Fetullah Elçi: 4 parça Kurdistan'ın ve Diaspora'daki Kürdler'in üzerine Kısa Değerlendirme

Kuşkusuz yıllardır Ortadoğu'da bazı değişimler ve gelişmeler yaşanıyor. Kürdler'in bu değişim ve gelişmelerin dışında kalması, onlar olmadan bunu başarıya ulaştırmak mümkün değildir. Sykes-Picot antlaşması ile Kürdistan Kürdlerin rızası ve iradesi dışında bölündü parçalandı ve paylaşıldı. Kürdler'in varlığı göz ardı edildi ve vatanları olan Kurdistan dört ülke arasında paylaşıldı Kürdler Dünya uluslar ailesi içerisinde devletsiz en büyük Ulus olarak kaldılar. Kaldı ki bu süreçte Kürdler Uluslararası anti-kürd nizama karşı hep varlık mücadelesi verdiler. Yapay İki devlet olan Irak ve Suriye, tarih sahnesinde köklü diğer iki devlet olan Osmanlı imparatorluğunun devamı Türkiye ve Pers imparatorluğunun devamı olan İran arasında paylaşıldı ve işgal altında oldu. Bu işgal yalnızca bir toprağın(ülkenin) işgali ile sınırlı değildi. Bu devletler tarafından Kürdlere her türlü zulüm reva görüldü. İnkar ile birlikte asimile etmek; dillerinin, kültürlerinin, tarihlerinin, edebiyatlarının, örf ve adetlerinin de işgal altında olduğu bir gerçekti. Bununla birlikte yerlerinden edilmek suretiyle, sürgünlere maruz kaldılar. Ancak buna rağmen, aralarına konulan yapay sınırlara rağmen hep birbirlerinden haberdar olarak yaşam mücadelesi verdiler. Her parçadaki kürdler vatanlarını işgal eden devletlere karşı mücadele ettiler ve hiçbir zaman pes etmediler. Bu mücadele günümüze kadar devam etmektedir. Başta da söylediğim gibi Kürdistan'ı bölen, parçalayan ve paylaşanlar Ortadoğu'daki varlıklarının ancak kürdler ile mümkün olabileceği gerçeğinin farkındadırlar. Arapların, Türklerin ve Farsların dünya ile uyumlu, insan haklarına, ırksal ve inançsal farklılıklara karşı sınıfta kaldıklarını ve tek-tip ırk, inanç ve dil oluşturmak için ellerinden geleni yaptıklarının şahitleridirler. Bu sebeple kürdler her yönüyle tüm farklılıklara karşı hoşgörülü bir millet olduğu, tüm farklılıklara karşı anlayışlı ve saygılı oldukları ıspatlanmıştır. Bu sebeple Kürdler bu değişim ve gelişmelerin tam merkezindedir ve onlar olmadan atılan ve atılacak hiçbir adımın başarıya ulaşması mümkün değildir. Bu süreç elbette sancılıdır ancak sabır ile mücadeleye edilmeli ve yaşanan gelişmelere hazırlıklı olmak gerekiyor.
Başûrê Kurdistan;
Uzun yıllar süren Kurtuluş ve Özgürlük mücadelesiyle diğer parçalarda olduğu gibi katliamlar, sürgünler, inkar ve asimilasyon, imha politikaları sürdü ve netice itibariyle Baas rejiminin yıkıldı, Diktatör Saddam Hüseyin devrildi. Irak bölündü ve Kürdler'in statüsü Federasyon modeli ile tarih sahnesinde yerini aldı. Bugün Başûrê Kurdistan Ortadoğu cehenneminde tüm yönüyle Cennet olabilecek bir bölge oldu, tüm farklı ırk, din, dil ve mezheplerin yaşam bulduğu ve özgürce varlıklarını sürdürdüğü bir yaşam merkezine dönüştü. Başûrdaki bu kazanım kuşkusuz diğer parçalara da ilham kaynağı oldu. Kürdler'in özgür yuvası evi oldu. Başur, Dünya devletleri ile geliştirdiği ilişkiler ile olumlu diplomasiler yürüttü ve bu Kürd Ulusu'nun dünyaya açılan kapısı oldu.
