Dünyada Doğal Kürt Ulus Bilincinin Yek Vücut Kararlı Ayak Sesleri
'' Rojava Kürtlerini ideolojik saçmalıklar silsilesi uğruna büyük bir soykırımın eşine getirmişlerdi. Güney Kürdistan yönetiminin (özellikle Başkan Barzani'nin) karalılığı ve Mazlum Abdi ile İlham Ahmed'in Kürdistani duruşları nedeniyle olası yeni bir soykırım faciası önlendi.''

110 yıllık Sykes-Picot faciasının Ortadoğu'da devletsiz ve statüsüz bıraktığı millet ve inançsal topluluklara yıllarca kan kusturdu. Nihayetinde bu facianın da artık sonuna yaklaşıldı. Sırada, bölgenin iddialı ve görece güçlü iki devleti var. İran ve Türkiye. İran Şia cihadist idam rejimi, zulüm ve baskı altına aldığı, işkence ve idamlarla varlığını sürdürmeye çalıştığı rejim can çekişiyor. Türkiye, batı kurumları ile olan entegrasyonu (NATO ve Avrupa konseyi) yanında kendi içinde tekçi, inkarcı ve ceberut rejimi, ülkedeki farklılıkların toplumsal ve kolektif hakları, genel olarak ta demokrasi ve özgürlükler konusunda ciddi ve somut adımlar atmakta direnmeye devam ediyor. Kürtlerin ulusal hakları ve diğer inanç ve etnik azınlıkların insani ve demokratik haklarına uymadığı ve adım atmadığı içinde Avrupa Birliğine girmeyi hep ıskaladı. İran'dan sonra bu fırtınanın karşısında durması artık mümkün görünmüyor. Ya çıkabilecek bir iç savaşa sürüklenerek yok edişe sürüklenecek bir kaosa doğru gidecek, yada aklı selim ve sağ duyulu davranıp tekçi ve inkarcı paradigmasından vazgeçip, her kesimin temel insani haklarına kavuştuğu, ülke birliğini demokrasi ve özgürlüklerle taçlandırarak yoluna devam edecek. Suriye rejimi bunu fark etti. Bu yeniden dizaynı dayatan dünya hakimi küresel güçlerin dayatması yolunda zorunlu adımlar atmaya başladı. Bu gerçek anlamda vaat edilen sözlerin pratiğe geçirilmesi, demokrasi ve özgürlüklerin içselleştirilmesiyle ülke bütünlüğünü koruyabilecek. Aksi halde kaos, katliam ve bölünme Suriye için kaçınılmaz olur.
Kürt cephesindeki bazı kesimlerin, Türk devletinin 110 yıllık bu vahşi statükonun devamı için elden gelen tüm çabaları harcadı, harcamaya da devam ediyor. Suriye'nin geçici yönetimine yaptığı baskıları görerek diğer yandan Türk ırkçı basınının yalanlarla bezenmiş dezenformasyonları, bu kesimler üzerinde epeyce etki yaptığı görülüyor. Oysa Türkiye uzun vade de Suriye de stratejik ve diplomatik olarak kaybeden taraftır. Bazıları buna itiraz edebilir. Çünkü arzulamış olduğu hedeflerin hiç biri sahada gerçekleşmedi. Ahmet Şara'nın, Kürtler ile kalıcı bir barışı sağladıktan sonra, Türkiye'nin işgal etmiş olduğu Rojava Kürdistanı topraklarından çekilmek zorunda kalacaktır. Nitekim şimdiden Koalisyon güçleri ve Şam rejimi tarafından ciddi baskılarla karşı karşıya. Şu an itibari ile bu işgalin sonlandırılacağı sinyalini Türk devleti vermeye başladı. Apocu zihniyet, Rojava Kürdistan'ında Kuzey Kürdistan'da yaptıkları gibi, Efrin, Serêkanî ve Girêspî’de Kürtlere büyük acıları yaşatmaya ön ayak oldular. Bu durum, Rojava Kürtlerini ideolojik saçmalıklar silsilesi uğruna büyük bir soykırımın eşine getirmişlerdi. Güney Kürdistan yönetiminin (özellikle Başkan Barzani'nin) karalılığı ve Mazlum Abdi ile İlham Ahmed'in Kürdistani duruşları nedeniyle olası yeni bir soykırım faciası önlendi. Başkan Barzani, "Demokratik konfederalizm" saçmalıklarından vazgeçip hayatın gerçekliği ve bölgenin konjonktürel durumu görmelerini, Deyri-Zor, Rakka ve Halep gibi nüfuslarının %80'i Arap olan yerleşim yerlerinden ayrılarak, ordu güçleriyle Kürdistan bölgesine çekilmelerini, orada kendi halkını ve de diğer etnik ve dini azınlıkları korumayı defaatle söyleyip durmuştu. Fakat Kandil'den emir alan Apocu kadro, Halp'te kalacaklarını ve "direnecekleri" ni söyleyerek yüzlerce Kürt gençlerinin vahşice katledilmesine ve 120 bin Kürt ve muhalif sivillerin karda kışta Kürdistan topraklarına olan göçleriyle sonlandı. Sonuç malum.
