Bahçeli’nin Çizdiği Dar Aralık ve Çözüm Yanılsamasının Çöküşü

Bahçeli’nin son açıklamasındaki dili gerçekten bir “çözüm” dili değil. Ne 2013–2015 hattındaki gibi bir siyasal açılım iması var ne de hak temelli bir restorasyon. Aksine, bu dil kriz üretmeyen bir sükûnet arayışına işaret ediyor. Devlet aklı açısından mesele şu noktaya sıkışmış durumda: Kürt meselesi çözülemedi, bastırılarak da sürdürülemedi, o halde yönetilebilir bir donmuşluk üretmek gerekiyor. Bahçeli’nin rolü burada çok kritik: O, bu donmuşluğun taşabileceği sınırları çiziyor. Umut pompalamıyor, beklenti büyütmüyor, tam tersine “buraya kadar” diyor.

4 Şubat 2026 - 16:29
4 Şubat 2026 - 16:29
 0
Bahçeli’nin Çizdiği Dar Aralık ve Çözüm Yanılsamasının Çöküşü

Devlet Bahçeli’nin son günlerde Abdullah Öcalan, Selahattin Demirtaş ve Ahmet Türk eksenli açıklamaları, iktidar çevrelerinde “yeni bir çözüm süreci mi başlıyor?” sorularını beraberinde getirdi. Ancak Bahçeli’nin dili bir açılımın değil; sınırları önceden çizilmiş, kontrollü bir dengelemenin işaretiydi. Ne hak temelli bir çözüm vurgusu vardı ne de Kürt meselesinin siyasal özneye yeniden dönüşmesine alan açan bir perspektif.

Bahçeli, kapıyı açmadı; açılabilecek en dar aralığı tarif etti.

Bu çerçevede Öcalan’ın konumu, serbestlik ya da siyasal aktörlükten ziyade, “dengeleyici unsur” olarak yeniden tanımlanıyordu. İmralı koşullarının kısmen gevşetilmesi, görüşme trafiğinin artması ve sembolik mesaj kanallarının açılması ihtimali konuşulurken; hak, statü, anadil ve kolektif siyaset başlıkları bilinçli biçimde denklemin dışında bırakıldı.

Anadilde eğitim, statü, kolektif siyaset, hak temelli bir çerçevenin hiçbiri Bahçeli’nin çizdiği portrede yer almıyor. Çünkü bunlar konuşulursa denge değil, yeni talepler doğar.

Devletin aradığı şey çözüm değil; kriz üretmeyen bir sükûnet hâliydi.

Bahçeli son açıklamalarıyla, Kürt meselesinde beklentiyi sınırlamanın, devlet içi dengeleri korumanın yanısıra Erdoğan’a şöyle bir mesaj da iletiyor olabilir:
“Devlet benim çizdiğim sınırların dışına çıkmaz.”

Yani Bahçeli burada hem Kürt meselesinin hem de iktidar mimarisinin fren mekanizması rolünü üstlenmiş durumda.

Sahadan Gelen Ses: Çözüm Değil, Güven Kaybı

Ancak sahada tablo çok daha farklı. DEM seçmeninin çoğunluğunun ortak düşüncesi bu “denge siyaseti”nin Kürt tabanında nasıl karşılık bulduğunu net biçimde ortaya koyuyor:

  • Seçmenin büyük çoğunluğu, Abdullah Öcalan’ın Rojava konusunda Kürt kazanımlarını “sattığına” inanıyor. Bununla birlikte DEM Parti yöneticilerinin kendilerini temsil etmediğini düşünenlerin oranı gün geçtikçe artıyor. Seçmenler, “yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürse sakal” tarifine denk düşen derin bir düşünsel çaresizlik içinde. Ve belki de en kritik veri: Bir sonraki seçimde sandığa gitmeme eğilimi açık biçimde başlamış durumda.

Bu tablo, devletin kurduğu denklemin toplumsal karşılığının “rahatlama” değil; kopuş ve soğuma olduğunu gösteriyor.

Çözüm Süreci Yanılsaması

Bahçeli’nin açıklamalarıyla birlikte dolaşıma sokulan “çözüm süreci” beklentisi, Kürt tabanı açısından bir umut üretmekten çok, eski bir hayal kırıklığını yeniden tetikliyor.

Çünkü bugün sunulan şey:

  • Ne 2013–2015 dönemindeki gibi müzakere

  • Ne siyasal eşitlik

  • Ne de hak temelli bir restorasyon

Sunulan şey, Öcalan üzerinden Kürt toplumsal alanını kontrol altında tutma girişimi.

“Öcalan konuşsun ama Kürt hakları konuşulmasın” denklemi, sahada açıkça okunuyor ve kabul görmüyor.

Demirtaş ve Siyasetsizleştirme Hattı

Selahattin Demirtaş meselesi de bu bağlamdan bağımsız değil. Kısa vadede tahliye ihtimali zayıf; orta vadede ise olası bir serbestlik, siyasal alanı genişletmekten ziyade etkisizleştirici bir işlev görebilir.

Devletin hedefi, Demirtaş’ın dışarı çıkması değil; siyaset dışına itilmesi. Bu da Kürt seçmen nezdinde “temsil krizini” daha da derinleştiriyor.

Yönetilen Sessizlik, Derinleşen Kopuş

Ortaya çıkan tablo net:

Devlet, Kürt meselesini çözmeye değil; yönetmeye, ertelemeye ve etkisizleştirmeye çalışıyor.

Bahçeli bu sürecin mimarı değil ama en önemli bekçisi. Hem Kürt meselesinde hem de Erdoğan’ın yeniden adaylığı ve erken seçim tartışmalarında devlet sınırlarını hatırlatan bir rol üstleniyor.

Ancak sahadaki veriler şunu söylüyor: Bu “kontrollü denge”, Kürt toplumunda ne güven üretiyor ne de rıza. Aksine, siyasetten çekilme, sandıktan uzaklaşma ve temsil duygusunun çöküşü hızlanıyor.

Bu haliyle yaşanan şey bir çözüm süreci değil; çözüm yanılsamasının sessiz çöküşü.

Bu haber toplam 3771 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 14:31:31