İranlı radikaller Trump’la yapılan barış anlaşmasını nasıl sabote etti? İşte perde arkasında yaşananlar

New York Times’ın İranlı yetkililere dayandırdığı habere göre, Tahran’da ABD ile anlaşma konusunda yönetim içindeki çatışmalar derinleşirken, sertlik yanlıları barış sürecini sekteye uğratmak için kendi inisiyatifleriyle hareket etti.

14 Eylül 2026 - 11:07
14 Eylül 2026 - 11:07
 0
İranlı radikaller Trump’la yapılan barış anlaşmasını nasıl sabote etti? İşte perde arkasında yaşananlar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ile barış anlaşması için yürüttüğü müzakereleri başarıyla sonuçlandırmasının ardından temmuz ayının başında nüfuzunun zirvesindeydi. Savaşta öldürülen İran’ın dini lideri Ali Hamaney için düzenlenen görkemli cenaze törenine katılmak üzere komşu Irak’a gitmişti.

Tam bu sırada şoke edici bir haber aldı.

İran güçleri Hürmüz Boğazı’nda üç ticari gemiye ateş açmış, saldırı Katar’a ait bir petrol tankerinin alev almasına ve bazı gemilerin de hasar görmesine yol açmıştı. İran uluslararası alanda yoğun eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Öfkesi açıkça hissedilen Pezeşkiyan, güçlü İran Devrim Muhafızları’nın Genel Komutanı General Ahmed Vahidi’yi telefonla aradı. Görüşmede sesini yükselterek olayı pervasızca atılmış bir adım olarak niteledi ve açıklama istedi. Olaylara vakıf beş İranlı yetkili ile iki Devrim Muhafızları mensubunun aktardığına göre Vahidi, saldırı emrini kendisinin vermediğini ve saldırıdan önceden haberdar olmadığını söyledi. Ayrıca savaş ve müzakerelerde kilit rol oynayan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin bile operasyondan haberdar olmadığını belirtti.

Aslında ülkenin üst düzey yöneticilerinin çoğu, marjinal bir radikal grubun kendi başına harekete geçtiğinden habersizdi. Sonunda bu gizli girişimler, İran’da daha ılımlı ve pragmatik kanadın ABD ile çatışmaları sona erdirme ve ülkenin zor durumdaki ekonomisini toparlama çabalarını sekteye uğrattı.

Hamaney’in mesajlarının doğruluğuna ilişkin şüpheler

Radikallerin başarılı olmasının nedenlerinden biri, bu tür anlaşmazlıklara son noktayı koyabilecek tek kişinin -yeni dini lider Mücteba Hamaney’in- mart ayında göreve gelmesinden bu yana adeta bir “hayalet” gibi kalmasıydı. Kamuoyu önüne çıkmadı, sesi duyulmadı. Pezeşkiyan’ın kendisi de dahil olmak üzere bazı isimler, kendisine atfedilen açıklama ve yazılı mesajların gerçekliği konusunda soru işaretleri bulunduğunu dile getirdi. Bu değerlendirme, üç İranlı yetkilinin aktardığı bilgilere dayanıyor.

Pezeşkiyan ertesi sabah, cenaze törenleri devam ederken Tahran’a döndü. ABD ise hava saldırılarıyla karşılık verdi ve iki ülke yeniden savaşa sürüklendi. Görüşmelerde konuşan üst düzey İranlı yetkililer ile bir Devrim Muhafızları mensubuna göre, sonrasında yaşananlar İran yönetiminin yakın tarihte gördüğü en çalkantılı siyasi hesaplaşmalardan biriydi. New York Times’ın aktardığı habere göre yetkililer arasında sert tartışmalar ve karşılıklı bağırışmalar yaşandı; iki üst düzey general istifa etmekle tehdit etti, yetkililer birbirlerini ihanet ve arkadan iş çevirmekle suçladı.

Yetkililer, bu çatışmaların ardından Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin yönetiminde değişikliğe gidildiğini ve dini liderin, siyasi deneyime sahip eski Devrim Muhafızları komutanı Muhsin Rızai’yi konseyin başına getirdiğini söyledi. Rızai’nin rakip siyasi gruplar arasında arabuluculuk yapabilecek deneyime sahip olduğuna inanılıyordu.

Radikaller daha güçlü konumda

Ancak bölünmeler hâlâ devam ediyor ve İran’ı gerilimi artırma yönüne iten radikaller artık daha güçlü bir konumda. Geçen hafta İran ve ABD karşılıklı saldırılar düzenledi. İran ilk kez defalarca Amerikan savaş gemilerini hedef alırken, ABD de en az sekiz İran petrol tankerini havaya uçurdu.