Rojavayê Kurdistan;
Başur'da olduğu gibi Kürdler burada da aynı yol ve yöntemlere maruz kaldılar, inkar edildiler, bir kimlik bile kendilerine çok görüldü. Ancak diğer parçalar ile bağları hep canlı idi. Yaşanan gelişmeler hep onları ayakta tuttu. Esad rejiminin hüküm sürdüğü bir Suriye'de 2011 yılında iç ayaklanma başladı ve Kürdler kendi topraklarında kendilerini savundular ve yönetimlerini kurdular. Başur'da olduğu gibi DAİŞ barbarlarına karşı tüm insanlık adına fedakârca, cesurca savaştılar, bedeller ödediler. Bu gelişmeler yaşanırken Başur'da oluşan statüye karşı Türkiye, Kurdistan kırmızı çizgimizdir dedi ve yıllarca bunun için uğraştılar ancak ortada herhangi bir kızımızı çizgileri kalmadı ve Başûr ile istemeden de olsa ilişkiler geliştirdiler ve kabul etmek zorunda kaldılar. Bugün aynı endişe ve kaygıları Rojava için taşımaktadırlar ve tüm güçleri ile oradaki oluşumu ortadan kaldırmak için saldırıyorlar. HALEP'teki iki Kürd mahallesinde yaşananlar da bunun örneğidir. Bu saldırılar daha da sürecek, dünya kamuoyuna bu barbar çetelerin suç dosyasını daha da kabartılmış şekilde sunulacak, Kürdlerin masumiyetini ve mazlumiyetini tüm dünyaya göstererek yeterli desteği almalarını sağlayacaktır. Ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar bunun önüne geçemeyecekler ve oradaki oluşum başarıyla sonuçlanacak. Bazılarımız veya hepimiz bunca saldırılar olmasına rağmen neden ABD sessiz kalıyor ve buna karşı çıkmıyor diye düşünmeden edemiyor ancak unutmamamız gereken husus şudur;
Ortadoğu'daki değişime öncülük eden ABD, yıllardır Rojava'ya her türlü askeri desteği verdi, Kürdler'den oluşan bir ordu kurdu, yatırımlar yaptı ve hala sahada aktif olarak yer alıyor ancak sessiz kalıyor diyoruz. Sessiz kalmasının izahı şudur; Esad Rejiminin devrilmesinden başa gelen, (başa getirilen) Ahmed EL-ŞARA planlı bir tercihti. Geçmişi de, yaptıkları da hepimizin malumudur. ABD daha düne kadar terörist dediği ve başına para ödülü koyduğu birini neden başa getirir? Sizce Esad'tan sonra tüm Suriye'yi bir arada tutacak, olumlu, ılımlı yapıcı ve tüm farklılıklara saygı duyan bir isim başa getirilmiş olsaydı planlanan proje başarıya ulaşabilir miydi ? Kürdler kendi topraklarında biz entegre olmayız, teslim olmayız ve artık Şam ile yapamıyoruz diyebilirler miydi? Veya Türkiye'yi ve Kürdlere karşı olan devletleri kim ikna edebilir veya susturabilirdi ? Aslında burada plan dahilinde bilinçli bir hamle vardır. Ahmed EL-ŞARA ve himayesindeki barbar çeteler tüm farklılıkların bir arada yaşayacağı bir Suriye'yi inşaa edecek potansiyelde değildir. Amaç geçici olarak bunu denemek, bir şans verdik ancak olmadı demektir. Türkiye bugün bu barbar çetelere öncülük ederek ve destek vererek bir tuzağa düşürülüyor. Kürd ve Kurdistan karşıtlığı gözlerini döndürmüş, beyinlerini de devre dışı bırakmıştır. Yeterki Kürdler kazanım elde etmesin diye DAİŞ barbarlarıyla birlikte hareket etmeyi tercih ediyor. İçinde olduğu korku ve telaş onları battıkça daha da batan bir pozisyona düşürüyor. Türkiye bu meseleden zararlı çıkacak ve Kürdler Başur'da olduğu Rojava'da da statülerini elde edeceklerdir.
Rojhilat Kurdistanı;
Şehid Simko Şikaki, Qazi Mihemed, Qasimlo ve Şerefkendî vb. liderlerin mücadelesi ile Rojhilat Kurdistanı hep ayakta idi ve hiçbir zaman mücadelelerinden vazgeçmediler. Aynı diğer parçalarda olduğu gibi her türlü zulme maruz kaldılar ama pes etmediler özgürlük mücadelelerini sürdürdüler. Gelinen son aşamada İran'da başlayan iç ayaklanma, mevcud "İdam ve Zulüm rejimin" karşı mücadele haftalardır sürmekte ve Rojhilat'taki Kürdlerin özgürlüklerinin ayak sesleri gün geçtikçe daha da net duyulur hale gelmektedir. İstikrarlı süren ve günden güne İran'ın her yerine sıçrayan bu ateş mevcud "İdam ve Zulüm rejimini" yıkacak ve başta Kürdler olmak üzere oradaki etnik farklılıklar özgürlüklerine kavuşacak. Aynı Irak ve Suriye'de olduğu gibi İran'a müdahale olacak, parçalanmış bir İran'ı göreceğiz. ABD'nin planı Zalim Molla rejimini yıkmak, Muhammed Ali Rıza Pehlevi'nin oğlu Rıza Pehlevi'yi başa getirmek, ABD ve Avrupa ile uyumlu olabilecek ve çalışabilecek, içinde barındırdığı tüm farklılıklara özgürce yaşam hakkı sunan demokratik bir yapıyı inşaa edecek. Rojhilat'taki Kürdler de kendi topraklarında özgürce kendilerini yönetecektir.
