Bir Peşmergeyi Anlatmak: General Aziz Weysi
'' Peşmerge, ölümün karşısına çıkan, ölümle yüzleşen insan... Fakat Peşmergelik yalnızca savaş meydanında ölümü göze almak değildir. Peşmerge olmak; ülkeni kendi rahatından üstün tutmak, halkının geleceğini kendi geleceğinden önce düşünebilmek ve gerektiğinde kişisel hayatından fedakârlık ederek hizmet etmektir. Üniformayı yalnızca üzerinde değil, vicdanında da taşımaktır. ''

Bir insanı değerli kılan nedir?
Taşıdığı rütbe mi, bulunduğu makam mı, kendisine verilen yetki mi?
Yoksa kendisine verilen ömrün ne kadarını halkına, ülkesine ve kendisinden sonra gelecek kuşaklara adadığı mı?
Ben Aziz Weysi’yi anlatırken yalnızca bir generali, bir komutanı veya Zêrevanî’nin başında bulunan askerî bir şahsiyeti anlatmıyorum.
Türkiye’de yaşayan bir Kürt olarak hayatımın değişik dönemlerinde Aziz Weysi ile yollarımız kesişti.
Onu görme, dinleme ve yakından tanıma fırsatım oldu. Yaşamına, çalışmalarına ve Kürdistan sevdasına tanıklık ettim.
Gördüm, duydum, hissettim ve zaman zaman yüreğine dokunabildiğimi düşündüm.
Bu nedenle bu yazı yalnızca kaynaklardan, haberlerden veya askerî görevlerden oluşan bir hayat hikâyesi değildir.
Aynı zamanda benim kişisel tanıklığımdır.
Bir insanı gerçekten tanımak için yalnızca söylediklerine değil; neyin uğruna yorulduğuna, neye emek verdiğine, hangi sorumluluğu taşıdığına ve hayatının merkezine neyi koyduğuna da bakmak gerekir.
Aziz Weysi’de gördüğüm en belirgin şeylerden biri budur:
Kürdistan’a hizmet etme iradesi.

Görevler değişir. Sorumluluklar büyür. Savaşlar başlar ve sona erer.
Fakat insanın hayatının merkezinde taşıdığı bazı değerler değişmez.
Aziz Weysi’yi benim için anlatmaya değer kılan da yalnızca taşıdığı rütbe değil, o rütbenin arkasında nasıl bir hayat ve hizmet anlayışı taşıdığıdır.
Bir mücadele geleneğinin içinde yetişmek
Aziz Weysi’nin Peşmergelik anlayışının kökleri yalnızca askerî kariyerine dayanmaz.
Daha çocuk yaşlarda babasından ve KDP’den kendisine ulaşan Peşmergelik ve mücadele geleneğinin içerisinde yetişir. Bu çevre onun ülkeye, mücadeleye, siyasete ve askerlik mesleğine bakışının şekillenmesinde önemli bir yer tutar.
Bu geleneğin önemli tarihsel referanslarından biri de Mele Mustafa Barzani’nin mücadelesidir.
Fakat insanın nereden geldiği kadar, kendisine ulaşan birikimle ne yaptığı da önemlidir.
Aziz Weysi’nin hikâyesini benim için anlamlı kılan noktalardan biri burada başlar.
Kendisine ulaşan mirası yalnızca taşımakla yetinmez; kendi askerî tecrübesini, düşüncesini, emeğini ve çalışma anlayışını bunun üzerine ekler.
Çünkü bağlılığın gerçek ölçüsü yalnızca söz değildir.
Hizmettir.
İnsan sonunda yaptığı işle, yetiştirdiği insanlarla ve ortaya koyduğu eserle değerlendirilir.

