Yaşar Bazencir- Sınırları Çizilmiş Özerklikten Sınırların Silinmesine: Korsikadan Rojava'ya

'' Korsika'nın özerkliği bir hukuk düzenine (Anayasa Konseyi, Danıştay, organik yasa) yaslandığı için, siyasi çoğunluklar değişse bile kurumsal olarak varlığını sürdürme kapasitesine sahiptir. Rojava'nın özerkliği ise doğrudan askeri dengeye ve dış aktör desteğine (ABD-SDG ortaklığı, IŞİD karşıtı koalisyon) bağlı olduğu için, bu denge bozulduğunda — Şam'da yeni bir merkezi otoritenin konsolide olması, dış aktörlerin önceliklerinin değişmesi ve bölgesel dengelerin (Türkiye-Suriye ilişkileri, “Terörsüz Türkiye” süreci) yeniden kurulmasıyla — yapı hızla çözülmüştür.''

27 Ağustos 2026 - 10:44
27 Ağustos 2026 - 10:44
 0
Yaşar Bazencir- Sınırları Çizilmiş Özerklikten Sınırların Silinmesine: Korsikadan Rojava'ya

Giriş

Bu makale, “Sınırları Çizilmiş Özerklik: Korsika Sorunu, FLNC ve Cumhuriyet Modelinin Krizi” başlıklı ilk çalışmanın devamı olarak, Fransa'nın Korsika'ya tanıdığı “çerçeveli özerklik” modelini, Suriye'nin kuzeydoğusunda PYD/SDG önderliğinde inşa edilen özerk yönetim deneyimiyle karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk tasarımında başlık “sınırları zorlayan özerklik” olarak öngörülmüştü; ancak Aralık 2025-Ocak 2026 arasında yaşanan gelişmeler, Rojava deneyimini “sınır zorlama”nın ötesine, fiilen “sınırların silinmesi”ne taşımıştır. Bu nedenle başlık ve analitik çerçeve, güncel veriler ışığında yeniden kurulmuştur.

Amaç, iki modeli ideolojik olarak değil, yapısal olarak karşılaştırmaktır: Özerkliğin kaynağı neydi, hangi kurumsal güvencelere dayanıyordu ve bu güvenceler krize karşı ne ölçüde dayanıklı çıktı?

1. İki Özerkliğin Doğuşu: Tanınma ile Boşluk Arasındaki Fark

Korsika özerkliği, merkezi devletin egemenlik tekelini koruyarak, bilinçli ve sınırları önceden çizilmiş bir anayasal tercihle doğmuştur: Paris, “farklılığı tanıyorum, ama bu tanımanın çerçevesini ben çiziyorum” demiştir. Rojava'da ise özerklik bir tanımanın değil, bir boşluğun ürünüdür. 2011 sonrası Suriye iç savaşının yarattığı otorite boşluğunda PYD önderliğinde kantonal yönetimler kurulmuş, 2016'da federasyon ilan edilmiş; fakat bu yapı ne Şam yönetimi ne de herhangi bir üçüncü devlet tarafından resmen tanınmıştır. Bu, iki modelin en temel farkını oluşturur: Korsika'da özerklik bir hukuk metnine, Rojava'da ise fiili duruma (fait accompli) ve askeri dengeye dayanmıştır.

2. Sınır Zorlama Dönemi: Paradiplomasi ve Fiili Devletleşme

2015-2019 arası dönemde Rojava yönetimi, klasik özerklik tanımının çok ötesine geçen bir pratik sergilemiştir: kendi silahlı gücünü (SDG/YPG) kurmuş, IŞİD'e karşı uluslararası koalisyonla doğrudan askeri ortaklık geliştirmiş, Avrupa başkentlerinde temsilcilikler açmış, kendi eğitim müfredatını, yerel ekonomisini ve sınır kapılarını yönetmiştir. Bu, önceki çalışmalarda “isyancı diplomasisi/paradiplomasi” olarak incelenen pratiğin somut örneğidir: klasik özerklik kategorilerinin (yerel yönetim, kültürel haklar) ötesine taşan, dış politika ve savunma gibi egemenlik alanlarına fiilen giren bir model. Korsika modelinde bu tür bir genişleme anayasal olarak imkânsızdır; Rojava'da ise merkezi bir muhatabın yokluğunda fiilen gerçekleşmiştir.

