İmralı Merkezli Barış Süreci'nde Söz MHP'nin, Zaman AKP'nin

Son dönemde Devlet Bahçeli’nin çıkışlarıyla birlikte kamuoyunda “MHP süreci istiyor, AKP isteksiz” yönünde bir algı güçleniyor. Ancak söylem ve eylem düzeyinde ortaya çıkan tablo, iki parti arasında bir çatışmadan ziyade kontrollü bir rol paylaşımına işaret ediyor. Görünen ayrışma mı, yoksa bilinçli bir iş bölümü mü?

5 Şubat 2026 - 14:19
5 Şubat 2026 - 14:19
 0
İmralı Merkezli Barış Süreci'nde Söz MHP'nin, Zaman AKP'nin

Devlet Bahçeli’nin Meclis grup konuşması ve ardından Murat Yetkin’e yaptığı açıklamalar, Ankara kulislerinde yeni bir tartışmayı yeniden alevlendirdi: MHP, İmralı merkezli süreci ilerletmek istiyor ama AKP frene mi basıyor?

Bahçeli’nin “Biz kendi görüşümüzü söyledik, bundan sonrası hükümetin bileceği iştir” ifadesi, ilk bakışta MHP’nin topu AKP’ye attığı ve icradan geri çekildiği şeklinde yorumlanabilir. Ancak bu cümle, geri adım atmaktan çok, bilinçli bir rol tanımına işaret ediyor.

“İktidar ortağı değiliz” vurgusu ne anlama geliyor?

Bahçeli’nin daha önce yaptığı “MHP, Cumhur İttifakı’nın ortağıdır ama iktidar ortağı değildir” açıklaması, bu pozisyonun anahtarı niteliğinde. MHP bu söylemle, icra sorumluluğunu üstlenmiyor, siyasi maliyetin doğrudan taşıyıcısı olmuyor, Ama devletin kırmızı çizgileri konusunda yön tayin eden aktör konumunu koruyor.

Bu durum MHP’yi zayıf değil, aksine yükten arındırılmış stratejik aktör hâline getiriyor.

Algı neden böyle oluştu?

“MHP istiyor, AKP ağırdan alıyor” algısının oluşması tesadüf değil. Bu algı, iki parti arasındaki bir çatışmadan çok, bilinçli bir siyasal koreografinin ürünü gibi duruyor. MHP, süreci dillendirerek toplumsal ve siyasal zemini test ederken, AKP ise sessiz kalarak zaman kazanıyor, tepki ölçüyor ve maliyeti yönetiyor.

AKP’nin süreci açıktan sahiplenmesi, kendi tabanı açısından riskli; MHP’nin konuşması ise “devlet refleksi” olarak okunabiliyor. Bu nedenle roller ters değil, tamamlayıcı.

Beka başlığında mutlak uyum

Her iki parti ve lider arasında farklılıklar olabilir; bu, siyasetin doğasında var. Ancak “beka”, yani devletin geleceği söz konusu olduğunda Bahçeli ve Erdoğan’ın güçlü bir birliktelik içinde hareket ettiği görülüyor.

Bu birliktelik, sürecin MİT Başkanı İbrahim Kalın gibi doğrudan devlet aygıtını temsil eden bir isim üzerinden yürütülmesiyle daha da netleşiyor. Eğer ortada gerçek bir çatışma olsaydı, bu ölçekte bir devlet aktörünün sürecin merkezinde olması mümkün olmazdı.

Görünen ayrılık mı, iş bölümü mü?

Bu durum ile ilgili Öcalan’ın “norm / norm dışı devlet” ayrımı burada ilginç ama biraz da teorik kaçış alanı olarak pozisyonları özetleyen bir yaklaşım. Bu ayrım Türkiye’deki mevcut iktidar ilişkilerini açıklamak için değil, daha çok kendi pozisyonunu tarihsel ve ideolojik olarak anlamlandırmak için kullanılıyor. Yani bu kavram, Bahçeli–Erdoğan ilişkisini açıklamasa da, devletin olağanüstü reflekslerini meşrulaştırma çabası olarak bu ilişkiyi tanımlamada önemli bir veri sunuyor.

Ortaya çıkan tablo net olarak şunu gösteriyor: MHP söylemle alan açıyor, AKP icrayı zamana yayıyor, Devlet kurumları süreci kontrol altında tutuyor.

Bu nedenle yaşananlar bir kopuş ya da görüş ayrılığı değil; kontrollü bir rol paylaşımı olarak okunmalı.

Bu haber toplam 945 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 14:19:26