İran, ABD ile görüşmelerde neden Türkiye'yi değil de Umman'ı tercih ediyor?
İran ile ABD arasında 2026’da yapılması planlanan görüşmelerin Türkiye yerine Umman’da gerçekleştirilmesi, bölgesel dengeler ve diplomatik tercihler üzerinden tartışma yarattı. Uluslararası basında yer alan bilgiler ve geçmiş örnekler, Tahran yönetiminin bu tercihini tesadüfi değil, tarihsel, stratejik ve güven temelli bir karar olarak şekillendirdiğini ortaya koyuyor.

İran’ın ABD ile yapılacak kritik görüşmeler için Türkiye yerine Umman’ı tercih etmesi, Ankara’nın dışlandığı yönünde yorumlara yol açsa da uluslararası diplomasi çevrelerinde bu karar farklı bir çerçevede ele alınıyor.
Umman, İran ile hiçbir zaman doğrudan düşmanlık yaşamamış tek Arap ülkesi olarak öne çıkıyor. 1988 İran-Irak Savaşı’ndan, 2014’teki nükleer müzakerelere; 2024 ve 2025’te İsrail-İran gerilimleri sırasında yürütülen gizli temaslardan günümüze kadar Maskat, Tahran-Washington hattında “sessiz arabulucu” rolünü korudu.
Umman “sessiz arabulucu”, Türkiye “aktif aktör”
Diplomatik kaynaklara göre İran, özellikle ABD ile yapılan görüşmelerde maksimum gizlilik, minimum üçüncü taraf etkisi arıyor. Bu noktada Umman’ın düşük profilli, sızıntısız ve tarafsız diplomasi geleneği Tahran açısından kritik önem taşıyor. Umman onlarca yıldır şu profilini en ufak bir sapma olmadan muhafaza ediyor:
"Ben masayı kurarım, odayı terk ederim."
Türkiye ise son yıllarda Ortadoğu denkleminde aktif bir aktör olarak konumlanıyor. NATO üyeliği, Suriye ve Irak sahalarındaki rolü, Suriye, Irak ve İran dosyalarında politik pozisyonu olan ve başta ABD olmak üzere Batı ile yoğun diplomatik temasları, İran açısından Ankara’yı “tarafsız zemin” olmaktan çıkarıp “denklem ülkesi” hâline getiriyor.
İran için hayati öneme sahip olan kriterlerden biri, görüşmenin içeriğinin basına, müttefiklere, istihbarat kanallarına sızmaması. Umman bu konudaefsanevi bir sicile sahip ancak Türkiye için aynı şey söylenemez. Türkiyemedya yoğunluğu, çok katmanlı diplomasi, NATO ve Batı istihbarat ağlarıyla iç içe geçmişliği nedeniyle İran açısından kontrol edilmesi daha zor bir ortam olarak görülüyor.
Bu bir suçlama değil; jeopolitik gerçeklik ve İran, özellikle ABD ile yapılan kritik görüşmelerde üçüncü göz istemediğinden, sadece taşıyıcı istediğinden dolayı Türkiye'yi denklem dışı bırakmayı tercih ediyor.
Yanısıra İran Türkiye'yi denge ülkesi olarak değil, denklem ülkesi olarak görüyor. Türkiye'nin tarafsızlığına inanmıyor, bölgesel olarak rakip bir güç olarak görüyor ve sonuçlardan etkilenecek bir aktör olarak değerlendiriyor. Oysa İran'ın değerlendirmesine göre Umman, görüşmeden kazanç devşirmiyor, sonuçları siyasallaştırmıyor ve arabuluculuğu devlet geleneği olarak yapıyor. İran için bu fark hayati.
Hürmüz Boğazı faktörü
Bir diğer belirleyici unsur ise Hürmüz Boğazı. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği bu stratejik geçit, İran ile Umman’ın ortak kontrol alanında bulunuyor. Görüşmelerin Maskat’ta yapılması, yalnızca diplomatik değil; aynı zamanda Washington ve bölge ülkelerine yönelikjeopolitik bir hatırlatma niteliği taşıyor. İran, Umman tercihi ile muhataplarına sadece diplomatik değil, stratejik bir mesaj da veriyor.
“Ben bu masaya Hürmüz Boğazı’nı da koyuyorum.”
Bu, ABD’ye, İsrail’e ve Körfez ülkelerine sessiz ama net bir hatırlatma. Türkiye bu mesajı taşıyabilecek bir coğrafya değil; Umman ise tam merkezinde.
Tahran yönetiminin kritik dönemlerde rutin olarak Umman’ı tercih ettiği ve bu tercihin artık bir diplomatik refleks hâline geldiği görülüyor. Sonuç olarak İran’ın Maskat ısrarı, Türkiye’ye yönelik bir güvensizliği barındırmanın yanısıra, Umman’a duyulan tarihsel güvenin, gizlilik hassasiyetinin ve Hürmüz merkezli stratejik hesapların bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Son güncellenme: 15:27:11


































































































































































































