"Entegrasyon” Teslimiyet'tir

Kürdlerin kafaları kesiliyor, bedenleri işkenceden geçiriliyor, cezaevleri ateşe veriliyor; buna karşılık Apocu grup hâlâ “süreç”, “entegrasyon”, “demokratikleşme” ve “kardeşlik” sloganlarıyla teslimiyeti pazarlıyor. Sormak gerekir:Kürdler daha ne kadar öldürülecek, daha ne kadar teslim olacak ve daha ne kadar “entegrasyon” adı altında kendi siyasi iradelerinden vazgeçirilecek? Suriye’de cihatçı grupların oluşturduğu geçici hükümet ve askeri birimlere “entegre” edilmek istenen Kürd halkı ve esir muamelesi gören tutukluların maruz kaldığı vahşet, bu sorunun cevabını ertelemeyi imkânsız hâle getiriyor.
Hasekê’de Sipan Hemo kod adlı Şeyhmus Heso’nun ağır işkenceden sonra boğazının kesilerek infaz edildiğine ilişkin haberler Kürd kamuoyunda büyük bir öfke yarattı. Cezaevlerinde yaşanan saldırılar, yangınlar yedi tutuklunun öldürülmesi, onlarcasının yaralanması bu öfkeyi büyüttü. Yerel kaynaklar çok sayıda ölü ve yaralı den söz ederken, dokuz Kürdün daha öldürüldüğü ve çok sayıda sivilin yaralandığı açıklanıyor.
Rojava Kürdistan halkının, savunmasiz bırakılarak yıllarca savaştığı cihatçı gruplarından oluşturulan Şam geçici yönetimine entegreye tabi tutulması ve akabinde kaçırılıp infaz edilmesi sıradan bir olay değildir. Bunlar, Kürd halkına verilmek istenen açık bir mesajdır. “Bize benzemezseniz, entegre olmazsanız sonunuz böyle olur.” demektir. Şeyhmus Heso’nun kaçırılması, işkence görmesi ve boğazı kesilerek öldürülmesi yalnızca bir insanın katledilmesi olarak değerlendirilmesi büyük bir yanılgıdır.
Bu çağ dışı zebanilerin infaz yöntemi Kürd direnişine ve Kürdlerin siyasi iradesine yönelik bir gözdağıdır. Ve daha da önemlisi, bu vahşetin ardından hâlâ “entegrasyon” denilebiliyorsa, Apocu siyasetinin halk nezdinde çok daha ağır-sistematik olarak sorgulanması ve tavır alınması gerekir. Ci̇hatçilar Şam’da İkti̇dardir. Suriye’de iktidarın niteliğini görmezden gelerek Kürdlerden “entegrasyon” istemek, gerçeği tersyüz etmektir.
Suriye’yi yöneten yapıların içerisinde Türk devletin SMO çeteside dahil cihatçı geçmişini pratikleştiren gruplar hakimdir. Türkiye destekli silahlı grupların Suriye’deki denklemde önemli bir ağırlığı olduğu sır değildir. Bugün Kürdlerin karşısına çıkarılan “Suriye Arap ordusuna “entegrasyon” projesinin demokratik bir proje olduğunu Öcalan ve belengaz savunucularından başka kim savunuyor?
Kürdlerin yıllarca savaştığı cihatçı yapıların farklı isimler ve üniformalar altında devletleştirilmesi onları demokratikleştirmez. Cihatçı dün cihatçıydı, bugün devlet üniforması giydi diye demokrat olmaz.O nedenle Kürdlerin başına gelenleri yalnızca birkaç kötü adamın suçu gibi göstermek, asıl siyasi meseleyi gizlemektir. Kürd halkı, kendisini öldüren zihniyetin içine “entegre edilerek” korünamaz. Kürdler, sömürgeci devletlerin bekçiliğini savunan ve Kürd ulusal egemenliğine karşı duran siyasetin esiri olmaktan kurtulmadıkça geleceğine güvenle bakamaz.
