Mehmet Konuk: Barzaniler Bu Toprakların Vicdanıdır

Birinci Bölüm
Barzan Aşireti adını, aşiretin merkezi Barzan köyünden alır. Barzan Şeyhleri Amidiye emirleri soyundan gelmektedirler. Aşiretin atası sayılan Mesud, Barzan’a yakın Hewinka köyüne yerleşir ve o köyden bir kızla evlenir. Bu evlilikten Said adında bir çocuk dünyaya gelir. Aşiretin liderliği ondan sonra oğlu Said’e geçer. Onuda torunu Şeyh Taceddin izler. Şeyh Taceddin Vehbi bir din alimiydi. Bu nedenle de etrafında bir çok mürid toplanır. Bunun üzerine Barzan tekkesini kurar ve ölünceye kadar bu tekke de Şeyhlik görevini sürdürür. Onu oğlu Şeyh Abdurrahman, Şeyh Abdurrahman’ı da oğlu Abdullah izler.
Abdullah, zühd (Dünya nimetlerine önem vermeme, Dünya nimetlerinden el etek çekme) ve takvasıyla ( Allah’tan korkma, sakınma) ünlüydü. Büyük Şeyh, Seyid Taha Nehri’den dini ilimleri öğrensin diye oğlu Şeyh Abdulselam’ı Nehri medresesine gönderir. Şeyh Abdullah’ın vefatından sonra Şeyh Abdulselam Barzan tekyesinin başına geçer. Onun yönetime gelmesiyle tekyenin müritlerinin sayısı daha da artar. Bunun üzerine oda Barzan da dini ilimleri öğreten bir medrese kurar. Şeyh Abdulselam’ın kurduğu medresenin ünü kısa sürede her tarafa yayılır ve gruplar halinde öğrenciler bu medreseye okumaya gelir. Şeyh Abdulselam Seyid Taha Nehri ile sıcak ve samimi bir ilişki sürdürür. Mevlana Halid Nakşibendi, tekyelere yaptığı ziyaretlerin birinde Barzan tekyesine de uğrar ve Şeyh Abdulselam’ ı halifesi olarak atar ve birlikte daha sonra Mevlana Halid’in halifelerinden biri olacak Seyyid Taha’yı ziyaret ederler.
1.Şeyh Abdulselam 1872 de vefat etti. Ölümünden üç yıl önce İslâm Fıkhına ( hukuk sistemine) dair değerli bir kitap yazdı. Ondan sonra oğlu Muhammed Şeyhlik postuna oturdu. Şeyh Muhammed te züht ve takvasıyla ünlüydü. Vakar ve erdemliliği dillere destandı. Eğitimini babasından aldı. Onun zamanında Barzan tekyesi komşu aşiretlerden mazlumların sığınağı oldu. Bu durum, bu aşiret reislerinin Şeyh Muhammed’i Osmanlı sultanına şikayet etmelerine neden oldu. Osmanlı hükümeti Şeyh Muhammed’i Türkiye Kürdistan’ın da Bitlis kentine sürgün etti. Şeyh Muhammed burada bir sene kadar hapis yattı .Barzan a geri döndüğünde fazla yaşamadı ve 1903 yılında vefat etti.
ŞEYH MİHEMED BARZANİ 1903 yılında vefat ettiği zaman geride, Şeyh Abdulselam, Şeyh Ahmed, Muhammed Sıddık, Babo ve Mele Mustafa adında beş oğul bıraktı.
Barzan bölgesi, Erbil vilayetine bağlı olarak Irak Kürdistan’ının kuzeyinin en uç noktasında yer alır. Bölgenin merkezi Mergesor kazasıdır. Kaza üç nahiye den oluşur. Mergesor, Barzan, Şirvan. Doğusunda Revanduz, batısında Amediye, güneyinde Akre kazaları ve kuzeyinde Türkiye sınırı yer alır.
400 köyden oluşan bölge halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Bölge coğrafi olarak dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir.
