Öcalan'ın Ürettiği Söylenen Paradigmanın Özeti Sadece Kürd Halkını Kandırmaktır

30 Eylül 2026 - 16:47
30 Eylül 2026 - 16:47
 0
Öcalan'ın Ürettiği Söylenen Paradigmanın Özeti Sadece Kürd Halkını Kandırmaktır

Savaşın başlaması ile birlikte İran’ın petrol tankerlerinin geçişini engellediği Hürmüz Boğazıdır. Bu boğaz Basra Körfezi’ni Umman Körfezi ve dolayısıyla Hint Okyanusu’na bağlayan dar bir geçit. Hürmüz Boğazı'nın kuzeyi ve Lark Adası çevresi coğrafi olarak İran'ın avantajlı olduğu ve petrol tankerlerini kontrol edebildiği yerler. Molla rejimi bu avantajını savaşta kullanarak Basra Körfezi üzerinden petrol sevkiyatı yapan Suudi Arabistan, Kuveyt BAE ve Irak'a engel oluyor.

Husiler de savaşta taraf olduğu molla rejimine destek için Kızıldeniz'in Babülmendep boğazında ve Aden Körfezi'nde ticaret ve petrol tankerlerine füze ve insansız hava araçları ila sürekli saldırılarda bulunarak, dünya petrol üretiminin %10.6'sını karşılayan Suudi Arabistan'ın petrol ticaretine sorunlar çıkarıyordu. Husilerin engellemelerine karşı uluslararası nakliye firmalarının petrol tankerleri Kızıldeniz üzerinden değil Ümit Burnu'nu dolaşmak zorunda kalıyorlar.

Bir yandan İran molla rejiminin Basra Körfezi’nde diğer yanda Babülmendep Boğazı'nda Husilerin petrol tankerlerini engellemeleri petrol talebi olan ülkelere ulaşımda gecikmelere, dolayısıyla fiyatların artmasına neden olduğu için ekonomilerinde sıkıntılara yol açtı.

Husilerin saldırıları karşısında çaresiz kalan Suudi Arabistan'da 7 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Cumhur Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan başbakanı Şahbaz Şerif ve Suudi Arabistan veliaht prensi ve başbakanı Muhammed bin Selman Suud arasında Mekke'de bir anlaşma imzaladılar.

Savunma amaçlı olduğu söylenen bu anlaşmaya göre imzacı üç devletten birine yönelik herhangi bir saldırı olursa hepsine yapılmış sayılacak. Yapılan açıklamalara ve yapılan yorumlara göre "savunma sanayisi ve harp doktrinleri ve askeri kapasitesi ile" Türkiye, “Nükleer gücü ve stratejik  ve bölgesel önemi ile" Pakistan ve "Güçlü finans olanakları ve stratejik konumu ile" Suudi Arabistan yer alıyor.

Mekke Anlaşması siyasi, askeristratejik ve ekonomik açıdan üç devlet açısından olduğu gibi Ortadoğu'da hala devam eden savaş ve savaş sonrasında kurulacak yeni dengeler açısından da değerlendirilmesi gereken önemli bir anlaşmadır. Bölgedeki dengeleri yayılmacı siyaset izleyen molla rejimi aleyhine değiştireceği belli olan bu anlaşma halkın çoğunluğu sunni olan üç ülke arasında  yapıldı. Tahmin edileceği gibi bu anlaşmada ABD'nin de onayı alınarak yapılmıştır. Çünkü ABD'nin onayı olmadan bu anlaşma imzalanamazdı.

Sunni İslam’ın NATO'su olarakta değerlendirilen  bu anlaşma ister kabul edilsin, ister edilmesin Husilere karşı olduğu kadar esas olarak molla rejimine de karşıdır. Sadece bu nedenle de olsa sonuçta İsrail'in işine yarayacağı biliniyor.

Mekke Anlaşması'ndan önce Öcalan ABD'nin Ortadoğu'da izlediği politikaya sürekli karşı çıkıyor, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta molla rejiminden yana taraf olup Kürd, Beluci ve Azerilerin özgürlük mücadelelerine ve statü taleplerine karşı İran'ın bölünmez bütünlüğünden yana tavır alıyordu.

