John Bolton: İran ile çatışmanın bir sonu var mı?
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Washington ile Tahran arasında yürütülen müzakereleri değerlendirerek, Trump yönetiminin kısa vadeli siyasi hesaplarla İran’a taviz verebileceği uyarısında bulundu. Bolton’a göre, İran’ın nükleer programı ve bölgesel etkisi çözülmeden yapılacak bir anlaşma, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri açısından ciddi riskler taşıyor.

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Independent Arabia’da yayımlanan analizinde İran ile ABD arasında devam eden diplomatik temasların geleceğini değerlendirdi. Kalıcı bir ateşkesin sağlanıp sağlanamayacağının ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılıp açılmayacağının belirsizliğini koruduğunu belirten Bolton, Donald Trump’ın siyasi kazanım elde etmek amacıyla Tahran ile aceleci bir anlaşmaya yönelebileceğini savundu. Bolton, İran’ın nükleer faaliyetleri, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği destek gibi temel sorunlar çözülmeden varılacak bir uzlaşının uzun vadede bölgesel istikrarsızlığı artırabileceği görüşünü dile getirdi.
Bolton’un Independent Arabia’da yayımlanan makalesi şöyle:
Washington ve Tahran arasında yaklaşık iki aydır süren diplomatik görüşmelerin ardından, daha kalıcı bir ateşkese ne zaman varılacağı veya olup olmayacağı ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılıp açılmayacağı halen belirsizliğini koruyor. İki ülke arasında müzakerelerin durumu, bir anlaşmanın yakın mı yoksa uzak mı olduğu ve şartlarının ne olabileceği konusunda yaşanan geniş çaplı sözlü atışmaya gelince, çoğunlukla Çinlilerin “boş toplar atma” dediği türdendir.
Esasında, Tahran ve Washington'dan yalnızca eksik ve çoğu zaman çelişkili açıklamalar ve güvenilirliği doğrulanması zor olan anonim sızıntılardan başka elimizde bir şey yok. Böyle bir atmosferde tahminde bulunmak risklerle dolu, ancak ABD, İsrail ve Körfez Arap devletleri için kötü bir anlaşmanın geleceğinden korkuyorum. Donald Trump, açıkça bir zafer ilan etmesine ve bu çatışmadan uzakta yoluna devam etmesine olanak sağlayacak bir anlaşma istiyor. Tahran'da iktidarın dizginlerini kimin elinde tuttuğu bilinmiyor, ancak Devrim Muhafızları içindeki sertlik yanlıları güçlü bir konumda görünüyor.
Trump'ın anlaşmaya varma coşkusu, ulusal güvenlik gereksinimlerinin stratejik bir analizinden ziyade, iç siyasi hesaplardan kaynaklanıyor. Küresel petrol fiyatları savaş öncesi seviyelere kıyasla yüksek kalmaya devam ediyor; bu da ABD'de yakıt fiyatlarını yüksek tutuyor ve sonuç olarak ortalama bir Amerikalı için gıda ve tüketim mallarının maliyetini artırıyor. Bu ekonomik belirsizlik, Trump'ın siyasi rakipleri tarafından kullanılan önemli bir sorun haline geldi. Kongredeki Cumhuriyetçiler, kasım ayındaki ara seçimlerde Temsilciler Meclisi'nin ve muhtemelen Senato'nun kontrolünü kaybetmekten giderek daha fazla endişe duyuyorlar.
Trump görünürde yükselen fiyatları umursamadığını söylüyor, ancak kimse bu açıklamaları ciddiye almıyor. Zira o, iç siyasi maliyetinden korkarak kötü bir anlaşma yapmış gibi görünmekten kaçınmaya gayret ediyor. Sonuç olarak, kötü bir anlaşmayı bile seçmenlere “satabileceğine” olan güveni, onu ideal olmaktan çok uzak şartları kabul etme riskini göze alabileceğine inanmasına sevk edecektir. Elbette, bu sorunların varlığını kabul etmeyecek ve bunun yerine zaferini deklare edip, hızla diğer konulara geçmeye çalışacaktır.