İran yönetiminin iç tartışmalarına ilişkin bu haber; sekiz İranlı yetkili, üç Devrim Muhafızları mensubu ve dört eski yetkiliyle yapılan görüşmelerin yanı sıra, haziran-eylül ayları arasında İran basınında ve sosyal medyada yayımlanan onlarca hükümet yetkilisi ve komutanın konuşması ile açıklamasının incelenmesine dayanıyor. Görüşülen yetkililer, ulusal güvenlikle ilgili konuların hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmaması şartıyla konuştu.

Etkili “istihbaratçı”

Üç İranlı yetkiliye göre hükümet ve güvenlik birimlerinin yürüttüğü soruşturmalar, temmuz ayında üç ticari geminin hedef alınması kararının, başından beri ABD ile barış anlaşmasına karşı çıkan etkili din adamı ve istihbarat yetkilisi Hüseyin Taib’e kadar uzandığını ortaya koydu.

Yetkililer, Taib’in yeni dini lidere İran’ın savaşı sona erdirerek anlaşmayı kabul etmekle hata yaptığını söylediğini belirtti. Taib, kısa süre önce askeri personelin ailelerine yaptığı bir konuşmada görüşmelere karşı olmadığını savundu; ancak “halkımızın haklarını görmezden gelen ve düşmanın aşırı talepleri karşısında taviz veren müzakerelerin İran siyasetinde yeri olmadığını” ifade etti.

Hamaney, kısa süre önce Taib’i muhalefetin ve ülke içindeki ayaklanmaların bastırılmasından sorumlu Besic güçlerinin başına getirmişti.

Taib, 20 yılı aşkın süre boyunca Devrim Muhafızları’nın istihbarat teşkilatının başkanlığını yürüttü. Eski dini lider tarafından 2022’de, İsrail tarafından teşkilata sızılması ve Türkiye’deki bir komplonun engellenememesi gibi başarısızlıklar nedeniyle görevden alındı.

Taib, eski dini lider Ali Hamaney’in savaşın başında öldürülmesinin ardından yeniden ön plana çıktı. Yetkililerin aktardığına göre o dönemde Hamaney’in yerine oğlu Mücteba’nın seçilmesinde önemli rol oynadı.

Her türlü müzakere ihtimalini ortadan kaldırmak

İran konusunda uzman ve hâlâ İran hükümeti içinde yakın ilişkileri bulunan eski bir yetkili olan Ali Rıza Namur Hakiki Kanada’dan verdiği röportajda, “Gemilere yönelik saldırı, Trump’la yapılan mutabakatı sabote etmek ve gelecekteki her türlü müzakere ya da anlaşma ihtimalini ortadan kaldırmak amacıyla planlandı” değerlendirmesinde bulundu.

Pezeşkiyan üç gemiye kimin saldırdığını öğrenmek istediğinde kendisine, olaylara vakıf yetkililere göre, sahadaki komutanların kendi inisiyatifleriyle hareket ettikleri söylendi. Buna göre komutanlara, İran’ın boğaz üzerindeki kontrolünü ihlal eden herhangi bir gemiye, merkezi yönetimin onayını beklemeksizin saldırma yetkisi veren bir emir bulunuyordu.

Anlaşmazlığın göstergelerinden biri de Devrim Muhafızları’nın 7 Temmuz’daki saldırının sorumluluğunu üstlenen herhangi bir açıklama yapmamasıydı. Oysa daha önce ve sonrasında düzenlenen diğer saldırılarda bunu genellikle yapıyordu. İranlı yetkililer, saldırıların hemen ardından ABD ve bazı bölgesel müttefiklerine de benzer bir açıklama yaptı ve olaydan “başına buyruk unsurları” sorumlu tuttu. Bu bilgi, o dönemde gazetecilere gelişmeler hakkında bilgi veren ABD’li yetkililer ile üç İranlı yetkili tarafından verildi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Washington’la gerilimi yatıştırmak amacıyla, arabuluculukta önemli rol üstlenen Umman’a gönderildi.

Bu sırada radikaller, İran sokaklarında ve devlet televizyonunda müzakere ekibini ve ekibin vardığı barış anlaşmasını açıkça hedef alıyordu. Gece düzenlenen gösterilerde ise kalabalıklar, savaşın yeniden başlaması çağrısıyla sloganlar atıyordu.

 

Bu haber toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 11:07:18