İnkâr: Bir İnsanın Hayatı, Bir Ulusun Susturulmak İstenen Hafızasını Ne Kadar Taşıyabilir ?

13 Ekim 2026 - 21:20
13 Ekim 2026 - 21:20
 0
İnkâr: Bir İnsanın Hayatı, Bir Ulusun Susturulmak İstenen Hafızasını Ne Kadar Taşıyabilir ?

Azad Sağnıç’ın İnkâr romanı, İbrahim Gürbüz’ün yaşamından hareketle bu sorunun izini sürüyor. Hikâye, savaş ve zorunlu göçle yerinden edilen bir ailenin geçmişinde başlıyor; Girêsor’daki çocukluğa, Tire’deki yabancılık duygusuna, gençlik yıllarının siyasal arayışlarına, 12 Eylül’ün işkencehanelerine ve cezaevlerine uzanıyor. İbrahim’in yolculuğunda Kürd kimliğinin inkârı, uzak bir tarihsel olgu olarak kalmıyor: Okulda duyulan aşağılayıcı bir soruda, konuşulamayan ana dilde, bir çocuğun kendi adını saklamak zorunda kalışında ve bir mahpusun iradesini kırmaya çalışan uygulamalarda hayatın içine yerleşiyor.

Romanın en güçlü damarlarından biri, hafızanın kuşaklar arasında nasıl korunduğu. İbrahim’in büyükannesi Serayê’nin anlattıkları, göç yollarını ve geride bırakılan yurdu aile belleğinde canlı tutuyor. Aynur’la kurduğu sevgi ve dayanışma ise en ağır yıllarda İbrahim’in hayatına eşlik ediyor. İnkâr, mücadeleyi yalnızca siyasal kararların ve büyük olayların içinde aramıyor; bir annenin kararlılığında, cezaevi görüşünde kıyılan nikâhta, dostların açtığı kapıda ve çocuğunu korkudan korumaya çalışan bir babanın sessizliğinde de buluyor.

İbrahim’in Mamak’tan Sağmalcılar’a uzanan mahpusluğu, tahliyeden sonra da sona ermeyen baskı ve yıllar süren kaçak yaşamı, romanın sarsıcı bölümlerini oluşturuyor. Yaşamı boyunca üç kez suikast girişimiyle karşı karşıya kalıyor. Kimi zaman şans eseri kurtuluyor, kimi zaman da inandığı düşüncelere ve hakikatlere bağlı kalarak tehlikenin karşısında cesaretle duruyor. Fakat anlatı burada durmuyor. MKM ve İstanbul Kürt Enstitüsü çevresinde gelişen Kürd kültürel kurumsallaşmasına, Yaşam Radyo’nun kurulmasına ve İsmail Beşikçi Vakfı düşüncesinin doğuşuna uzanıyor. Böylece İbrahim’in yaşadıklarından geleceğe dönük bir sorumluluk çıkardığını gösteriyor: Yasaklanan diller duyulmalı, tanıklıklar yazılmalı, arşivler korunmalı. Kitabın son sayfalarında yeniden yükselen tehlike, bu çabanın bedelinin geçmişte kalmadığını hissettiriyor.

Tatvanlı yazar Azad Sağnıç, araştırma kitapları ve tarihsel romanları boyunca Kürd toplumunun belleğine, siyasal mücadelelere ve 12 Eylül’ün bıraktığı izlere eğildi. Kendisi de darbe döneminde gözaltı, işkence ve hapis yaşamış bir yazar olarak, İbrahim Gürbüz’ün paylaştığı anıları ve tanıklıkları bu romanda edebî bir anlatıya dönüştürüyor. Olayların ağırlığını gündelik hayatın ayrıntılarıyla birlikte taşıması, okuru yalnızca bir döneme değil, o dönemi yaşamış insanların dünyasına yaklaştırıyor.

İnkâr, bir yaşam öyküsünden yola çıkarak göçün, dilin, aşkın, korkunun ve direnişin iç içe geçtiği geniş bir toplumsal hafızayı anlatıyor. Serayê’nin şahsında hatıraları kuşaktan kuşağa taşıyan Kürd kadınlarına ithaf edilen roman, okuru şu soruyla baş başa bırakıyor : Bir ulusun geçmişi inkâr edildiğinde, onu hatırlamak ve anlatmak nasıl bir yaşama biçimine dönüşür ?

Ronahî Elîf Gun 2026

 

Not : Kitabın tanıtımı ve söyleşisi ; KIRAATHANE İSTABUL EDEBİYAT EVİ

Asmalı Mescid Mahallesi Yemenici Abdüllatif Sok no 1. Tarih : 17 Ekim 2026.  Saat 15 te

Beyoğlu İstanbul.

 

Bu haber toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 21:20:14