Bakur Kurdistanı;
Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze kadar Bakur'daki Kürdler hep zulme uğradı, yok sayıldı, yok edilmek üzere her türlü insanlık dışı muamelelere maruz kaldılar. 1923'ten günümüze kadar Koçgiri, Zilan, Dersim, Sason, Maraş katliamları ile Kürdleri sindirmek istediler ancak Özgürlük mücadelesi hiçbir zaman sönmedi ve Bakur her yönüyle direnişin, cesaret ve fedakarlıkların merkezi konumunda idi. Bakur; Başûr'daki, Rojava'daki, Rojhilat'taki özgürlük mücadelesine fedakârca katkı sunmuş ve elinden geleni yapmıştır ve hala yapmaktadır. Bakur hem yüzölçümü hem nüfus olarak en büyük kardeş olduğu düşüncesi ile abilik görevini yapmış, diğer kardeşlerinin özgürleşmesi için elinden geleni yapmaktan geri durmamıştır.
Bugün Türkiye'de başlatılan "Sözde Çözüm Süreci" yaşanan değişimler ve gelişmelerden bağımsız değildir. Devlet hiçbir zaman samimi olmamıştır ve Kürd'e ait her kazanıma müdahale etme, karşı çıkma ve ortadan kaldırma düşüncesiyle hareket etmiştir. Devlet yine öyle veya böyle Irak, Suriye ve son olarak İran'daki yaşanan gelişmelerin kendisine de sıçrayacağı gerçeğinin farkındadır ve buna nasıl engel olabilirimin çabasını vermektedir ancak buna engel olunamayacak, hakikat gün yüzüne çıkacak ve bu hakiketle yüzleşecektir. Şuan yaptıkları ile bunu geciktirebilir düşüncesinde olabilir ancak zamanı geldiğinde bununla karşılaşacaktır.
Kaldı ki Türkiye, Başûr'da, Rojava'da ve Rojhilat'ta yaşayan Kürdler ile Bakur'da yaşayan Kürdlerin tek millet olduğunu, acılarının ve sevinçlerinin bir olduğunu, onlar saldırdıkça, ezmeye çalıştıkça, düşmanlık ettikçe Kürdler'de Milli Bilincin gelişmesine katkı sunduklarının farkında değiller. Gün geçtikçe Bakur Kürdlerinin yaşadığı travmaya, ideolojik saçmalık ve bataklığa rağmen Milli Bilinç gelişiyor, yayılıyor ve bilinç onları özgürlüğe götürecektir.
Diaspora Kürdleri;
Ülkelerinin bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı ve paylaşılmışlığı sebebiyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Diaspora'daki Kürdlerin yaşadıkları her ülkede kendi Ülkelerinin ve milletinin özgürlüğü için çabalamalı, çalışmalı ve mücadele etmelidir.
Unutulmamalıdır ki; Diplomasi tarihin her döneminde en etkili silah olmuştur. Diplomasiyi iyi kullanan milletler öyle veya böyle özgür olmuşlardır. Diaspora'ki Kürdler yaşadıkları devletler ile ilişkiler geliştirmeli ve içinde oldukları durumu anlatmalıdırlar.
Bu durumda en önemli görev onlara düşmektedir.
Unutmayın!
Kürd'e rağmen Kurdistan kurulacak.
Son güncellenme: 23:41:42






































































































































































