1903 yılında Şeyh Mihemedin vefatından sonra yerine büyük oğlu Şeyh Abdulselam Barzani geçti. Şeyh Abdulselam Barzani babasının yerine geçtikten sonra 1905 yılında sadece Barzanilerin tarihine değil, Kürdistan tarihine damga vuracak ekonomik ve sosyal reformları hayata geçirdi. Şeyh Abdulselam Barzani nin o günkü ufkunu gözlemleyebilmek için yaptığı reformlara bir göz atalım
1. Mülkiyetin ortadan kaldırılması
2. Toprakların çiftçilere eşit bir şekilde dağıtılması
3. Başlık parası ve zorla yapılan evliliklere son verilmesi
4. Sosyal ilişkilerin adalet ve eşitlik esasına göre düzenlenmesi
5. Her köyde bir mescidin kurulması, bu mescidin dini farzların eda edilme yerleri olmalarının yanı sıra, sosyal merkezler, istişare yerleri ve köylüler arasındaki ihtilafların çözüm yeri olarak kullanılması
6. Köy meselelerini her yönden ele alıp çözümlemek üzere her köyde bir konseyin kurulması
7. Her aşiretten silahlı güçlerin oluşturulması ve bunların başına sorumlu kişilerin tayin edilmesi.
Bu yedi madde şeklinde verilen Şeyh Abdulselam Barzani’nin 1905 yılında sekiz aşiretten meydana gelen bir aşiret federasyonun’dan ibaret olan Barzan bölgesi adeta tepeden tırnağa yeniden dizayn edilen bir mini devlet yapılanmasının bütün özelliklerini üzerinde taşıyor. Çünkü ekonomik sorunlarından tutun, sosyal meseleye, kadın erkek ilişkilerine, toplumun tabandan, tavana doğru örgütlenmesinden tutun, güvenliğine kadar,her şey dizayn edilmiştir.
Bu reformların en başındaki, birinci ve ikinci reformlar dan başlayarak, Şeyh Abdulselam Barzani’nin, o gün attığı sağlam temellerin, Barzanileri 1.dünya Savaşı’ndan sonra yer kürenin en kötü jeopolitiğine mahkum edilen Kürdistan halkının bütün zorluklara rağmen iç dinamikleri sarsılmadan, dünyanın Egemen güçleri ve dört işgalci Devlet arasında bu güne kadar varlığını koruyarak ayakta kalabilmiştir.
Mülkiyetin kaldırılması ve toprakların çiftçiler arasında eşit bir şekilde dağıtılması başlı başına toplumsal bir devrim ve toplumu yeniden dizayn etmenin en temel adımlarıdır. Temel gelirleri topraktan gelen Barzan aşiretine mensup insanlar arasında her şeyden önce fırsat eşitliği yaratmışm. Fırsat eşitliğinin yaratılması toplum dinamizmini geliştirmenin yanında toplum içindeki ekonomik çelişkileri ortadan kaldırarak Barzan aşireti içinde özgüven ve birlik beraberlik ruhunun geliştirilmesini sağlamıştır.
Şeyh Abdulselam Barzani, Barzan aşiretleri içinde bu güçlü dönüşümleri gerçekleştirdikten sonra bölgedeki diğer aşiretlerle de diyalogları geliştirdikten sonra Brifkan köyünde kadiri tekkesinin lideri Şeyh Nur Muhammed Brifkaninin evinde önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıya Kürd aşiretlerinin liderlerinin önemli bir kısmı katıldı. Söz konusu toplantıda, İstanbul’da Babıali yönetimine aşağıdaki istekleri içeren bir telgrafın gönderilmesi kararlaştırıldı.
1. Kürd bölgelerinde Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi
2. Eğitimin Kürd çe yapılması
3. Kaymakamların, nahiye müdürlerinin ve diğer memurların Kürdçeyi iyi derecede bilenlerden tayin edilmesi
4. Devletin dinî İslâm olması hasebiyle mahkemelerde verilen hükümlerin İslâm şeriatın a göre verilmesi
5. Vergiler ( zorunlu hizmetlerin karşılığı olarak) eskiden olduğu gibi alınacak. Ancak bu vergilerin Kürd bölgelerindeki hizmetler için kullanılmalıdır
Bu telgrafın birer nüshasının Şeyh Abdulkadir’e, Şeyh Abdullah Nehri’ye, Emin Ali Bedirhan’a ve general Şerif PAŞA ya da gönderildiği de bilinen bir gerçektir. Babıali bu telgrafı aldıktan sonra bunu bir isyan olarak telâkki eder ve Şeyh Abdulselam Barzani’nin üzerine orantısız bir askeri güç gönderir.
