Suriye’de Kürtlerin tanınması dil hakları konusunda ilk sınavla karşı karşıya
Suriye’nin yeni yönetiminin Kürt kimliği ve diline ilişkin tanıma adımları sahada karşılık bulsa da, Kürtler bu düzenlemelerin anayasal güvenceye kavuşmadıkça kalıcı olmayacağını savunuyor. Şam ile DSG arasındaki entegrasyon süreci devam ederken, dil hakları ve yerel yönetim tartışmaları yeni siyasi düzenin en kritik başlıklarından biri haline geliyor.

Suriye’de yeni yönetimin bu yıl başında Kürt kimliği ve dilini resmen tanıması, ülkedeki Kürtler açısından önemli bir dönüm noktası olarak görülse de, tartışmalar şimdi bu hakların anayasal güvenceye kavuşup kavuşmayacağına odaklanmış durumda.
Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, ocak ayında yayımladığı 13 sayılı kararnameyle Kürtleri “Suriye halkının asli bir parçası” olarak tanımış, Kürt dili ve kültürünü ülkenin ulusal kimliğinin bir unsuru ilan etmişti. Kararnamede ayrıca Kürtlerin ana dillerini koruma, geliştirme ve Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde eğitim dili olarak kullanma hakkı da vurgulanmıştı.
Ancak kuzeydoğu Suriye’de son haftalarda yaşanan gelişmeler, Şam yönetiminin bu vaatleri ne ölçüde hayata geçireceği konusunda yeni soru işaretleri yarattı. Mayıs ayının başından itibaren Haseke başta olmak üzere Kürt çoğunluklu bölgelerde, Arapça-Kürtçe tabelaların kaldırılarak yerlerine yalnızca Arapça ve İngilizce yazıların yerleştirilmesi protestolara yol açtı. Göstericiler, Kürtçenin anayasal statü kazanmasını, resmi dil olarak tanınmasını ve anadilde eğitimin güvence altına alınmasını talep ediyor.
Kürt siyasi çevreleri, sorunun yalnızca dil meselesi olmadığını belirtiyor. Kürtlerin anayasal olarak ayrı bir ulusal topluluk şeklinde tanınması, ademimerkeziyetçi bir yönetim modeli, yerel yönetim yetkilerinin genişletilmesi ve ulusal düzeyde siyasi temsil gibi talepler de gündemde bulunuyor.
“Kararname önemli ama yeterli değil”
DSG’ye yakın araştırmacılardan Zana Omar, Alhurra'ya verdiği demeçte kararnameyi “önemli bir adım” olarak nitelendirse de bunun hakların korunması için yeterli olmadığını söyledi. Omar’a göre asıl sorun, Şam yönetiminin kapsayıcı bir ulusal diyalog ve tüm toplulukları temsil edecek yeni bir anayasa hazırlığı konusunda net bir irade ortaya koymaması.
Kürt hakları tartışmaları, aynı zamanda Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri arasında ocakta imzalanan anlaşma sonrası yürütülen entegrasyon görüşmeleriyle de iç içe geçmiş durumda. Taraflar, devlet kurumlarının özerk yönetim bölgelerine dönüşü, petrol ve gaz sahalarının merkezi yönetime devri ve DSG güçlerinin yeni Suriye ordusuna entegrasyonu gibi başlıklarda müzakerelerini sürdürüyor.
Şam yönetimi sürecin güven inşasıyla ilerlediğini savunurken, birçok Kürt siyasi aktör askeri ve idari düzenlemelerin, Kürtlerin gelecekteki anayasal statüsüne ilişkin temel meseleleri geri plana ittiğini düşünüyor.
Merkeziyetçilik tartışması
Omar’a göre gelecekte kurulacak Suriye devletinin yapısı, Kürt haklarının kapsamını belirleyecek en önemli unsur olacak. Güçlü merkeziyetçi bir modelin, anayasal güvence olmaksızın kültürel hakları sembolik düzeyde bırakabileceğini savunan Omar, Türkiye’nin desteklediği mevcut Şam yönetiminin daha merkeziyetçi bir sistem istediğini ve bunun Kürtlerin siyasi haklarını sınırlayabileceğini öne sürdü.
Buna karşılık Suriyeli hukukçu Mustafa Sheikh Muslim, Şam yönetiminin başlangıçta Kürt hakları konusunda daha cömert mesajlar verdiğini ancak DSG anlaşması ilerledikçe bu vaatlerin giderek belirsizleştiğini söyledi. Muslim, Kürtlere yönelik eski Baas dönemi politikalarına dönüşün artık mümkün olmadığını belirterek, Kürt meselesinin yalnızca güvenlik veya idari bir dosya olarak ele alınamayacağını ifade etti.
