İsrail’in kalkınmasında kooperatifçiliğin rolü

26 Eylül 2026 - 00:11
26 Eylül 2026 - 00:11
 0
İsrail’in kalkınmasında kooperatifçiliğin rolü
İsrail’in kuruluş döneminde tarım, yalnızca ekonomik bir faaliyet değildi. Yeni yerleşimlerin oluşturulması, toprağın işlenmesi, gıda üretiminin artırılması ve kırsal bölgelerde ekonomik hayatın kurulması devletin ve toplumun temel meselelerinden biriydi.
 
Kooperatifler burada önemli bir araç haline geldi. Küçük üreticilerin tek başına yapamayacağı satın alma, pazarlama, sulama, depolama ve finansman gibi faaliyetlerin ortaklaştırılması üretim kapasitesini artırdı. İsrail kooperatifçiliğinin özellikle tarımla güçlü biçimde bütünleşmiş olması, ülkenin tarımsal kalkınmasında önemli bir unsur olarak akademik literatürde de vurgulanmaktadır. 
 
Bu nedenle Kibutz ve Moşavları yalnızca “köy” olarak görmek eksik olur. Bunlar aynı zamanda ekonomik örgütlenme modelleriydi.
 
Üretim ile dayanışmayı birleştirdiler; ortak satın alma ve pazarlama mekanizmaları sayesinde küçük üreticilerin pazardaki gücünü artırdılar; eğitim, sağlık, sosyal yardım ve yerel hizmetlerin gelişmesine katkıda bulundular.
 
Fakat Kibutz sistemi zaman içinde değişti; İsrail ekonomisi geliştikçe Kibutzlar da değişime uğradı. Başlangıçtaki tamamen kolektif ekonomi anlayışı, özellikle ekonomik krizler ve piyasa ekonomisinin güçlenmesiyle birlikte yerini daha karmaşık mülkiyet ve gelir sistemlerine bıraktı.
 
Birçok Kibutz “yenilenen Kibutz” modeline geçti. Üyelerin gelirlerinin farklılaşması, özel mülkiyet haklarının genişlemesi ve işletmelerin profesyonel biçimde yönetilmesi bu dönüşümün parçaları oldu. Oxford Academic’teki araştırma da geleneksel kolektif mülkiyet rejiminin zaman içerisinde özel mülkiyet haklarına doğru evrildiğini ortaya koymaktadır. 
 
Sanayi işletmelerinde de özelleştirme süreçleri yaşandı. Ancak bu süreç, “özel mülkiyete geçildiğinde her şey daha verimli oldu” şeklinde basit bir sonuç vermemektedir. Örneğin Kibutz sanayi işletmeleri üzerine yapılan bir araştırmada, birleşme ve satın alma yoluyla özelleştirilen bazı işletmelerin, kolektif mülkiyette kalan işletmelere kıyasla beklenen verimlilik ve kârlılık artışını sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır. 
 
Moşavlarda da benzer biçimde ekonomik dönüşümler yaşandı. Tarımın ekonomideki ağırlığının azalması, işletmelerin büyümesi ve ailelerin tarım dışı gelir kaynaklarına yönelmesi kooperatif yapıyı değiştirdi. 1980’lerde yaşanan ağır mali kriz ise Moşavların eski ekonomik modelinin sürdürülebilirliği konusunda ciddi sorunlar ortaya çıkardı. 
 
Dolayısıyla İsrail deneyiminin en önemli derslerinden biri belki de şudur: Kooperatifçilik değişmez bir ekonomik kalıp değildir. Toplumun, ekonominin ve teknolojinin değişmesiyle kendisini yeniden düzenleyebilir.
 
Refah meselesi
 
Kibutzların en önemli taraflarından biri ekonomik üretim ile sosyal refahı birbirinden tamamen ayırmamış olmalarıdır.
 
Geleneksel sistemde eğitim, sağlık, çocukların bakımı, yaşlıların desteklenmesi ve ortak hizmetler yalnızca bireyin ekonomik gücüne bırakılmamış; topluluk tarafından paylaşılmıştır.
 
Bu, özellikle küçük ve orta ölçekli toplumlar açısından önemli bir düşünce ortaya koymaktadır: İnsanların refahı yalnızca kişi başına düşen gelirle ölçülmemelidir.
 
İnsanların eğitime, sağlığa, barınmaya, üretime, sosyal güvenliğe ve karar alma mekanizmalarına ulaşabilmesi de refahın parçasıdır.
 