Şeyh Abdulselam Barzani bu orantısız güce karşı onurlu bir direniş gösterir. Ne varki, Brifkan köyünde bir araya gelip onların da onayıyla Babıali ye gönderdiği telgrafın destekçileri olan din adamları ve aşiret reislerinden Şeyh Abdulselam Barzani ye destek olacak kimse çıkmaz. Şeyh Abdulselam Barzani iki üç aylık bir direnişten sonra Osmanlı’nın kadınlara ve çocuklara yönelik saldırıları nedeniyle geri çekilerek, Hakkari bölgesinde bulunan Teyyar vadisine çekilir. Teyyar vadisinde o dönemde mukim olan Nasturi’lerin lideri Mar Şamun, Şeyh Abdulselam Barzani ve beraberindeki yaklaşık 3200 kişilik ahaliyi 6-7 ay boyunca Teyar vadisinde büyük bir misafirperverlik örneği göstererek misafir eder. Şeyh Abdulselam Barzani ile Mar Şamun arasındaki bu insani muamele ileri ki yıllarda Barzanilerle Kürdistan bölgesindeki diğer kavimler ile farklı dinî inançlara mensup topluluklar arasında Pêkvejiyan ( Birlikte yaşam) olarak adlandırılan Medeni ve insani ilişkilerin de aynı zamanda temellerinin atılmasına da neden olur.
Şeyh Abdulselam BARZANİ Teyar vadisinde 6-7 ay 3200 civarında ki ahalisiyle kaldıktan sonra Osmanlı hükümeti kendi bölgelerine dönmelerine ve zararlarının tazmini yönünde bir karar aldıktan sonra Şeyh Abdulselam Barzani ahalisiyle birlikte yeniden Ata topraklarına geri döner.
Osmanlı hükümeti bir süre Barzaniler le ilgili yumuşak bir politika izler. Ne varki 1913 yılında Diyarbakır lı Süleyman Nazif isimli Vali Musula tayin edildikten sonra eskiden daha sert ve şiddetli bir politika Barzan bölgesi üzerinde uygulamaya başlar. Şeyh Abdulselam Barzani’nin, üzerine büyük bir askeri güç gönderilir. Şeyh yine de bu saldırılara karşı bir avuç aşirete mensup silahlı güçlerle karşılık verir. Her zaman olduğu gibi, yine kadın, çocuk ve yaşlı gözetmeksizin şiddetli saldırıları başlayınca Şeyh Abdulselam Barzani, Doğu Kürdistan’a geçmek zorunda kalır.
Şeyh Abdulselam Barzani’nin başına yüklü miktarda altın fidye koyan Musul valisi Süleyman Nazif, bir süre sonra Şeyh Abdulselam Barzani yi evinde misafir olarak ağırlayan Sofi Abdullah isimli bir hain gece Şeyh Abdulselam Barzani ve üç arkadaşı uykuda iken, adamlarıyla birlikte kalleşçe bunları bağlar ve getirip Türkiye hududunda o dönemde yüzbaşı rütbesinde olan ve ileri ki yıllarda Mareşal olarak önümüze çıkan Fevzi çakmak a teslim eder.
Fevzi çakmak esir olarak aldığı Şeyh Abdulselam Barzani ve üç arkadaşını Van iline getirerek cezaevine atar. Musul valisi Süleyman Nazif hemen müdahale ederek Şeyh Abdulselam Barzani ve üç arkadaşının Musul’a getirilmesini ister. Şeyh Abdulselam Barzani ve üç arkadaşı Musul da göstermelik bir mahkemede yargılandıktan sonra üç dava arkadaşı ile birlikte idam cezasına çarptırılır.14/12/1914 yılında Şeyh Abdulselam Barzani ve üç dava arkadaşı halka açık bir şekilde vahşice idam edilirler.