Peşmerge olmak
Peşmerge, ölümün karşısına çıkan, ölümle yüzleşen insan...
Fakat Peşmergelik yalnızca savaş meydanında ölümü göze almak değildir.
Peşmerge olmak; ülkeni kendi rahatından üstün tutmak, halkının geleceğini kendi geleceğinden önce düşünebilmek ve gerektiğinde kişisel hayatından fedakârlık ederek hizmet etmektir.
Üniformayı yalnızca üzerinde değil, vicdanında da taşımaktır.
Aziz Weysi’nin hayatına baktığımda gördüğüm Peşmergelik anlayışı budur.
Kürdistan onun için yalnızca bir söylem değildir.
Uğruna çalışılması, emek verilmesi ve sorumluluk alınması gereken bir ülke idealidir.
Onunla yollarımın kesiştiği dönemlerde bunu yalnızca sözlerinde değil, hayata ve göreve yaklaşımında da hissettim.
Bu nedenle Peşmergelik onun için yalnızca bir meslek değil, hayatını şekillendiren bir hizmet biçimidir.
Hazır olanı yönetmek değil, olmayanı oluşturmak
Bir askerî yapının başına geçip hazır olanı yönetmek başka şeydir.
İmkânların sınırlı olduğu şartlarda bir yapı oluşturmak, insan yetiştirmek, askerî disiplin kurmak ve yıllarca aynı hedef doğrultusunda çalışmak başka bir şeydir.
1990’lı yıllarda Zawite Özel Kuvvetleri döneminde ortaya çıkan anlayışın temelinde de bu düşünce vardır.
Weysi, Peşmerge’nin dağlarda ve savaş meydanlarında yıllar boyunca biriktirdiği tecrübeyi temel alır. Buna kendi askerî birikimini, düşüncesini ve çalışma yöntemini ekler.
Hedefi disiplinli, eğitimli ve göreve hazır bir kuvvet oluşturmaktır.
Çünkü onun anlayışında güçlü bir askerî birlik tesadüfen ortaya çıkmaz.

Güçlü bir kuvvet; irade, eğitim, disiplin, düzen ve süreklilikle oluşturulur.
Zêrevanî’de üstlendiği sorumlulukla bu anlayışı daha geniş ölçekte hayata geçirir.
Tek tip üniformadan teçhizata, göreve zamanında gelmekten emir-komuta düzenine kadar askerî hayatın görünür tarafında bir düzen oluştururken asıl hedef bundan daha büyüktür:
Profesyonel bir askerî kültür oluşturmak.
Çünkü düzgün bir üniforma tek başına profesyonellik değildir.
Profesyonellik; görev bilinci, hazırlık, disiplin ve sorumluluktur.
Yetkiyi toplamak değil, sorumluluğu paylaşmak
Aziz Weysi’nin profesyonel bir Peşmerge gücü oluşturma anlayışında komuta kademesinin özel bir yeri vardır.
Disiplinli bir askerî yapı kurmak, bütün görevlerin, yetkilerin ve kararların tek bir kişinin etrafında toplanması anlamına gelmez.
Tam tersine, güçlü bir kurum yalnızca güçlü bir komutanla değil, sorumluluk alabilen güçlü bir komuta kademesiyle ayakta kalır.
Bu nedenle Weysi, komutanların sorumluluk alabildiği, görüş ortaya koyabildiği, karar süreçlerine katkı sunduğu ve kendi görev alanlarında inisiyatif kullanabildiği bir yapı oluşturmaya önem verir.
Çünkü her kararın tek bir kişiden beklendiği bir yapı, o kişi ne kadar güçlü olursa olsun, gerçek anlamda kurumsal değildir.

