İmralı Adası'ndan Kendisini Eleştirenlere Tehditler Savuran Öcalan ile Yeni Adıyla Apocu Hareketin Özü ile Sözü Bir Değil

Öcalan'ın talimatı ile kendini feshederek Türkiye'de silah bırakıp Güney Kürdistan'ın İran ile olan sınırına çekilen Apocu hareket eski alışkanlıklarından vaz geçmiyor....
Bilenler bağışlasın, yazıma örgüt içi demokrasiden söz ederek basit örnekler vererek başlamak istiyorum. En radikal illegal örgütlerde bile örgüt içi demokrasi vardır. Verilen mücadelenin yönünü belirleyen stratejik değişiklikler olduğunda alınan kararlar örgüt içinde oy çokluğu ile alınır....
Silahların sustuğu dönemde SS Önder'i Kandil'e kendi adına yetkili kılıp silahlı mücadeleyi yeniden başlatma kararında olduğu gibi bütün önemli ve stratejik kararları İmralı'da olmasına rağmen Öcalan'ın talimatları ile alındı. Buna rağmen 11.Temmuz.2015 yılında KCK adına yapılan açıklama ile ateşkes sürecinin bittiği açıklandı. Öcalan’ın İmralı Adası'nda "tek başına" savaşa ve barışa kararı vermesine itiraz edip örgütten ayrılmalarına rağmen 77'den beri tanıdığım Faysal Dunlayıcı Güney Kürdistan'da aracının altına konulan patlayıcı ile korumasıyla birlikte,5 noludan koğuş arkadaşım Genel Başkan yardımcısı Hikmet Fidan Diyarbakır'da tek kurşun ile ensesinden vurularak katledildi....
Parti içi demokrasi seçimlerde kurulacak ittifaklar ile gösterilecek adaylara kadar alınacak kararlarda kişilerin değil üyelerinin katılımıyla alınmasıdır. PKK’de bu gibi kararlar Öcalan (İmralı) ve partiyi yöneten kayyumlar tarafından alınır....
Yine parti içi demokraside yöneticiler üyelerin oyuyla seçilir. PKK ve sivil uzantılarının yöneticileri Öcalan (İmralı) tarafından atanır....
Parti içi demokrasinin olduğu örgütlerde parti politikasında olası değişikliklerde üyeler farklı görüşlerini parti içinde özgürce dile getirebilirler. Örgüt içinde lider dahil herkes eleştirilebilir. PKK’deki yapılan politika değişikliklerini tek başına Öcalan belirler. Örgütü yönetenlerin görevi sadece yapılan değişikliği kabul etmektir....
Örgüt içi demokraside üyelerin alınan her kararı tartışma hakkı vardır. PKK’de Öcalan hangi kararı alırsa alsın kıdemli, değişmez beş kişinin yönettiği Kandil dahil "anlamasalar yanlış bulsalar" bile uymak zorundadır....
Millet vekili ve belediye başkan adaylarının belirlenmesi bir kişi veya bir gurup tarafından değil üyelerin katıldığı yapılan önseçim ile belirlenmesi parti içi demokrasinin olmazsa olmazıdır. PKK ve legal uzantılarında adaylar Öcalan (İmralı) tarafından atanır....
Değiştirip geliştirdiğini iddia ettiği gibi konuların başına "demokratik" eklemesini yaparak açıklayan Öcalan'ın (Demokratik Entegrasyon, Demokratik Ulus, Demokratik Barış, Demokratik İslam gibi) kendisi demokrasiye inanmıyor. Bu nedenle tek başına yönettiği PKK'nin iç işlerinde örgüt içi demokrasiden söz etmek mümkün değil...
Örgüt içi demokrasi konusunda Öcalan ve PKK'nin sicili bozuk ve karanlıktır. Sivillere yönelik terör eylemleri gibi yapılan yanlışlar kesinlikle eleştirilemez. Hareketin getirildiği çizgiyi eleştirip Öcalan diktasına muhalefet edenler Çetin Güngör, Mehmet Şener gibi sayısız kadro düzeyindeki isimler göstere göstere ibret olsun diye katledildiler....
Silahların sustuğu bir dönemde S.S.Önder'i Kandil'e gönderip savaşı yeniden başlatma kararını aldırdığı gibi alınan bütün kararları Öcalan tek başına alır. Yapılan toplantı sonrası
11 Temmuz 2015'te KCK adına yapılan açıklamayla ateşkesin fiilen sona erdiğini duyuruldu. Böylece Öcalan'ın İmralı Adası'ndan verdiği talimat ile 2015'teki çözüm süreci sona erdi....
İmralı'dan savaşı başlattığı gibi Bahçeli'nin çağrısı ile "Ben kurdum, ben bitiriyorum" diyerek silahlı mücadeleyi bitirdiğini ve PKK'yi feshettiğini açıklayan yine Öcalan'ın kendisidir.
PKK’yi, nasıl bir örgüt olduğunu, alınan kararların nasıl alındığını yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi olduğunu biliyoruz. Türkiye’yi değiştirme iddiası ile adını Apocu Hareket olarak değiştirenler demokrasi yerine PKK'nin halk adına karar verme, zor kullanma ve tehdit anlayışını değiştirmiyor.
Örgüt içinde "Demokratik İnfazlar" eskisi gibi yapılamadığı için geçmişteki hendek olaylarından sorumlu tutulan "Ateşin Çocukları İnisiyatifi" gibi "Devrimci Halk İnisiyatifi" denilen bir oluşun ortaya çıkarılmış.
Bu oluşum Kızıltepe'de halkın oyu ile seçilen belediye başkanı hakkında halk adına istifa etme kararlar alıyor.