3. Kırılma Noktası: Kuşatmadan Zorunlu Entegrasyona (Aralık 2025 – Ocak 2026)

Aralık 2025 sonunda Şam yönetimine bağlı güçler Rojava'ya yönelik geniş çaplı bir askeri kuşatma başlatmış, 16-18 Ocak 2026 arasında bölgenin büyük bölümünü ve stratejik kaynaklarını (petrol sahaları dahil) ele geçirmiştir. 24 Ocak'ta ilan edilen ateşkesin ardından, 29-30 Ocak 2026'da SDG ile Şam yönetimi arasında kapsamlı bir “ateşkes ve entegrasyon anlaşması” imzalanmıştır. Anlaşmaya göre SDG birimlerinden Suriye ordusu bünyesinde üç tugaylık bir askeri tümen oluşturulacak, Kobani'deki güçler Halep vilayetine bağlı bir tugay hâline getirilecek, temas hatlarından çekilme sağlanacak ve İçişleri Bakanlığı'na bağlı polis güçleri Haseke ile Kamışlo'nun kontrolünü devralacaktır.

Bu, Korsika örneğindeki “âcele etmeyen, kurumsal” özerklik inşa sürecinin tam zıddıdır: Rojava'da özerklik, bir hukuk metninin değil, bir askeri yenilginin ve ardından gelen zorunlu pazarlığın ürünü olarak yeniden tanımlanmıştır.

4. Entegrasyonun Anatomisi: Kâğıt ile Saha Arasındaki Mesafe

Anlaşmanın imzalanmasından altı ay sonra ortaya çıkan tablo, “entegrasyon” kelimesinin taraflarca iki farklı biçimde okunduğunu göstermektedir. Şam tarafı için bu süreç, özerk yönetim yapısının aşamalı biçimde tasfiyesi ve merkezi otoriteye teslimi anlamına gelmektedir; SDG ve Kürt siyasi çevreleri ise aynı anlaşmayı demokratik normlara ve anayasal güvenceye dayanan bir ortaklık olarak sunmayı tercih etmiştir. Bu okuma farkı, uygulamanın alan alan farklı hızlarda ilerlemesine yol açmıştır: askeri ve güvenlik alanında ilerleme hızlı olurken, sivil idarenin ve siyasi temsilin merkezi yapıya entegrasyonu çok daha yavaş seyretmiştir.

Siyasi temsil cephesindeki tablo bu gerilimi somutlaştırmaktadır: Ekim 2025'te dolaylı seçimlerle oluşan ve Temmuz 2026'da 70 atanmış üyeyle 210 kişiye genişleyen yeni Suriye meclisinde, SDG bağlantılı hiçbir isim yer alamamış, Kürt kökenli milletvekili sayısı 11'de kalmıştır. Buna karşılık Ağustos 2026'da SDG lideri Mazlum Abdi, entegrasyon sürecinin tamamlandığını ve “yeni bir aşamaya” geçildiğini duyurmuş; SDG'nin Kobani sorumlusu ise YPG/SDG'nin resmen feshedileceğini ve özerk yönetim yapısının tamamen ortadan kalkacağını, bunun Türkiye'deki “Terörsüz Türkiye” süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu açıklamıştır.

5. Karşılaştırmalı Analiz: Neden Korsika Ayakta Kaldı, Rojava Çöktü?

İki modelin kurumsal kaynağı ve akıbeti karşılaştırıldığında şu tablo ortaya çıkmaktadır: Korsika'da özerkliğin kaynağı Paris'in bilinçli anayasal tercihiyken, Rojava'da bu kaynak devlet çöküşü ve iktidar boşluğudur. Hukuki zemin bakımından Korsika, Anayasa'nın 72-5. maddesine ve Anayasa Konseyi ile Danıştay'ın denetimine dayanırken, Rojava hiçbir devlet ya da uluslararası kurum tarafından tanınmamış fiili bir yapı olarak kalmıştır. Güvence mekanizması açısından Korsika kurumsal ve hukuki bir denetime (mahkeme denetimi) sahipken, Rojava'nın güvencesi askeri dengeye ve dış aktör ittifakına, özellikle ABD-SDG ortaklığına dayanmıştır. Genişleme sınırı bakımından Korsika'nın yetkileri tek taraflı olarak genişletilemez ve organik yasa değişikliği Paris'te yapılır; Rojava ise fiilen kendi kendine yetki üretmiş, paradiplomasi, savunma ve ekonomi alanlarına taşmıştır. Nihayet 2026 itibarıyla akıbet bakımından Korsika anayasal kurumlaşma ve istikrar sağlamışken, Rojava askeri kuşatma, zorunlu entegrasyon ve SDG'nin fesih ilanıyla sonuçlanmıştır.