İyi komutan yalnızca karar veren kişi değildir; karar verebilecek komutanlar da yetiştirir.
Komuta kademesi bir ekip olarak çalışır.
Her komutan kendi sorumluluğunu taşır, görüşünü ortaya koyar ve ortak hedef için görev üstlenir.
Böylece komuta kademesi yalnızca yukarıdan gelen emirleri aşağıya aktaran bir mekanizma olmaktan çıkar; askerî yapının düşünen ve sorumluluk taşıyan aktif bir parçasına dönüşür.
Bu anlayışın özü şudur:
Kendisine bağlı insanlar değil, sorumluluk alabilen komutanlar yetiştirmek.
Çünkü kalıcı bir askerî kurum tek bir kişinin varlığına bağlı kalmaz.
Komutanlar değişir.
Fakat sistem çalışmaya devam eder.
Eğitim bir dönem değil, bir kültürdür
Aziz Weysi’nin askerî anlayışında eğitim özel bir yere sahiptir.
Çünkü savaş değişir.
Silah değişir.
Teknoloji değişir.
Taktik değişir.
Dün doğru olan bir yöntem bugün yetersiz kalabilir.
Bu nedenle eğitim yalnızca yeni katılan Peşmerge’ye verilen temel eğitimden ibaret değildir.
General de öğrenir.
Subay da öğrenir.
Komutan da öğrenir.
Peşmerge de öğrenir.
Rütbe eğitimin sonu değildir; sorumluluğun büyümesidir.
Onun askerî anlayışını iyi özetleyen düşüncelerden biri şudur:
Eğitimde ter dökmeyen, savaşta can verir.
Çünkü savaş başladığında iyi eğitim yalnızca başarıyı değil, askerin hayatını da etkiler.
Weysi’nin son röportajında hâlâ eğitimden ve askerî teknolojideki gelişmelerden söz etmesi de bu açıdan önemlidir.
2014’teki Peşmerge ile bugünkü Peşmerge arasında eğitim, silah, teçhizat ve teknoloji bakımından önemli gelişmeler bulunduğunu ifade ederken askerî dünyanın sürekli değiştiğine dikkat çeker.
Bu düşünce onun askerlik anlayışındaki sürekliliği gösterir:
Asker için öğrenmenin sonu yoktur.
Gerçek sınav: IŞİD savaşı
Yıllarca yapılan eğitim, oluşturulan disiplin ve hazırlanan birlikler 2014 yılında gerçek bir savaşın sınavıyla karşılaşır.
IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi ve Irak’ın geniş bölgelerinde ilerlemesi, Kürdistan Bölgesi açısından doğrudan büyük bir güvenlik tehdidi oluşturur.
Artık mesele tatbikat değildir.

Hazırlığın gerçek sınavıdır.
Zêrevanî birlikleri Musul çevresinden Musul Barajı hattına, Şengal’den IŞİD’e karşı mücadelenin diğer cephelerine kadar savaş alanında yer alır.
Yıllardır üzerinde durulan eğitim, disiplin ve hazır olma anlayışı gerçek savaş şartlarında sınanır.
Barış zamanında yapılan hazırlığın değeri tam da böyle zamanlarda ortaya çıkar.
Çünkü savaş başladığında kâğıt üzerindeki düzen değil, sahadaki hazırlık konuşur.
Sertlik ile sorumluluk arasında
Aziz Weysi’yi yalnızca askerî sistem ve disiplin üzerinden anlatmak eksik kalır.
Görev konusunda serttir.
Askerliğin ciddiye alınmasını ister.
Peşmerge görev yerinde zamanında bulunmalı, üniformasını düzgün taşımalı, silahını tanımalı ve emir-komuta düzenine uymalıdır.
Fakat emrindeki Peşmerge onun için yalnızca bir asker veya sayı değildir.
Peşmerge’nin sorununu dinlemek, ihtiyacını anlamak ve imkânlar ölçüsünde çözüm aramak da komutanlığın bir parçasıdır.
Onu tanıdığım dönemlerde benim dikkatimi çeken taraflarından biri de budur:
Disiplinden taviz vermeden insanı görebilmek.
Çünkü disiplin ile insana değer vermek birbirinin karşıtı değildir.
Askerî liderliğin en zor taraflarından biri belki de budur:
Hem standart koymak hem insanı unutmamak.
Güven bir ayrıcalık değil, emanettir
Sorumluluk büyüdükçe yetki ve imkân da büyür.
Fakat bir insanı anlatan şey yalnızca kendisine ne kadar yetki verildiği değildir.
Asıl mesele, o yetkiyi ne için kullandığıdır.
Weysi’nin yaklaşımında daha fazla imkân, daha fazla sorumluluk anlamına gelir.
Birlikleri geliştirmek...
Eğitimi artırmak...
Düzeni güçlendirmek...
Askerî yapıyı daha profesyonel hâle getirmek...
Ve yetişmiş komutanlara sorumluluk vermek...
Bu anlayışı tek bir cümlede toplamak mümkündür:
Güven bir ayrıcalık değil, taşınması gereken bir emanettir.