Kürtlere 110 yıldır reva görülen soykırım ve göç dalgaları, Dünyanın değişik yerlerine yerleşmiş Kürtleri spontane bir şekilde ayağa kaldırdı. Bu durum, Ortadoğu'yu dizayn etmek isteyen küresel göçleri beklemedikleri bir şaşkınlığa çevirdi. Türk devleti ve Körfez sermayesi ile desteklenen Şam rejimine "Dur" demek zorunda kaldılar. Nüfuslar 60-70 milyon olan Kürtlerin, yıllarca ulusal birliksiz yaşadıkları için statüsüz olarak her türlü katliam ve soykırımlardan geçirilmesine de ön ayak olmuştur. Kürtler "Yeter artık" diyerek ayaklandı. Bundan sonra ulusal birliği etrafında kenetlenmiş Kürtlere kimse baş eğdiremez. Halep faciası -Apocu soğuk savaş totaliter ideolojisi- Kürtlere büyük acılar yaşattı. Ama bu durum beraberinde dünyadaki bütün Kürtleri de birleştirdi. Bunun sonucunda da aynı zamanda Rojava Kürdistan'ını da uluslararası arenada meşrulaştırdı. Apocu takımın sözde "Kuzey-Doğu Suriye demokratik yönetimi" uluslararası alanda tanınırlığı ve meşruiyeti olmayan "Ortadoğu'da İŞİD karşıtı askeri savaş gücü" olarak anılan geçici bir rolü vardı. Ama artık tanınan ve ABD ile Fransa'nı resmi garantörlüğünde olan bir Rojava Kürdistan bölgesi var. Bu çok anlamlı ve değerlidir.
Bu anlaşmanın (Şam ile Kürtler arasındaki anlaşma) bazı detayları tartışma konusu edilse bile, Şam rejiminin imzaladığı ve ABD ile Fransa'nın garantörlüğünü kabul ettiği anlaşma, Federasyon ve Özerklik yapısından daha ileri bir anlamı var. Klasik federatif ve özerk yapıdaki devletlerde ordu tektir ve merkezi devlet yönetiminin tasarrufundadır (Güney Kürdistan deneyimi çok farklı bir yapıdır) Kürtler böylece kendi bölgelerini kontrol edecek. Şam merkezi ordusu Kürdistan topraklarına giremeyecek. Komuta kademesi de Kürtler tarafından belirlenecek olan toplam 4 tugay (yaklaşık 20 bin asker) merkezi Şam ordusuna dahil olup, Halep dahil ülkenin güvenliğini sağlayacak. Bu kötü geçiş şartlarında Kürtlerin karamsar olmalarına gerek yok. Süreç ve gelişmeler Kürtlerin lehinde işliyor. Kürtlerin tek yapmaları gereken acil şey, On binlerce insanının amaçsız saçma bir ideoloji uğruna harcanmış dünyada "Kürt" dendiğinde "Kürtleri terör ile iltisaklı bir ulus olarak dünya kamuoyuna yansıtan bu Apocu zihniyet paradigmasını elinin tersiyle iterek, Kürdistan bayrağı altında toplanmaları gerekir. Bunu yaptıkları sürece, önümüzdeki yüz yıl Kürtlerin ulusal özgürlük yılı olacak. Değerli Türk düşünür Çetin Altan'ın dediği gibi "Enseyi karartmayın"
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 14:07:41
























































































































































