Millet vekili seçiminde alınan oyların çoğunluğunu genel başkan ve parti programı belirler. Ancak belediye başkanlığı seçiminde adayın adı ve siyasi kimliği daha fazla öne çıktığı gibi seçimin kazanılmasında da belirleyici olabiliyor....
Kızıltepe'de Belediye başkanı Zeyni İpekçi hakkında yapılan iddiaların doğru olup olmadığını bilmiyorum. Amacım başkanı savunmak, ya da yargılamak değil.
Belediye Başkanı olarak yaptığı çalışmalarda başarılı olup olmadığı konusunda da bilgim yok. Bildiğim iç işleyişinde demokrasinin egemen olduğu örgütlerde aday gösterilip seçilmiş bir belediye başkanının görevden alınmasına tehditlerle değil yasalarla karar verilir. "Halk adına" halkın seçtiği bir belediye başkanını tehdit ederek istifa etmesi istenemez.
Zeyni İpek'in hakkındaki iddiaları doğru olduğu varsayılsa bile Apocu hareket PKK'den devraldığı eski tehdit etme alışkanlıklarından vaz geçmiyor.
Zeyni İpek partiden istifa etmesine rağmen kendilerini "Devrimci Halk İnisiyatifi" olarak tanımlayan bir grup tarafından "Son uyarımızdır. Halkın kararına uyun, sorumluluğunuzun gereğini yerine getirin ve derhal görevinizi terk edin." diyerek halkın oyları ile seçilmiş belediye başkanlığından da istifa etmesini için uyarılıyor....
Adı geçen gurup yaptığı yazılı açıklamada seçimi açık ara oy ile kazanmasına rağmen Zeynel İpek'in belediyedeki makamı "gayrı meşru biçimde gasp ettiği" iddia edildiği gibi "Son uyarımızdır" denilerek tehdit ediliyor....
Yetkiyi halktan almamalarına rağmen "Açıkça İlan Ediyoruz: Halka rağmen koltukta kalınamaz! Sen halkın efendisi değil, sadece geçici vekil olabilirsin. Vekalet bitti! Meşruiyet bitti! Güven sıfırlandı! diyerek eski alışkanlıklarla defalarca bedeller ödettikleri Kızıltepe halkı adına kendileri karar veriliyor.
Yapılan uyarı ve tehditler aklıma Bulgaristan'da faşist yönetime karşı verilen partizan mücadelesindeki anılarını anlatan Mitka Ognyana'nın "Seni Halk Adına Ölüme Mahkum Ediyorum" romanı getirdi....
İstifa etmek artık “etik bir seçenek” değil; anayasal (ne alakası varsa) siyasi ve toplumsal bir zorunluluktur. Bu utanmazlıkla koltuğa tutunmaya devam ettikçe, halkın öfkesi büyümeye devam edecektir. Çünkü halk susmaz; hesabı sorar.
Savunulan her şeyin başına demokratik demek ile demokrat olunmuyor. Bütün bunlar "Türkiye'yi demokratikleştirme" iddiasında olan, kendilerine taktıkları yeni isim ile demokrasiden bi haber Apocu gurup tarafından yapılıyor. İsim değiştirmek önemli değil ,önemli olan anlayışın değişmesi....
PKK verdiği silahlı mücadele ile kazandığı tek bir hak olmamasına rağmen geride yıkım bıraktı
Öcalan'ın silah bırakma kararı ile birlikte sürekli "Bedel ödedik" diyerek Kürd halkının ulusal taleplerini (UKKTH dahil) bireysel taleplere indirgeme çabasında olmalarına rağmen hala "Halk adına karar alma" gibi yetkilerinin var olduğunu sanıyorlar.
Öncekilerde olduğu gibi DEM Parti'de de millet vekili ve belediye başkan adaylarında liyakat yerine Öcalan'ın her dediğine biat esas alındığı için Eskişehir gibi gösterilecek başarılı tek bir belediye yok....
DEM Parti belediyelerinde yaşanan demokrasiye aykırı olumsuzluklar bir tek Kızıltepe Belediyesi'nde yaşanmıyor. DEM Parti'den aday olup AKP'ye geçen Birecik Belediye Başkanı Mehmet Belgit, başarılı bir belediye başkanı varmış gibi başarısız diye istifa eden-ettirilen- Diyarbakır Eş Başkanı Doğan Hatun ve "Kol kırılır yen içinde kalır" mantığı ile genel merkez tarafından görevden alınan İsmail Yıldız'a yapılan demokrasi dışı uygulama ve haksızlıklara verilecek çok örnek var.
Öcalan'ın olduğu gibi yeni adıyla Apocu Hareketin demokrasinin kurallarına uymadıkları gibi saygıları yoktur. Türkiye’yi demokratikleştirme iddiaları Kürd halkını ve ulusal eşitlik taleplerini (Anayasada zaten var olan) bireysel taleplere indirgeyerek yılların mücadelesini amacından saptırmaktan başka bir anlam taşımıyor.
İmralı Adası'ndan kendini eleştirenlere tehditler savuran Öcalan ile, ona bağlı yeni adıyla Apocu Hareketin özü ve sözü bir değil....
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 11:14:26

































































































































































