2014’ten bugüne değişen Peşmerge
Aziz Weysi’nin 2026’daki son röportajı, bu uzun askerî tecrübeye bugünden bakma imkânı sunuyor.
Weysi, 2014’teki Peşmerge ile bugünkü Peşmerge arasında eğitim, silahlanma, teçhizat ve askerî teknoloji bakımından önemli bir gelişme bulunduğunu ifade ediyor.
Peşmerge güçlerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında bir araya getirilmesini de önemli bir gelişme olarak değerlendiriyor.
Aynı röportajda Peşmerge’nin “çelik iradesinden” söz ediyor ve bayrak ile toprağın Peşmerge açısından taşıdığı değeri vurguluyor.
Bu sözler benim için ayrıca anlamlıdır.
Çünkü yıllar içerisinde gördüğüm Aziz Weysi ile bugün konuşan Aziz Weysi arasında aynı temel düşünceyi görüyorum:
Bir kuvvet yalnızca silahıyla güçlü değildir.
Silah ve teknoloji önemlidir; fakat onları kullanacak eğitim, düzen, kurumsal kültür ve irade yoksa tek başlarına yeterli olmazlar.
Bir dönem mesele yapı oluşturmaktır.
2014’te mesele o yapının savaş şartlarında sınanmasıdır.
Bugün ise mesele edinilen tecrübeyi daha profesyonel, daha kurumsal ve ortak bir askerî geleceğe taşımaktır.

Neden Aziz Weysi’yi yazıyorum?
Bu sorunun cevabı benim için bu yazının en önemli bölümüdür.
Bir toplum yalnızca yaşadığı büyük olaylarla değil, o olayların içerisinde sorumluluk alan insanları nasıl hatırladığıyla da kendi hafızasını oluşturur.
Benim Aziz Weysi’yi yazmaktaki amacım onu kusursuzlaştırmak veya bir efsaneye dönüştürmek değildir.
Amacım yalnızca övmek de değildir.
Türkiye’de yaşayan bir Kürt olarak hayatımın farklı dönemlerinde onunla yollarım kesişti.
Gördüm.
Dinledim.
Tanıdım.
Çalışmasına ve mücadele anlayışına tanıklık ettim.
Ve en önemlisi, bütün bunların arkasında taşıdığı Kürdistan sevdasını hissettim.
Bu nedenle benim için bu yazı aynı zamanda bir tanıklık borcudur.
Çünkü bazı insanları yalnızca tarih yazmamalı.
Onları görenler de anlatmalı.
Onlarla yolu kesişenler de anlatmalı.
Emeklerine tanıklık edenler de gördüklerini kayda geçirmeli.
Kürdistan toplumunun içerisinden çıkan, hayatından ve tecrübesinden gelecek kuşakların bir şeyler öğrenebileceği insanları tanımamız gerektiğine inanıyorum.
Yaptıklarını unutmamak...
Tecrübelerini sonraki kuşaklara aktarmak...
Ve ülkesine yıllarını veren insanlara, onlar henüz hayattayken, en azından bir teşekkür borcumuz olduğunu hatırlamak...
Çünkü çoğu zaman insanların değerini görevleri bittikten veya aramızdan ayrıldıktan sonra anlatmaya başlıyoruz.
Oysa bunun için ölümü beklemek gerekmiyor.
İnsanların emeğini hayattayken de görmek, anlatmak ve teslim etmek gerekir.
Bu, bir insanın hatalarını yok saymak anlamına gelmez.
Çünkü örnek insan demek, kusursuz insan demek değildir.
Örnek insan; hayatından, mücadelesinden, yaptığı işlerden, başarılarından ve hatalarından gelecek kuşakların öğrenebileceği bir şeyler bulunan insandır.
Aziz Weysi’ye de bu gözle bakıyorum.

