Ali Polat: Trump’ın Taktığı Rütbeyi Öcalan Söktü

Bir ABD Başkanı’nın mektubuyla dünyanın gündemine “General Mazlum” olarak giren Mazlum Abdi, Öcalan’ın mektubu ve baskısıyla Şam’da sıradan bir danışmana dönüştürüldü. Hikâyenin özeti, iki mektup arasındadır.
Mazlum Abdi elbette Trump’tan önce de Kobanê direnişini yöneten bir komutan, Rojava savaşını sevk ve idare eden başlıca isimlerden biriydi. Fakat dünyanın ve geniş Kürt kamuoyunun gündemine “General Mazlum” unvanıyla oturması 9 Ekim 2019 tarihli Trump mektubuyla oldu.
Trump, Erdoğan’a diplomasi tarihinde ender görülecek kabalıkta bir mektup yazdı: “Sert adam olma! Aptal olma!” Erdoğan’ı bu ifadelerle aşağıladıktan hemen önce ise karşısına müzakere edebileceği siyasi ve askerî aktör olarak “General Mazlum”u koydu
Trump’ın mektubundaki cümle birebir şuydu:
“General Mazlum sizinle müzakere etmeye hazır ve geçmişte asla yapmayacakları tavizleri vermeye istekli. Bana henüz ulaşan mektubunun bir kopyasını gizlilik kaydıyla ekte gönderiyorum.
İşte Mazlum Abdi’yi dünya sahnesine “General Mazlum” olarak taşıyan cümle buydu. Trump yalnızca bir unvan kullanmadı; Erdoğan’a, karşısında muhatap alınması gereken bir Kürt komutan ve uluslararası aktör bulunduğunu da bildirdi.
“General” hitabı resmî bir rütbe tevcihinden çok daha fazlasıydı: Mazlum’un askerî ve siyasi ağırlığının ABD Başkanı tarafından tanınmasıydı. Trump, Türkiye Cumhurbaşkanı’na kiminle müzakere etmesi gerektiğini söylüyor ve Mazlum’u doğrudan Erdoğan’ın karşısına muhatap olarak çıkarıyordu.
Mazlum, Rojava’nın Suriye’ye bu biçimde entegre edilmesinin taraftarı değildi. 10 Mart protokolünü nihai entegrasyon kararına kadar sürüncemede bıraktı. “Ortada Suriye ordusu mu var ki ona entegre olalım?” diyecek kadar da bu dayatmaya karşıydı.
Çünkü söz konusu olan basit bir idari düzenleme değildi. Entegrasyon; Rojava’nın bağımsız askerî gücünün, siyasal karar kapasitesinin ve sahada kazanılmış statüsünün Şam’a devredilmesiydi. Mazlum’un direnci, aslında Rojava’nın tasfiyeye karşı direnciydi.
Bu direnci kıran Cemil Bayık veya bir başkası değildi. Buna gücü yetecek tek kişi Öcalan’dı. Nitekim Öcalan kendisi söylüyor: “Mazlum’a mektup gönderdim, Mazlum’u aradım, beni dinledi.” Mazlum’u Şam’a bağlayan gerçek irade bu cümlede saklıdır.
Yıllardır Rojava’dan verdiği bilgiler gelişmelerle doğrulanan kaynaklarıma göre Mazlum, danışmanlığı bir hafta boyunca reddetti. İlham Ahmed ve yakın çevresinin telkinleri yetmedi. Öcalan’ın telefonda kurduğu ağır baskıdan sonra görevi gönüllü değil, mecburen kabul etti.
Şimdi Cemil Bayık çıkıp “Danışmanlığı kabul etmemeliydi” diyor. Oysa Bayık’ın gücünün yetmediği yerde Öcalan’ın bir telefonuyla sonuç alındı. Bayık, sonucu eleştirirken o sonucu yaratan otoritenin adını gizliyor. Bu itiraz, güç gösterisi değil güçsüzlük itirafıdır.
Cemil Bayık, “Mazlum danışmanlığı kabul etmemeliydi” derken cürmü Mazlum’un sorumluluğuna yüklüyor. Oysa cürmü işleyen de gerçek fail de başkasıdır. Mazlum burada fail değil; o faile karşı bir hafta direnmiş, sonunda direnci kırılmış bir komutandır.
PKK, Türk devletine karşı savaştığını söyleyen tuhaf bir örgüt: Başkanı 26-27 yıldır Türk devletinin denetimindeki cezaevinde; buna rağmen örgüt ve bağlı yapılar üzerindeki otoritesini sürdürüyor. Son icraatlarından biri de Mazlum’un rütbesini sökmek oldu.
Trump’ın bir mektupla taktığı “General” rütbesini, Öcalan başka bir mektupla Mazlum’un üzerinden söktü.
Birinci mektup onu dünya sahnesine General Mazlum olarak çıkardı. İkinci mektup Şara’nın etkisiz bir danışmanına dönüştürdü.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 12:28:09



































































































































































































