Kürtlerin Birliği

Kadim Mezopotamya’nın taşlarında yalnızca eski uygarlıkların izleri yoktur; aynı zamanda yarım bırakılmış bir halkın sesi vardır. O ses, yüzyıllardır dağlardan ovalara, sürgünlerden mezarlıklara kadar yankılanan Kürt halkının sesidir. Çünkü Kürt meselesi sadece bir halkın kimlik arayışı değildir; Ortadoğu’nun vicdanı, tarihi ve geleceğiyle doğrudan bağlı büyük bir hakikat meselesidir.
Bugün dünya yeniden Ortadoğu’yu şekillendirmeye çalışıyor. Küresel güçler, bölge devletleri, enerji koridorları, güvenlik projeleri ve yeni siyasal dengeler üzerine hesaplar yapıyor. Ama artık herkes biliyor ki; Kürtleri yok sayan hiçbir proje kalıcı olamaz. Kürt halkının iradesini hesaba katmayan hiçbir plan başarıya ulaşamaz. Çünkü Kürtler bu coğrafyanın misafiri değil, sahibidir. Mezopotamya’nın en kadim halklarından biri olarak, bu toprağın hafızasında Kürtlerin dili, acısı, türküsü ve direnişi vardır.
Yüz yıldır dört parçaya bölünmüş bir halktan söz ediyoruz. Dil yasaklarıyla susturulmak istenen, köyleri boşaltılan, faili meçhullerde evlatlarını kaybeden, kimliği inkâr edilen bir halktan… Buna rağmen ayakta kalan bir halktan… Her şeye rağmen stran söyleyen annelerden, sürgünde bile Kürdistan hayali kuran gençlerden söz ediyoruz.
Irak’ta yaşanan kaoslar ,Suriye’deki parçalanma ve belirsizlik , İran’daki baskılar , savaş ve Türkiye’de çözümsüz bırakılan Kürt meselesi artık göstermiştir ki; Kürt sorunu yalnızca bir “güvenlik sorunu” değildir. Bu sorun, bir halkın statü, kimlik ve özgür yaşam talebidir. Bu talep bastırıldıkça bölge huzura kavuşmamaktadır. Çünkü adalet olmadan barış olmaz.
Bugün Kürtlerin önündeki en büyük görevlerden biri ulusal birliktir. Çünkü parçalanmışlık sadece coğrafyada değil; düşüncede, siyasette ve duygularda da yaşanmaktadır. Oysa tarih bize şunu öğretti: Kürtler birbirine omuz verdiğinde büyük bir güç ortaya çıkar. Birbirinden uzaklaştığında ise başkalarının hesaplarında kaybolur.
Elbette herkes aynı düşünmek zorunda değildir. Siyasi görüşler farklı olabilir, ideolojiler farklı olabilir. Ama ortak yara aynıdır. Aynı ağıtlar yakıldı, aynı mezarlara gidildi, aynı anneler ağladı. Bu nedenle artık birbirimizi tüketmenin değil, birbirimizi anlamanın zamanıdır. Birbirimize destek olamıyorsak bile en azından birbirimizin yoluna taş koymamalıyız.
İÖzellikle Türkiye Kürtlerinin kaderi yıllardır başkalarının siyasal hesaplarına mahkûm edilmektedir. Kürt gençleri kimi zaman romantik sloganların, kimi zaman ideolojik projelerin içinde kendi ulusal gerçekliğinden uzaklaştırılmıştır. Oysa Kürt halkı kimsenin yedeği, tamamlayıcısı ya da vitrin gücü değildir. Kürtler kendi kimliğiyle, kendi diliyle, kendi tarihiyle var olmak istemektedir. Bu en doğal haktır.
Bugün 25 milyondan fazla Kürdün yaşadığı Kuzey Kürdistan’da mesele yalnızca siyaset değildir; mesele gelecektir. Gençlerin geleceği, çocukların anadiliyle büyümesi, annelerin korkusuz yaşaması, halkın onuruyla var olmasıdır. Bu yüzden Kürtlerin hak ve hukukunu savunmak sadece siyasi değil, aynı zamanda vicdani ve milli bir sorumluluktur.
Tarih yeniden yazılıyor. Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Ve Kürtler artık bu tarihin dipnotu olmak istemiyor. Kürtler kendi kaderinin öznesi olmak istiyor. Çünkü bu halk çok acı gördü, çok bedel ödedi. Ama bütün acılara rağmen umudunu kaybetmedi.
Büyük Kürt alimi Said-i Kurdi’nin dediği gibi:
“Ey Kürtler, okuyun! Okuyun! Okuyun!..
Birbirinizin elini tutun, birlik olun!
Birlik olun ki dirlik olasınız…”
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur:
Birbirimizin elini bırakmamak…
Çünkü inanıyoruz ki;
Bu kadar acının ardından doğacak olan güneşi hiçbir karanlık sonsuza kadar örtemez.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 23:29:38


































































































































































