Bir komutandan geriye ne kalır?
Bugün Peşmerge’nin kurumsallaşması, reformu ve ortak profesyonel bir askerî yapının geleceği konuşulurken geçmişte verilen emeği hatırlamak ayrıca anlam kazanıyor.
Çünkü kurumlar yalnızca kararlarla kurulmaz.
Kurumları insanlar inşa eder.
Yıllarını verirler.
İnsan yetiştirirler.
Tecrübe biriktirirler.
Sistem kurarlar.
Ve kendilerinden sonra sorumluluk alabilecek kadrolar bırakırlar.
Bu nedenle bugünün genç Peşmerge’sinin kendisinden önce kimlerin hangi şartlarda çalıştığını bilmesi önemlidir.
Bir subay geçmişteki tecrübelerden ders çıkarabilmelidir.
Bir Kürt genci ülkeye hizmet etmenin yalnızca büyük sözler söylemek olmadığını görebilmelidir.
Bazen hizmet yıllarca sabırla çalışmaktır.
Kendini eğitmektir.
İnsan yetiştirmektir.
Sorumluluk almaktır.
Sorumluluk vermektir.
Kendi rahatından vazgeçmektir.
Ve sana teslim edileni senden sonrakilere daha güçlü bırakmaya çalışmaktır.
Başladığımız yere dönelim
Yazının başında sorduğum soruya yeniden dönüyorum:
Bir insanı değerli kılan nedir?
Bir gün generallik biter.
Bir gün üniforma çıkar.
Omuzdaki yıldızlar sökülür.
Makamlar başka insanlara devredilir.
Fakat insanın ülkesine verdiği emek kalır.
Yetiştirdiği insanlar kalır.
Oluşturduğu kurum kültürü yaşamaya devam eder.
Ben Aziz Weysi ile yollarımın kesiştiği yıllardan bugüne baktığımda yalnızca bir general görmüyorum.
Bir Peşmerge görüyorum.
Bir asker görüyorum.
Bir komutan görüyorum.
Ama bunların arkasında, hayatının merkezine Kürdistan’ı koyan bir insan da görüyorum.
Bu nedenle bana “Aziz Weysi kimdir?” diye sorulduğunda yalnızca “Zêrevanî Komutanı” demek bana eksik geliyor.
Ben onu; Peşmergelik geleneğinin içerisinde yetişen, hayatını askerî hizmetle birleştiren, hazır olanı yönetmekle yetinmeyip yeni yapılar oluşturmaya çalışan, eğitimi ve disiplini profesyonel askerliğin temeli kabul eden, sorumluluk alabilecek komutanların yetişmesine önem veren ve bugün hâlâ Peşmerge’nin geleceği üzerine düşünen bir komutan olarak tanıyorum.
Ama bütün bunların önünde benim için daha sade bir tanım vardır:
Rütbesinden önce Peşmerge.
Makamından önce hizmet.
Kendisinden önce Kürdistan.
İşte Aziz Weysi’yi bunun için yazıyorum.
Ona hak etmediği bir değer biçmek için değil.
Kusursuz bir insan portresi çizmek için değil.
Gördüğüm bir emeğin, tanıklık ettiğim bir hayatın ve hissettiğim bir Kürdistan sevdasının toplumsal hafızada kaybolmaması için.
Belki onlarca yıllık emeğin karşılığı birkaç sayfalık bir yazıyla verilemez.
Fakat bazen insanın başka bir insanın yüreğine dokunabilmesi, ona hayattayken gördüğünü söyleyebilmesidir.
Bu nedenle Aziz Weysi’ye söylemek istediğim sözler aslında çok sadedir:
Yaptıklarını gördüm.
Emeğine tanıklık ettim.
Kürdistan’a duyduğun sevdayı hissettim.
Ve unutmadım.
Bir Peşmerge’nin büyüklüğü yalnızca ölümün karşısında nasıl durduğuyla değil, hayatını neye adadığı ve kendisinden sonra ne bıraktığıyla da ölçülür.
Benim gözümde General Aziz Weysi’nin hikâyesi budur:
Bir mücadele geleneğinin içerisinde başlayan; eğitim ve disiplinle şekillenen; sorumluluğu paylaşan bir komuta anlayışıyla kurumsallaşan; savaş meydanlarında sınanan ve bugün de profesyonel Peşmerge düşüncesiyle devam eden bir Peşmergelik hayatı.
Bu yüzden Aziz Weysi’yi anlatmak yalnızca bir komutanın geçmişini anlatmak değildir.
Bugün yaşayan bir hizmet anlayışını, yılların tecrübesini ve gelecek kuşaklara aktarılabilecek bir askerî kültürü anlatmaktır.
Ben gördüğümü yazıyorum.
Tanıklık ettiğimi kayda geçiriyorum.
Çünkü insanlara değerlerini yalnızca aramızdan ayrıldıktan sonra söylemememiz gerektiğine inanıyorum.
Ve geriye hepimize ait tek bir soru kalıyor:
Bizden öncekilerden ne devralıyoruz, ona ne katıyoruz ve bizden sonrakilere ne bırakıyoruz?
Ahmet Lolanî
Son güncellenme: 13:33:53




































































































































































