En küçük kardeşi Mustafa Barzani o dönemde 11 yaşlarındadır. Kendi anılarında idam edileceklerini duyduğunda bir türlü inanmadığını, insanların, insanları öldürdüğüne akıl erdiremediğini ama büyük abesinin insanların gözleri önünde böyle hunharca idam edildiğini görünce, kendi kendine yemin ettiğini, Kurtlara, Ayılara, yırtıcı hayvanlara yem olurum ama hiçbir zaman bu zalim düşmanlara teslim olmayacağım diye and içer ve 1979 da 76 yaşında bu dünyadan göç edinceye kadar, yeminine bağlı kalır.
Burada Musul valisi ve Diyarbakırlı Süleyman Nazif ile ilgili bir anekdot düşerek yazıya devam edeceğim. Kitaplığımda bulunan Ahmed Mesud isimli yazarın yazdığı 1918- 1958 arası dönemlerde İngiliz belgelerinde Kürdistan isimli kitaptaki bazı İngiliz bölgelerinde 1918’lerden sonra kurulan Kürd Teali Cemiyetinin yöneticileri arasında yer alan Süleyman Nazif’in Kürd Teali Cemiyetinin içinde Türk casusu olarak bulunduğu rapor edilir. Bu olayda o dönemdeki Kürdlerin bu konuda ne kadar ilkesiz ve tutarsız davrandıklarının bir göstergesi olarak kabul etmek gerekiyor.14/12/2014 yılında Şeyh Abdulselam Barzani gibi bir lideri idam ediyor ve ondan bir kaç yıl sonra Kürd yurtseverlerinin ve milliyetçilerinin kurduğu bir örgüte yönetici olarak katılabiliyor.
Şeyh Abdulselam Barzani’nin idam edilmesinden sonra Şeyh Ahmed Barzani Barzan ailesinin ve aşiretlerinin liderliğine getirilir. Şeyh Ahmed Barzani de ağabeyi Şeyh Abdulselam Barzani’nin ilkelerine ve felsefesine sıkı sıkıya bağlı kalır.1919 da Süleymaniye bölgesinde İngilizlere karşı savaşan ve kendisini Kürdistan kralı olarak ilan eden Şeyh Mahmud Berzenci ye destek amacıyla 500 kişilik bir Peşmerge birliğini gönderir ve ne yazık ki İngilizler tarafından parayla satın alınan bazı Kürd aşiretlerinin yolda kurdukları pusularda çok sayıda şehid verirler ve Şeyh Mahmud Berzenci de İngilizlerin eline yaralı olarak esir düşer ve belli bir süreliğine Hindistan’da sürgün hayatına gönderilir.
Şeyh Ahmed Barzani döneminde yaşanan ve Pêkvejiyan (Birlikte yaşam) kültürünün önemli bir nüvesi olarak önümüze çıkan bir olayı daha burada dile getireceğim. Sayın Başkan Mesud Barzani’nin Mele Mustafa Barzani ve Kürd Ulusal özgürlük mücadelesi adlı kitabının birinci cildinde:” 1920 yılında Andranik PAŞA, Şeyh Ahmed Barzani ye bir mektup göndererek İttihat Terakkicilerin saldırılarından ahalisi ile birlikte size doğru geldiklerini ve kendilerinden yardım istediklerini söyler. Şeyh Ahmed Barzani, Andranik Paşanın bu çağrısına olumlu cevap vererek 200 kişilik atlı bir Peşmerge birliğini bunların yardımına gönderir. Peşmerge birliğinin başında Veli Beg bulunmakta, Mele Mustafa Barzani de 17 yaşında genç bir Peşmerge olarak bu 200 kişilik Peşmerge birliğinden biridir ve bu olayı, oğlu Mesud Barzani’ye kendisi anlatmıştır.
