Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan ittifakı tartışması: Ankara’nın fırsatçı 'dengeleme' stratejisi

Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la olası bir askeri ittifaka katılacağı iddiaları, Ankara’nın NATO’ya alternatifler üreterek elini güçlendirmeyi amaçlayan “dengeleyici” dış politikasını yeniden gündeme taşıdı.

31 Ocak 2026 - 10:33
31 Ocak 2026 - 10:33
 0
Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan ittifakı tartışması: Ankara’nın fırsatçı 'dengeleme' stratejisi

Bloomberg’in 9 Ocak’ta yayımladığı habere göre Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan savunma paktına katılması “muhtemel” görülüyor ve görüşmeler “ileri aşamada”. Ay sonunda Pakistan Savunma Üretimi Bakanı da Reuters’a yaptığı açıklamada, üç ülke arasında bir savunma anlaşması taslağının hazırlandığını doğruladı.

Suudi Arabistan ile Pakistan, Eylül 2025’te bir savunma anlaşması imzalamıştı. Bu adım, Washington’un 2019’da İran’ın Suudi tesislerine yönelik İHA saldırılarına ve 2025’te İsrail’in Katar’a yönelik saldırılarına sınırlı tepki vermesinin ardından atılmıştı.

Türkiye’nin bu ittifaka dâhil olma ihtimali Ankara’da farklı tepkilere yol açtı. Bazı yorumcular, sızdırılan bilgilerin somut bir niyetten ziyade siyasi mesaj niteliği taşıdığını savunurken, ittifakın hayata geçip geçmeyeceği henüz belirsizliğini koruyor.

Olası Kazanımlar

Pakistan–Suudi Arabistan–Türkiye ekseninde belirli bir “sinerji” oluşabileceği değerlendiriliyor. Türkiye ve Pakistan, farklı alanlarda uzmanlaşmış modern savunma sanayilerine sahip ve son yıllarda askeri iş birliklerini derinleştirdi. İki ülke arasında gemi inşası ve savaş pilotu eğitimi gibi alanlarda uzun süredir devam eden bir iş birliği bulunuyor.

Türkiye, NATO standartlarında askeri eğitim ve büyük ölçekli tersane altyapısı sunabilirken, Suudi Arabistan’ın finansal gücü Türkiye’nin yüksek enflasyonla sarsılan ekonomisi için cazip bir kaynak olarak görülüyor. Benzer finansal destek Pakistan için de önem taşıyor.

Bazı çevrelerin dile getirdiği “İslami NATO” tanımı ise yanıltıcı bulunuyor. Zira Müslüman ülkelerin büyük bölümü böyle bir ittifakın dışında ve din, bölgesel dış politikada belirleyici bir unsur değil. Ancak bu tür bir ittifakın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tabanı nezdinde olumlu karşılanabileceği ve Erdoğan’ın İslam dünyasında liderlik iddiasını besleyebileceği değerlendiriliyor.

Neden Resmî Bir İttifak?

Türkiye açısından böyle bir ittifak, Suudi Arabistan gibi “dengeleyici” bir stratejinin parçası olarak görülüyor. Ancak Ankara’nın kazanımları sınırlı. Türkiye, NATO üyeliği sayesinde zaten ABD ile uzun süredir resmî bir güvenlik şemsiyesi altında bulunuyor.

Pakistan’ın Türkiye’ye nükleer caydırıcılık sağlaması ise gerçekçi görülmüyor. Pakistan füzelerinin menzili Türkiye’nin potansiyel tehditlerini tam olarak kapsamazken, bu tür silahların yurt dışına konuşlandırılması da düşük ihtimal olarak değerlendiriliyor. Ayrıca Türkiye, NATO kapsamında hâlihazırda ABD ve İngiltere’nin nükleer koruması altında bulunuyor; İncirlik Üssü’nde yaklaşık 50 Amerikan nükleer bombası konuşlu durumda.

Ankara’nın Hesabı: Fırsatçılık ve Kaldıraç Gücü

Uzmanlara göre Türkiye, bu tür ittifak söylemleriyle NATO’dan kopmayı değil, NATO içinde elini güçlendirmeyi hedefliyor. “America First” politikaları nedeniyle NATO’nun geleceğine dair soru işaretleri bulunsa da, Avrupa ülkelerinin Türkiye’yi Rusya’ya karşı ittifak içinde tutmak isteyeceği değerlendiriliyor.

Alternatif savunma yapıları, Ankara’ya NATO politikalarını etkileme ve pazarlık gücünü artırma imkânı sunuyor. Türkiye’nin BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü’ne yönelik açılımları da bu “dengeleyici ve fırsatçı” yaklaşımın bir parçası olarak görülüyor.

Sonuç olarak, Suudi Arabistan ve Pakistan’la olası bir ittifak Türkiye’nin savunmasını NATO’dan daha fazla güçlendirmese de, Ankara’ya diplomatik manevra alanı ve stratejik kaldıraç kazandırabilecek bir araç olarak değerlendiriliyor.

 

Bu haber toplam 2026 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 13:50:10