ABD, İran En Zayıf Anındayken Neden Müzakereyi Seçti?

ABD ile İran arasında Umman’da başlaması beklenen yeni müzakereler, Washington’un en sert baskı söylemlerinden neden geri adım attığı sorusunu gündeme getirdi. İran sokaklarında binlerce protestocu öldürülmüşken, müzakere gündeminin yeniden nükleer programa indirgenmesi ciddi soru işaretleri yaratıyor.

6 Şubat 2026 - 14:59
6 Şubat 2026 - 14:59
 0
ABD, İran En Zayıf Anındayken Neden Müzakereyi Seçti?

“İranlılar hiç savaş kazanmadı ama hiçbir müzakereyi de kaybetmedi.” ABD Başkanı Donald Trump’ın 2019’da attığı bu tweet, bugün Washington’un Tahran’la yeniden masaya oturmasıyla birlikte ironik bir anlam kazanmış durumda.

Trump, 2018’de ABD’yi nükleer anlaşmadan çekmiş, İran’a ağır yaptırımlar uygulamış ve askeri baskıyı artırmıştı. Ancak bugün, tansiyon yeniden zirvedeyken, taraflar Umman’da müzakereye hazırlanıyor.

Bu durum şu soruyu beraberinde getiriyor: Eğer amaç İran’ın davranışlarını değiştirmekse, neden askeri ve siyasi baskı yerine yeniden diplomasi?

Asıl Mesele Nükleer Program mıydı, Protestolar mı?

ABD’nin yeniden nükleer dosyaya dönmesi, İran’daki iç baskı ve protestoların arka plana itilmiş olduğu izlenimini veriyor.

Oysa son aylarda İran rejimi, sokak protestolarını kanlı biçimde bastırdı. Binlerce, hatta bazı tahminlere göre on binlerce kişi öldürüldü. Trump’ın “protestocuları öldürmeyin” uyarıları ve “yardım yolda” açıklamaları, İran içinde rejimin gerçekten baskı altına alınacağı beklentisini doğurmuştu. Bu beklenti gerçekleşmedi.

ABD Neden Geri Adım Attı?

Washington’un geri çekilmesi bir ilgisizlikten ziyade bilinçli bir tercihti.

ABD yönetimi üç temel kaygıyla karşı karşıya kaldı:

Kontrolsüz bölgesel savaş riski: Ortadoğu’daki müttefikler, ABD’yi askeri tırmanış konusunda uyardı.

“Sonrası” planının yokluğu: Rejimin devrilmesi halinde İran’da ne olacağına dair net bir senaryo yoktu.

• Yeni bir Ortadoğu savaşına girme isteksizliği: Trump, ne Obama gibi “kırmızı çizgi” koyup geri adım atmak ne de Bush gibi ucu açık bir savaşa sürüklenmek istiyordu.

Sonuçta, rejim değişikliği ihtimali rafa kaldırıldı.

Diplomasiye Dönüş ve Nükleer Dosyanın Dar Çerçevesi

Rejim değişikliği ve askeri seçenekler devre dışı kalınca, geriye her zamanki seçenek kaldı: diplomasi.

Ancak İran’la diplomasi, neredeyse her zaman tek bir başlığa sıkışıyor: nükleer program.

Tahran, balistik füzeler, vekil güçler ya da insan hakları konularını kesin biçimde müzakere dışı bırakıyor.

İran Dışişleri Bakanlığı’na göre masada yalnızca nükleer mesele olabilir.

Nükleer Tehdit Gerçekten Ortadan Kalktı mı?

Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer altyapısının ağır darbe aldığını savunsa da, Batılı istihbarat değerlendirmeleri daha temkinli.

İran’ın:

• Zenginleştirilmiş uranyumu gizlediği,

• Gelişmiş santrifüjleri muhafaza ettiği,

• Programı sessizce yeniden inşa etmeye çalıştığı değerlendiriliyor.

Bu da nükleer dosyanın neden yeniden gündeme geldiğini kısmen açıklıyor.

Masada Olmayan Asıl Konu: Hesap Verilebilirlik

Ancak müzakerelerde en dikkat çekici eksiklik, İran rejiminin kendi halkına karşı işlediği suçların tamamen gündem dışı kalması.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, nükleer programın yanı sıra füze sistemi, vekil güçler ve insan haklarının da konuşulması gerektiğini söylese de, İran’ın bunu kabul etmeye niyeti yok.

İsrail’in Washington’a ilettiği temel endişe de bu noktada yoğunlaşıyor: Zamanlama.

İsrail’in Endişesi: Rejim Kurtarılıyor mu?

İsrail’e göre:

• Protestolar bastırıldı

• On binlerce insan öldürüldü

• Rejim ayakta kaldı

• Şimdi ise yaptırım rahatlaması ihtimali doğuyor

Bu tablo, Tahran’ın zayıflamak yerine güçlenmesi riskini barındırıyor.

Eğer bir anlaşma, İran’a ekonomik nefes aldırırsa, bu rejim hem bölgesel istikrarsızlığı sürdürme hem de iç baskıyı derinleştirme kapasitesini yeniden kazanabilir.

Riskli Bir Kumar

Trump, İran’ın müzakereleri hep kazandığını söylemişti. Bugün ise yeniden masada.

Eğer bu süreç, İran’ı sadece santrifüj ve uranyum seviyeleriyle sınırlı bir dosyaya indirger; rejimin şiddeti, insan hakları ihlalleri ve bölgesel yayılmacılığı görmezden gelinirse, ortaya çıkacak risk yalnızca kötü bir anlaşma değil, şiddetle ayakta kalmayı başaran bir rejimin meşrulaştırılması olabilir.

Bu da, krizi çözmekten çok, bir sonraki krizin zeminini hazırlayabilir.

 

Bu haber toplam 770 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 16:00:34