Öcalan'in Entegrasyon Savunusu Türklerin Bir Öfürmesidir. Bütün bunlar, Abdullah Öcalan’ın yıllardır savunduğu devletlerle “entegrasyon” ve mevcut sistemleri “demokratikleştirme” adı altında Kürdleri oyalama, enerjilerini tüketme ve liderlik kültünü pekiştirme edimidir. Sömürgeci devlet yapılarını, cihatçı çeteleri “demokratikleştirme” iddiasıyla Kürdleri bu yapıların içerisine dahil etmek, Kürdlerin özgürlüğünü değil, siyasi iradelerinin tasfiyesini getirir.
Öcalan’ın Kürd siyaseti üzerindeki etkisi, Kürd halkına karşı sorgulanmadan kullanıldı. Kürd halkı ve aydınları artık sorgulamaya başlamışlar.
Kuzey Kürdistan’ı Türk devletine, Rojava Kürdistanı’nı Suriye’ye, Rojhilat Kürdistanı’nı İran’a ve özgür Kürdistan’ı Irak’a bağlamaya çalışan bir siyasal anlayışın Kürd milletinin özgürlüğüne düşmanlık olduğunu milyonların ortak kabulu haline gelmiş. Kürdlerin kaderini Türk, Arap, Fars veya herhangi bir başka devletin egemenlik sistemi içerisinde eritmek özgürlük değildir. Kürdler, kendi ulusal ve siyasi çıkarlarını savunmayanları sorgulamalı ve net tutum almalıdır. Çünkü hiçbir lider Kürd milletinin üzerinde değildir.
Şengal'de Yaşananlarda Unutulmamalidir. IŞİD’e karşı savaşırken Peşmerge’nin ve diğer Kürd savaşçılarının kanı, canı pahasına savunulan Şengal ın, “Irak’ın egemenliği” esas alinarak Bağdat’a entegre edilme isteği Kürdler açısından kabul edilecek sıradan bir siyasi düzenleme değildir. Şengal, Kürdlerin kanayan yarasıdır. Kürdlerin işgalden kurtardığı özgür Kürdistan toprağıdır. Bir siyasi hareket, nasıl olur da Kürdlerin elde ettiği kazanımları küçültürken Arap ve diğer sömürgeci devletlerin egemenliğini büyütmeyi siyasal başarı olarak sunabilir?
Bir siyasi lider, kendi milletinin siyasi aktörlerine neden bu kadar düşman olabilir? Kürd siyasetinin bazı savunucuları, Türklerden, Farslardan ve Araplardan gelecek bir aferin uğruna Kürdlerin geleceğini nasıl pazarlayabilir?
“Entegrasyon” Savunulamaz. Sömürgenin-Sömürgeciye entegre edildiği dunyada görülmemiş. Kaldı ki olsa bile Kürdlere uymaz.Bugün Kürdlerin kafası kesiliyor. Kürd tutukluları cezaevlerinde yakıldığı, işkence ile öldürüldüğü haberleri geliyor. Kürd yurtseverler tutuklanıyor, protesto edenlerden dokuz-on insan öldürülüyor Bütün bunların ortasında bazıları hâlâ “entegrasyon” provokasyon” diyor. Sana ne ! Sen zaten kaybetmişsin. Şam’ı yönetenler korksun. Cihatçılardan demokrasi mi bekliyorsun? Açıktır ki bu tutum artık yalnızca siyasi bir suç değil, siyasi körlüktür.
Suçlu ve suçlanan yapıların soruşturma makamı olduğu bir düzen Kürd halkına güven veremez.ENKS’in hukuk çağrısı, Hasekê Valisi Nureddin Ahmed’in “güvenlik birimleri ve adli makamlar failleri yakalamak için gerekeni yapmalı” açıklaması insan aklı ile alay etmektir. Cihatçılar yönetiyor, cihatçılar suçlanıyor ve yine cihatçıların oluşturduğu mekanizmaların failleri yakalaması bekleniyor. Kim kimi yakalayacak? Çözüm, Kürdlerin siyasi ve ulusal egemenliğinin tanınmasıdır.