Kürtlerin tarihsel hafızası
Kürtlerin anayasal güvence talebinin arkasında uzun yıllara dayanan bir dışlanmışlık geçmişi bulunuyor. 1962’de Haseke’de yapılan tartışmalı nüfus sayımıyla 150 binden fazla Kürt vatandaşlıktan çıkarılmış, Baas Partisi’nin 1963’te iktidara gelmesinden sonra ise Kürtçe kamusal alanda yasaklanmıştı.
2011’de başlayan iç savaş sonrası Kürt güçlerinin kuzey ve doğu Suriye’de kontrol sağlamasıyla birlikte Kürtçe eğitim ve yerel yönetim uygulamaları hayata geçirilmişti. Ancak 2024 sonunda Beşar Esad yönetiminin çökmesi ve yeni yönetimin kurulmasıyla birlikte Kürtlerin statüsü yeniden tartışma konusu haline geldi.
DSG ile Şam arasındaki anlaşma
Ocak ayında uluslararası destekle varılan anlaşma kapsamında, devlet kurumlarının özerk yönetim bölgelerine dönüşü, sivil kurumların merkezi yapıya entegrasyonu ve SDG güçlerinin yeni orduya dahil edilmesi öngörülüyor. Ancak birçok Kürt aktör, bu düzenlemelerin siyasi haklardan çok güvenlik ve yönetim başlıklarına odaklandığını düşünüyor.
Kürtler, dil hakları ve yerel yönetim gibi konuların yürütme kararlarıyla değil, ancak anayasal güvenceyle korunabileceğini savunuyor.
Mart ayında Ahmed-Şara tarafından imzalanan geçiş dönemi anayasal bildirgesi de Kürt çevrelerinde hayal kırıklığı yarattı. Bildirgede Kürtler ülkenin ikinci ulusal topluluğu olarak tanınmazken, Kürt bölgelerine özel bir idari statü de verilmedi. Metin, tüm Suriyeliler için eşit vatandaşlık vurgusuyla yetindi.
Şam: “Özel anayasa maddesine gerek yok”
Şam’a yakın isimlerden Wael Alwan ise yeni siyasi düzenin tüm Suriyeliler için eşit vatandaşlık temelinde yeni fırsatlar sunduğunu savundu. Alwan, Kürt diline ve kültürel çeşitliliğe saygının yeni Suriye’nin inşasının bir parçası olması gerektiğini söyledi.
Suriye Yazarlar Birliği Başkanı Ahmed Jassem al-Hussein de Kürt haklarına ilişkin kararname üzerinde çalışıldığını ve DSG ile uygulama mekanizmalarının müzakere edildiğini belirtti. Ancak Kürt hakları için ayrı bir anayasa maddesine ihtiyaç olmadığını savundu.
“Bunun anayasal düzeyde özel bir maddeyle düzenleneceğini düşünmüyorum. Çünkü diğer topluluklar da aynı şeyi talep edebilir,” diyen Hüseyin, hükümetin Kürtçe eğitime karşı olmadığını ancak konunun “genel kültürel haklar” çerçevesinde ele alınmasını tercih ettiğini söyledi.
İran’daki savaşın etkisi
Kürt yetkililer, bölgesel gelişmelerin de süreci etkileyebileceğine dikkat çekiyor. PYD’li yetkili Foza Yusuf, İran’daki çatışmaların şu aşamada doğrudan büyük bir etki yaratmadığını ancak ilerleyen dönemde sonuçlarının Suriye Kürtlerine de yansıyabileceğini belirtti.
“Her ne kadar Kürdistan dört parçaya bölünmüş olsa da, bu bölgeler birbirlerini hem olumlu hem de olumsuz etkiliyor. Şu anda İran Kürtlerini etkileyen ciddi bir gelişme olmadığı için büyük bir etkiden söz etmek erken olur. Ancak ileride yaşanacak gelişmeler bizi de mutlaka etkileyecektir,” dedi.
Kürtler açısından tartışma artık yalnızca tabelalar veya okul müfredatıyla sınırlı değil. Asıl mesele, yeni Suriye’nin farklı kimlikleri gerçekten tanıyan kalıcı bir anayasal düzen kurup kuramayacağı olarak görülüyor.
Son güncellenme: 13:14:44





































































































































































