200 kişilik Peşmerge birliğini görenler geçtikleri bazı bölgelerde merak edip sorarlar. Nereye gidiyorsunuz diye:” Kafirlerle savaşa gidiyoruz diye cevap vermek durumunda kalırlar. Çünkü Devlet bu meseleyi Müslümanlarla Kafirler arası bir savaş olarak tanımlamıştı, eğer Ermenilerin yardımına gidiyoruz deseydik, o bölgelerdeki aşiretler le savaşmak zorunda kalacaktık. Devam ediyor sayın başkan Mesud Barzani söz konusu kitapta:” Ermeni kafilesini Suriye’ye götürüp geri dönünceye kadar, İttihat Terakkicilerin askerleriyle girdiğimiz çatışmalarda 14 şehid verdik.”
1907 yılında Osmanlı güçlerinin vahşi saldırılarından gidip Teyar vadisinde Nasturilerin lideri Mar Şamun tarafından insani değerlerle karşılanan Şeyh Abdulselam Barzani’nin kardeşi, Şeyh Ahmed te, yaklaşık 13 yıl sonra bu sefer zor durumda olan Ermenilere kucak açmış. Onları Suriye’deki güvenli bölgelere yetiştirip bölgelerine dönünceye kadar Ermenilerin uğruna 14 şehid vermişlerdir. Mar Şamun ile Şeyh Abdulselam Barzani arasında ki dayanışma ve diyalog ile, Şeyh Ahmed ve Andranik Paşa arasında ki diyalog bu coğrafyadaki kültürün esas olarak çok çağdaş, Medeni ve insani bir kültür olduğunun tarihsel dokularıdır. Bu kültürün ve felsefenin kökleri esas olarak tarihin derinliklerine kadar gider. Selahaddin’i Eyyubi de zirvededir bu kültür ve ahlâk, aynı zamanda Zerdüşt ahlakı ve kültüründe de bu nitelikler mevcuttur. Ne var ki ta uzak diyarlardan savrulup gelen kültür yoksunu kavimler, buraları yurt edinmek için, bu güzel kültür ve ahlâkı tarihsel süreç içinde büyük ölçüde yok edip, tekçi ve ırkçı bir kültürü bölgedeki toplumlara empoze ettiler.
1905 te kurulan sağlam temeller üzerinde yükselen Barzaniler 1907 den 1914 e kadar Osmanlılara karşı direndiler.1.Dünya Savaşı’ndan sonra Irak’ta manda ter bir Devlet kuran İngilizlerle ve Irak manda ter hükümetinin güçleriyle savaştılar. Bütün Irak’ı egemenliğine alan koskoca Britanya imparatorluğu bir avuç toprakta yaşamını onurları ve değerleriyle sürdürmek isteyen bir avuç insana bir türlü diz çöktüremiyordu.
1930 ve 1931 yıllarında Barzan bölgesi üzerine yaptıkları kara ve hava operasyonları ile bir türlü baş edemeyince, Brifkan Şeyhini Şeyh Ahmed’in yanına aracı olarak gönderirler. Brifkan Şeyhi, Şeyh Ahmed’e seslenerek, bunlar güneş batmayan ülke lakabına sahip, Dünya’nın en büyük imparatorluğudur. Benim size ve bu duruşunuza son derece saygım vardır, bin kişilik silahlı bir güçle bu Dünya imparatorluğuna karşı ne yapabilirsin? Şeyh Ahmed’in ,Brifkani şeyhine karşı yanıtı kısa ve net tir:” BİZ NE KİMSEYE ZULÜM EDERİZ,NEDE KİMSENİN ZULMÜNÜ KABUL EDERİZ”
DEVAM EDECEK
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 09:59:51
































































































































































