Rojava'nin Yönetimi Kürdlerin İradesiyle yeniden Belirlenmelidir. Rojava Kürdistanı ortak bir ulusal konseyle, bütün Kürd siyasi ve toplumsal kesimlerinin katılımıyla yönetilmelidir. Kürdlerin güvenliği başkalarının insafına bırakılmamalıdır. Dürzi halkının kendi güvenliği konusunda gösterdiği irade nasıl tartışılıyorsa, Kürdlerin de kendi güvenliğini kendisinin sağlaması gerektiği açıkça tartışılmalıdır. Dinleme, anlama özürlü müritler, artık Kürdlerin ulusal iradesine saygılı olmalı ve halka hesap vermelidir. Yalnızca Şam’ı ve Ankarayı sorgulamak yetmez. Rojava Kürdistan'ı cihatçılara teslim eden yöneticiler kendi politikalarının hesabını Kürdistan halkına vermelidir.
Kürd halkının güvenliğini sağlamakla sorumlu yöneticiler, bireysel menfaatleri için başka devletlerin ordusuna veya güvenlik sistemine memur, asker ve emir-komuta zinciri içerisinde dahil edilmesini özgürlük olarak propaganda edemez.
Sömürgeci bir devletin veya cihatçı bir rejimin kurumlarına katılmak, yalnızca adı değiştirilerek özgürlük hâline getirilemez.Kuzey Kürdistan’ı Türk devletine entegre etmeye çalışan anlayış ile Rojava Kürdistanı’nı cihatçı Arap devletinin yapısına entegre etmeye çalışan anlayış sömürgeciliğin içselleştirilmesidir.
Kürdler yıllarca savaşarak elde ettikleri kazanımları, birkaç makam ve koltuk için peşkeş çekilemez. Kürdler belli aralıklarla öldürtülüyor, sonra açıklamalar yapılıyor. Sonra protestolar bastırılıyor. Sonra “süreç” yeniden başlatılıyor. Ve Kürdlerden yeniden sabır isteniyor. Bu döngü kırılmadığı sürece değişen yalnızca isimler olacaktır. Bugün Şeyhmus Heso. Yarın başka bir Kürd. Bir başka cezaevi. Bir başka infaz. Bir başka katliam. Ve ardından yine aynı slogan: “Süreç devam ediyor.” Hayır! Kürdlerin hayatı hiçbir siyasi sürecin hammaddesi yapılamaz. İhanetin Adı Değiştirilerek Özgürlük Denilemez. Türk devletinin Apocular üzerinde “entegrasyon”, “çözüm” ve “kardeşlik” adı altında Kürdlere sistematik bir tasfiye politikası dayattığı düşüncesi artık ciddi biçimde tartışılmalıdır. Aynı şekilde Rojava’daki siyasi yöneticilerinin de Kürdlerin Suriye Arap devletinin kurumlarına dahil edilmesini özgürlük olarak sunması kabul edilmemelidir. Kürdlerin kendi ordusundan, kendi güvenliğinden, kendi siyasi iradesinden ve kendi karar mekanizmalarından vazgeçmesi karşılığında birkaç makam verilmesi özgürlük değil, teslimiyettir.
Türk, Arap ve İran devletlerinin kendi egemenlik alanlarını korurken Kürdlerden kendi siyasi iradelerinden vazgeçmelerini istemesi yeni bir politika değildir. Yeni olan, Öcalan tarafından özgürlük olarak savunulmasıdır. İşte asıl tehlike budur.Şeyhmus Heso’nun vahşice öldürülmesi, Kürdlere verilmiş korkunç bir mesajdır. Fakat Kürdlerin vereceği cevap korku olmamalıdır. Teslimiyet hiç olmamalıdır. Cevap, başka bir katliamı beklemek de olmamalıdır. Cevap, Kürdlerin kendi kaderinin sahibi olmasıdır. Kendi siyasi iradelerini demokratik ve meşru kurumlarla güçlendirmesidir. Kürdler, “entegrasyon” kelimesinin arkasına saklanan teslimiyet politikaları sorgulasın.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 20:04:57































































































































































































