdit ettiği gibi çatışmayı genişletti. İran füzeleri ve İHA’ları yalnızca Amerikan üslerini ve İsrail şehirlerini değil, tüm Körfez ülkelerinin başkentlerini ve şehirlerini hedef aldı.
Böylece İran, bölgedeki komşularıyla rekabetten doğrudan askeri çatışmaya geçen geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşmış oldu.
Irak için zor sınav
Önümüzdeki dönemde en büyük sınav Irak’taki Şii siyasi güçlerin karşısına çıkacak. Bu güçlerin, bölgesel çevresiyle uyumlu yeni bir siyasi model ortaya koymaları gerekecek.
Irak’ın geleceği, silahlı grupların etkisinin azalmasına ve ülkenin bölgesel ekonomik ve siyasi sisteme entegrasyonuna bağlı olacak.
Bu nedenle Iraklıların, 28 Şubat 2026 savaşından sonra oluşacak yeni Ortadoğu için yeni bir vizyona ve siyasi tasavvura ihtiyacı var.(Iyad Enbar)
Son güncellenme: 11:16:28


































































































































































