Tablonun gösterdiği temel fark şudur: Korsika'nın özerkliği bir hukuk düzenine (Anayasa Konseyi, Danıştay, organik yasa) yaslandığı için, siyasi çoğunluklar değişse bile kurumsal olarak varlığını sürdürme kapasitesine sahiptir. Rojava'nın özerkliği ise doğrudan askeri dengeye ve dış aktör desteğine (ABD-SDG ortaklığı, IŞİD karşıtı koalisyon) bağlı olduğu için, bu denge bozulduğunda — Şam'da yeni bir merkezi otoritenin konsolide olması, dış aktörlerin önceliklerinin değişmesi ve bölgesel dengelerin (Türkiye-Suriye ilişkileri, “Terörsüz Türkiye” süreci) yeniden kurulmasıyla — yapı hızla çözülmüştür.

6. Teorik Sonuç: Tanınmamış Özerkliğin Yapısal Kırılganlığı

Bu karşılaştırma, önceki çalışmalarda ileri sürülen tezi — Demokratik Konfederalizm paradigmasının Rojava'daki pratiğinin siyasi ve askeri olarak iflas ettiği tezini — güçlendiren yeni bir veri seti sunmaktadır. Sınırları zorlayan, egemenlik alanlarına taşan bir özerklik pratiği, kurumsal/anayasal bir güvenceden yoksun olduğunda, kısa vadede etkileyici bir fiili güç görünümü verse de, orta vadede tanınmamışlığın yapısal kırılganlığını taşımaya devam etmektedir. Korsika'da devlet “azı ama garantili” bir çerçeve sunarken, Rojava'da yokluğu hissedilen bu çerçevenin, süreç sonunda başka bir devlet (Şam) tarafından — üstelik daha sert şartlarla — dışarıdan dayatılması dikkat çekicidir.

Sonuç

Korsika ve Rojava, “devletsiz halkların” siyasal öznellik arayışının iki farklı stratejisini temsil eder: biri müzakere ve hukuki tanınma yoluyla sınırlı ama güvenceli bir alan elde etmeyi tercih etmiş, diğeri fiili güç ve dış ittifaklarla sınırları zorlayan geniş ama güvencesiz bir alan inşa etmiştir. 2026 itibarıyla ortaya çıkan tablo, ikinci stratejinin, destekleyici dış koşullar ortadan kalktığında, inşa ettiği kazanımları koruma konusunda ne denli kırılgan olduğunu göstermektedir. Bu noktada asıl açık soru, Kürt siyasi hareketinin bundan sonraki aşamada — Mazlum Abdi'nin işaret ettiği gibi — Suriye anayasasında hak arayışını kurumsal ve hukuki bir zemine, yani Korsika modelinin sunduğu türden bir çerçeveye taşıyıp taşıyamayacağıdır .

Devam Edecek                 

3.BÖLÜM:  Zorunlu Entegrasyondan Anayasal Tanınmaya :Rojava Kürt Siyasi  Hareketinin  Hukuki  Zemin Arayışı.   

 Kaynakça  / Dipnotlar   1. Önceki makale: “Sınırları Çizilmiş Özerklik: Korsika Sorunu, FLNC ve Cumhuriyet Modelinin Krizi” (Le Monde, Le Figaro, Assemblée Nationale ve Conseil constitutionnel kaynaklarına dayanmaktadır).

2. 29-30 Ocak 2026 ateşkes ve entegrasyon anlaşması için bkz. ORSAM Mercek, Euronews Türkçe ve Numedya24'ün konuya ilişkinhaber ve analizleri, Ocak-Şubat 2026.

3. Ağustos 2026'da Mazlum Abdi ve SDG'nin entegrasyon ve fesih açıklamaları için bkz. bianet, Türkiye Görüş, Türkiye Gazetesi / Memurlar.Net ve RûpelNews.

4. Vikipedi, “Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi”.

 

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu haber toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 10:45:01