Kibutz deneyiminin tarihsel önemi burada ortaya çıkmaktadır.
 
Peki Ortadoğu için bir rol model olabilir mi?
 
Bence bu soruya “Kibutz modelini olduğu gibi başka bir ülkeye taşıyalım” şeklinde cevap vermek doğru olmaz. Çünkü İsrail’in tarihsel, siyasal, hukuki ve ekonomik koşulları kendine özgüdür.
 
Fakat Kibutz ve Moşav deneyiminin bazı ilkeleri Ortadoğu toplumları açısından tartışılmaya değerdir.
 
Bunların başında;
 
* kooperatif üretim,
* ortak pazarlama,
* küçük üreticinin güçlendirilmesi,
* yerel ekonomik örgütlenme,
* kadınların ekonomik yaşama katılması,
* toprağın verimli kullanılması,
* ortak altyapı,
* demokratik yerel yönetim,
* üretim ile sosyal refahın birlikte düşünülmesi,
 
gelmektedir.
 
Özellikle savaşlar, yoksulluk, işsizlik ve ekonomik eşitsizliklerle karşı karşıya kalan Ortadoğu toplumlarında kooperatifçilik, insanların yalnızca devletten veya büyük sermayeden yardım bekleyen pasif aktörler olmaktan çıkıp kendi ekonomik güçlerini ortaklaşa oluşturabilecekleri bir mekanizma sağlayabilir.
 
Fakat bunun gerçekleşebilmesi için kooperatiflerin siyasi veya kişisel çıkar gruplarının kontrolüne girmemesi; şeffaf, demokratik ve hesap verebilir olması gerekir.
 
Sonuç: İsrail deneyiminden çıkarılabilecek asıl ders Kibutz ve Moşavların hikâyesi, aslında bize “komünizm mi, kapitalizm mi?” sorusundan daha geniş bir soru sormaktadır:
 
İnsanlar mülkiyet hakkını korurken nasıl ortak ekonomik güç oluşturabilir?
 
Kibutz, bu soruya uzun yıllar boyunca kolektif mülkiyet ve ortak yaşam üzerinden cevap verdi. Moşav ise bireysel aile işletmesini kooperatif dayanışmasıyla birleştirdi. Her iki model de zaman içinde değişti; bazı kolektif uygulamalar geriledi, bazıları özel mülkiyetle birleşti ve piyasa ekonomisine uyum sağladı.
 
Bu nedenle İsrail kooperatifçiliğinin asıl önemi, bugün bütün dünyaya aynı modeli dayatabilecek bir sistem olmasında değil; kolektif dayanışma ile bireysel ekonomik özgürlüğün farklı oranlarda bir araya getirilebileceğini göstermesinde yatmaktadır.
 
Ortadoğu açısından da belki tartışılması gereken nokta budur. Kürtler, Araplar, Türkler, Farslar ve bölgedeki diğer halklar için kalkınma yalnızca büyük devlet yatırımları veya dış sermaye üzerinden düşünülmek zorunda değildir. Köylerden başlayarak üretici kooperatifleri, kadın kooperatifleri, tarım birlikleri, ortak pazarlama kuruluşları ve yerel ekonomik örgütlenmeler oluşturmak; toprağı, emeği ve üretimi yerel halkın refahıyla buluşturmanın yollarından biri olabilir.
 
Kibutzların yüz yıllık serüveni bize şunu göstermektedir: Bir toplumun kalkınması yalnızca ne kadar ürettiğiyle değil, ürettiği değeri nasıl örgütlediği ve bu değerden toplumun ne ölçüde yararlandığıyla da ilgilidir.
 
Kibutz ve Moşav modellerinin tarihsel dönüşümünü, yapısal dinamiklerini ve Orta Doğu için sunduğu kalkınma perspektiflerini çok daha kapsamlı bir teorik ve pratik çerçevede ele aldığım araştırmam, geçtiğimiz gün DOZ Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan İsrail Kooperatifçiliği: Kibutz ve Moşav Kooperatif Modelleri adlı kitabımda okurla buluştu. Kooperatifçilik deneyimlerini derinlemesine tartışmak ve bu dönüşüm serüvenine yakından bakmak isteyen okurlar ve araştırmacılarla, bugün kapılarını açan Diyarbakır Kitap Fuarı'nda, DOZ Yayınları standında(230B) bir araya gelmeyi diliyorum. 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 00:11:32