Ercan İlgin: Kürt Siyasetinde 1970’ler Kuşağının Temel Açmazları Üzerine – 3

1970’ler kuşağı ve onların kurmuş oldukları Kürt partilerinin kendilerini münhasıran “yurtsever” olarak tanımlama konusunda PKK ile aynı çizgide ortaklaştıklarını yazımın bir önceki bölümünde ele almış ve bu kavramın özünde hiçbir milli muhteva taşımıyor olduğu gerçeğinin yanı sıra özünde ne denli kirletilmiş bir kavram olduğunu da ortaya koymaya çalışmıştım.
Bu iki kesim arasındaki ortaklaşma salt kendisini bu kavramla tanımlıyor olmakla sınırlı değil şüphesiz. Bunun yanı sıra bu kuşak ile PKK’nin arasında başka konularda da ortaklaşmalar bulunmaktadır. Bunlardan biri de söz konusu bu kuşağın, kendisinin de mensubu olduğu Kürt milletini bir millet olarak değil bir halk olarak tanımlama konusundaki gayretkeşliğidir. Gerçekten de 1970’ler kuşağı ve onların kurmuş oldukları partiler her zaman “Kürt milleti” yerine “Kürt halkı” kavramını kullanmayı tercih etmektedirler.
Bu kuşağın bu konudaki zaafı salt bugüne has olmayıp geçmişten bugüne taşınan bir durumdur. Çünkü, 1970’lerde kurulan Kürt parti ve örgütleri de o dönemde tüm söylemlerinde “Kürt halkı” kavramını kullanmaktaydılar. Dolayısıyla yine bu kesimin günümüzde de aynı kavramı kullanma konusundaki ısrarı üzerinde durulması gereken önemli bir husustur.
Bu noktada öncelikle “halk” kavramını kısaca ele almalıyız. Bu kavramın, çeşitli alanlarda kullanıldığı gibi bir gerçeklik var şüphesiz. Bu kavram kimi zaman lokal bir bölgede yaşayan ahaliyi tanımlamakta kullanılır. Örneğin Diyarbakır halkı, Van halkı, Adana halkı vb. Yine bunun yanı sıra teritoryal sınırları ve egemenliği uluslararası nizam tarafından tanınmış bir milletin fertleri için de bu kavram sıkça kullanılır. Örneğin Fransız halkı, Alman halkı, Çek halkı vb.
Fakat Kürtler gibi bin yıllardan beri kendi coğrafyasında otokton olarak var olagelen ve nüfusu 35-40 milyon gibi rakamlarla ifade edilen bir milleti “halk” olarak tanımlamak vahim bir hatadır.
Evet, Türkiye’nin çok etnisiteli bir toplum olduğu gibi bir gerçek vardır. Bu bağlamda, bu farklı etnisiteler arasında Araplar, Süryaniler, Lazlar, Çerkezler, Abazalar, Rumlar, Yahudiler gibi toplulukları sayabiliriz. Yine bu topluluklar “halk” olarak tanımlanır ve yine bu halkların hiçbiri millet olma vasfına sahip değildir. Ayrıca yine bu halkların ezici çoğunluğu gönüllü olarak “Türklük” şemsiyesi altında toplanmış bulunmaktadır. Yine bu halkların içerisinde kendilerini etnik kimliği ile tanımlayan çok küçük bir azınlığın tek talebi ise Türk devletinin kendi etnik farkındalığına saygı duymasından ibarettir.
Dolayısıyla Kürtleri bir millet olarak değil bir halk olarak tanımlamak bu kadim milleti de söz konusu bu etnik toplulukların düzeyine indirgemek demektir.
Bu noktada öncelikle gerek Öcalan ve örgütünün gerekse de bu örgütün vesayeti altında siyaset yapan tüm şahsiyetlerin her zaman “Kürt halkı” kavramını kullanmaya özel bir önem gösterdikleri gerçeğini vurgulamalıyız. Onların bu kavramı kullanma konusundaki ısrarı bir zaafın ötesinde bir başka gerçekliğe işaret eder. O da onların, “millet” ile “halk” kavramı arasında derin bir uçurum olduğu gerçeğinin farkında olmuş olmaları ve bu nedenle de bu kavramı bilhassa kullanmaya özen gösterdikleri gerçeğidir.
Yani Öcalan ve şürekâsı tüm söylemlerinde Kürtleri bir millet olarak değil bir halk olarak göstererek bir anlamda Kürtlerin bir millet olduğu gerçeğini bilinçli olarak göz ardı etmektedirler. Nitekim bu örgütün ilk ortaya çıktığı dönemden bu yana ısrarla kullandığı “Kürt halkı” kavramı, en bariz biçimiyle bu örgütün, Kürt milletini Türk kolonyal sistemine entegre etmek amacıyla uzun yıllardır dolaşıma koyduğu “ortak vatan” politikasının temel argümanını oluşturmuştur.
Ayrıca gerek bu örgütün gerekse de bu örgütün vesayeti altındaki DEM Parti’nin sözcülerinin münhasıran, Kürtleri, Türkiye’de yaşayan söz konusu bu etnik topluluklarla eşdeğer gören söylemleri kullandıkları bilinen bir gerçektir. Zaten Kürtleri bir millet olarak değil bir halk olarak tanımlamanın geleceği nokta da budur.
Dolayısıyla, kendisini bir millet olarak değil bir halk olarak tanımlayan bir entelijensiya aynı zamanda kendi millet gerçekliğinden de gönüllü olarak vazgeçmiş demektir. Yine bu doğrultuda artık hedefi de sınırlıdır. Bu sınırlı hedef de kendisinin bir millet olduğu ve millet olmaktan doğan haklarının kabulü doğrultusunda mücadele etmek değil, sadece egemen devletin, kendi etnik farkındalığına saygı duyması talebinden ibarettir. Zaten Öcalan ve örgütünün bugün geldiği nokta da budur.
Fakat, kendi milletine statü talep eden ve bu doğrultuda mücadeleyi esas perspektifi olarak belirleyen söz konusu bu kuşağın ve partilerinin de kendilerini ve mensubiyet iddiasında oldukları Kürtleri bir halk olarak tanımlamaktaki ısrarları anlaşılır bir durum değildir. Onlar, bu gerçeğin ayırdına vararak kendilerini ve mensubiyet iddiasında oldukları Kürtleri “halk” olarak tanımlamaktan vazgeçmelidirler. Bunu yapmadıkları sürece de bu noktada PKK ile aynı noktada ortaklaşmaya devam edeceklerdir.
Devam edecek…
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 14:50:22































































































































































































