Hep Ayni Hikâye ve Değişmeyen Biz Kürtlerin Kaderi

28 Eylül 2026 - 10:13
28 Eylül 2026 - 10:13
 0
Hep Ayni Hikâye ve Değişmeyen Biz Kürtlerin Kaderi

İnsan yazdıklarına yıllar sonra dönüp baktığında bir gelişim, bir değişim, aşılan bir eşik görmek ister. Fakat bizde, hele ki Kürtlerin bitmek bilmeyen siyasal ve toplumsal türbülanslarında, zaman adeta donmuş gibidir. "Dün" yaşananlar tarih olmaz; yarına ipotek koyan ağır bir yük olarak kalır.

Bundan on yıl önce, 2016’da kaleme aldığım bu makaleyi bugün yeniden okuduğumda gördüm ki; o gün bastonuyla toprağı döven amcanın derdi neyse, bugünün derdi de tam olarak o. Değişen sadece takvimler. İklimler değişti, çağlar atlandı ama bizim o bitmez tükenmez, faydasız "ideolojik argümanların peşinde koşma" hastalığımız hiç değişmedi.

Bir yazarın, on yıl önce yazdığı bir yazının bugün hala "az önce yazılmış gibi" taze kalması, o halkın yerinde saydığının en acı ispatıdır. Sizleri, 2016'dan 2026'ya hiçbir şeyin değişmediği o sohbetle baş başa bırakıyorum...

Bin yıllara tanıklık eden Mardin’de, başını iki elinin arasına almış bir amcanın ruh hali dikkatimi çekti. Asırları deviren ulu bir ağacın kök kısmına diktiği bakışları beni daha da meraklandırmıştı. Arada bir ağacın kökünden kopup gelen bir parçayı bastonunun ucuyla toprağa gömmesi ya da didiklemesi, sanki bambaşka bir anlama işaret ediyordu.

Kim bilir, belki de asırlarca bu kadim toprağa gömülen yanlışlara inat, doğruları gün yüzüne çıkarmak için toprağı eşeliyordu. Arada bir ağacın toprağa saldığı kök damarlarına bakıyordu; belki de kendi halkının kökleriyle oynayanlara lanet okuyordu.

Ağacın gövdesiyle başlayıp dallarıyla devam eden sohbeti, kökünden aldığı kuvvetle yeni filizler üreten ana dallara öğüt verir gibi bir eda taşıyordu. Kim bilir, belki de kendi öz kökünün üzerine başka bir gövdeyi monte etmeye çalışanlara kafası takılmıştı!

Daldan dala konan kuşlara hüzünlü bakışı, özgürlük özlemini kendi egolarına kurban edenleri hatırlatıyordu. Sızlayan aksak dizini okşarken, bu sakatlığa sebep olan nedenlere bir anlam bulmaya çalışıyordu. Elleriyle beyazlaşmış saçlarına dokunuşu ise sanki "Sizler yaşanmış tarihi yanlışların tanığısınız" der gibiydi.

Kim bilir, belki de doğru olanı yanlışa çevirenlere yenik düşmenin sitemini yaşıyordu. Uzaklara dikilen hüzünlü bakışları, geçmişin ve geleceğin hatalarını yargılayacak yeni bir neslin doğuşunu hayal ediyor gibiydi. Ya da "Allah bizi, yanlışlarla doğruları birbirinden ayıramayanlardan korusun" diye dua ediyordu.

Sağını solunu hafiften süzüşünde ise olup bitenlerden sorumlu olanları arayan bir hava vardı. Ya da Kürt halkının başına örülen çorapların boyutunu tartıyordu. Bastonuyla toprağa sertçe vuruşu, yanlış üretenlere müdahale etme isteğinin ya da doğruları yanlışa kurban edenleri vicdan sahibi insanlara şikâyet etme çabasının bir yansımasıydı.

Yaşlı amca, gerek duruşuyla gerekse beden diliyle kelimelerden çok daha net şeyler anlatıyordu. Onun bu hâli, yaşatılmış bir hayatın canlı tanığı olduğunu fısıldıyordu bana. Bu düşünceyle yanına yaklaşarak selam verdim ve oturmak için izin istedim.

Başını iki elinin arasından çıkarıp sevecen bir tavırla buyur edip yer gösterdi. Gözlerini gözümden ayırıp bastonunun ucuyla toprağı yeniden didiklemeye başladı. Toprağı her eşelediğinde, her saç telinin altından tarihsel bir nehrin aktığı bu amcayla sohbet etme isteğim kabardıkça kabarıyordu.

“Hayırdır amca,” dedim, “bastonun ucuyla toprakla kavga eder gibisin. Ağacın köküne bakışınla kendi halkının tarihsel köklerine daldın, hüzünlendin. Ayağının tabanıyla toprağı adeta rendelemeye çalışman ise ortalığı yatıştırmak ister bir havalarda olduğunu gösteriyor. Başını iki elinin arasına alışın, geçmiş ile gelecek arasında köprü kurma çabanı ele veriyor.”

Arka arkaya sıraladığım bu soruların ardından yaşlı amca derin bir nefes aldı ve gözlerini gözlerime dikerek şöyle dedi:

“Bak yeğenim! Sakın ha sakın benimle emperyalizm, Siyonizm ya da ekolojik demokratik modernizm sohbeti yapmaya kalkışma. Çünkü bütün bunların Kürtlere ne tür bir faydası var, artık bilmek istemiyorum. Ama ve lakin evrendeki iklimlerin bile değiştiği bir çağda, başıboş ideolojik argümanların peşinden koşanların hiç değişmediğini görüyor ve üzülüyorum.”

Amca kendi bildiklerini anlatmaya devam ettikçe, onun bu engin duruşu karşısında kendi bildiklerimi dile getirmekten her nedense utandım.

 (31.05.2016 - Yeniden Yayım: 2026)

 

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 10:13:22