Demokratik Konfederalizm, Demokratik Toplum, Demokratik Ulus, Demokratik Entegrasyon gibi somut koşullara uymayan, aradaki inanç ve etnik farklılıkları yok sayan görüşleri ortaya atarak İran'ın toprak bütünlüğünü savundu. Uysun ya da uymasın ortaya attığı her görüşünün başına demokratik koyma alışkanlığı olan  Öcalan Aralık 2025'te "Ortadoğu'nun kanayan yaralarına Demokratik İslam olabilir" dedi.

7.Ağustos.2026'da imzalanan Mekke Anlaşması'ndan kısa bir süre sonra,24.Eylül.2026 Öcalan "Eğer İran rejimi Kürdistan bölgesine yönelik saldırılarını durdurmaz ve idam, yani asma politikasına son vermezse, Kürtlerin gerici molla rejimine son derece sert bir şekilde karşılık verme hakkı vardır." diyor. İran'ı 1978 yılından beri yöneten mollalar değişmedi. Kendiliğinden değişmeyeceği de gerçek olduğuna göre molla rejimi ile ilgili Öcalan'ın görüşleri neden değişti?

Öcalan'ın Molla rejimine karşı yaptığı bu açıklamayı Mekke Anlaşması'ndan sonra  yapması nedensiz değildir. Bu güne kadar Kürdistan'ın dört parçasında egemen devletlerden Kürdlerin statüko elde etmesine karşıydı. Özellikle bağımsız bir Kürdistan devletinin olmasına karşı öne sürdüğü gerekçelerden birisi de İsrail'dir. Kurulması istenen bağımsız Kürd Devleti’nin İsrail'in işine  yarayacağını, bu devletin İsrail ile kuracağı stratejik ilişkiden dolayı duyduğu endişelerini İmralı Heyeti aracılığı ile yetkililere sürekli duyurmaya çalıştı. “Yüz yıl daha savaşalım, küçülen biz, büyüyen İsrail olur” dediği de biliniyor. Kendileri yetmezmiş gibi Kürd halkına düşman yaratma çabasında olan Cengiz Çandar'ın "Türkiye'nin en büyük şansı Öcalan'ın İsrail karşıtı olmasıdır." diyerek malumun ilamını açıklamıştı.

Mekke Anlaşması'nın imzalanması ile birlikte görüşleri molla rejimini destekleyen görüşlerindeki aniden değişti. Öcalan'ı tanımayanlar bu değişimi şaşkınlıkla karşılanabilir. Ancak Öcalan'ın yeni kuracağı Apocu Hareket ile devletin "MHP gibi sağlam ayağı" olmak istediğini bilenler mollalara karşı ani değişen görüşlerine hiç şaşırmadı.

Öcalan gibi İran'ın parçalanması endişesi ile Devlet Bahçeli'de Mart ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını “Gayrimeşru, gayrihukuki ve gayriahlaki” olarak niteleyip sert sözlerle eleştirmişti.

Bir kere molla rejiminin kadın-erkek ayırımı gözetmeden Kürd ve rejim muhaliflerini idam etmesi yeni bir olay değil. Molla rejimi kurulduğundan bu yana kendi düzenini korumak için İran'da idamız geçen, kolberlerin öldürülmediği tek bir gün yok gibi. Doğu Kürdistanlı örgütlerin güneydeki kamplarına rutine bağladığı saldırıları da yeni değil.

Ortadoğu'da ABD emperyalizmine ve İsrail karşıtı politikayı savunan Öcalan'ın görüş değiştirmesine sebep Türkiye'nin Mekke Anlaşması ile değişen dış politikasıdır.

Anlaşılan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un açıkladığı “Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Komitesinin" alt Komisyonu”nda verilen görev ile Öcalan  yetinmiyor. İç politikada olduğu gibi dış politikasında da devletin görüşlerini Kürdlere kabul ettirmek için elinden geleni yapıyor.

Kürdler iddia edildiği gibi başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin ne aşığı, ne de emir eridir. Kürdler sadece "KARDEŞLERİ TARAFINDAN " körkuyuya atılan Hz. Yusuf gibi pazarda satılacağını bile bile, yaşamak için köle tüccarlarının uzatılacağı ipi bekleyen onurlu ve  mazlum bir halktır

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 16:47:17