Ancak ABD ulusal güvenliğine yönelik riskler çok büyük olabilir. Daha da önemlisi, herhangi bir kısa vadeli anlaşmanın temel taşı olan ateşkesin uzatılmasının, en kritik sorun olan İran'ın nükleer silah programını bir şekilde çözeceğine kimse inanmıyor. İki taraf ayrıca Tahran'ın balistik füze ve insansız hava aracı programlarını, Hizbullah, Hamas ve Husiler gibi terör örgütlerine verdiği desteği veya İran halkına yönelik baskısını da ele almadı. Müzakerelerden sızan bilgiler, Washington'un İran gemilerine uyguladığı ablukanın kaldırılmasıyla eş zamanlı olarak Hürmüz Boğazı'nın “koşulsuz” açılacağına işaret etse de, bu söylendiği kadar kolay değil.
Daha da önemlisi, İran savaş öncesinde olduğu gibi Körfez’de ve Boğaz'da uluslararası seyrüsefer özgürlüğünü tamamen sağlasa bile, uzun vadeli bölgesel istikrar için büyük riskler devam edecektir. Tahran, ABD'nin Boğaz'ı açmak ve Körfez'i korumak için güç kullanmaktan çekinmesi nedeniyle neredeyse kesin olarak seyrüsefer konusunda diplomatik olarak zafer kazandığı sonucuna varacaktır. Devrim Muhafızları yıkıcı askeri güç ve kapasitesini yeniden inşa ederken, şüphesiz mayın döşeme filosunu da yeniden kuracak ve gelecekte Boğaz'ı tekrar kapatma kabiliyetini artırmak için daha fazla adım atacaktır.
Tek başına diplomatik çözüm, Tahran'ın Boğaz'ı istediği zaman açıp kapatma gücüne sahip olma çabasına karşı caydırıcılığı yeniden inşa etmek için yeterli değil. Böyle bir sonuç, Arap Körfez devletleri için tamamen kabul edilemez olmalı, çünkü bu onları bölge üzerinde fiili bir İran hegemonyası altına sokacaktır. Trump yönetimi içindeki izolasyonist seslerin, onu Körfez'in Arap tarafındaki Amerikan üslerinin sayısını azaltmaya veya bazılarından kısmen ya da tamamen vazgeçmeye ikna etmesi durumunda işler daha da kötüleşebilir.
Ek olarak, Amerikan ablukasının sona ermesi, petrol ihracatına yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş varlıkların önemli bir kısmının geri alınması durumunda İran'ın önemli ölçüde kazanç sağlayacağı da açıktır. Amerikan seçmenini düşünen Trump'ın aksine, Devrim Muhafızları kesinlikle İranlıların yaşam koşullarıyla ilgilenmiyor. İran ekonomisi bu savaştan önce zaten krizdeydi ve Amerikan-İsrail saldırıları, geniş çaplı yıkım ve Amerikan ablukasından kaynaklanan gelir kaybıyla birleşince krizi daha da derinleştirdi. Ancak Devrim Muhafızları ülke ekonomisini değil kendi gücünü yeniden inşa edecektir.
İronik bir şekilde, Trump'ın karşılaşabileceği en ciddi iç siyasi sorunlardan bazıları, Tahran'ın başkasından daha sıkı şekilde bağlı kaldığı anlaşmanın şartlarında yatıyor. Örneğin, dondurulmuş milyarlarca dolarlık İran varlığının doğrudan serbest bırakılması rejim için en önemli öncelik olmaya devam ediyor. Ancak böyle bir hamle, büyük ölçüde, Obama'nın 2015 nükleer anlaşmasının bir parçası olarak İran'a teslim ettiği “nakit desteleri”nin görüntüsünü akla getirecektir. Oysa Trump 2016 başkanlık kampanyası sırasında ve sonrasında, bu konuda Obama'yı eleştirmekten asla vazgeçmedi. Bugün de Trump, hem Cumhuriyetçilerden hem de Demokratlardan sert eleştirilerle karşı karşıya kalacak ve bu da tutarsızlığını vurgulayacaktır.
Trump'ın önemli danışmanları ve Kongre üyeleri, kısa vadeli siyasi hesaplarının Tahran'ın ABD güvenliğine yönelik uzun vadeli tehditlerini daha da büyütme riskini taşıdığını anlıyorlar. Hem Arap Körfez devletlerinin hem de İsrail'in ulusal çıkarlarının tehlikede olduğu açık ve net olduğundan, Tahran rejimini güçlendiren herhangi bir anlaşmaya birlikte karşı çıkmalı ve Trump'a kritik stratejik gerçekleri açıkça belirtmeliler. Umarız bunda başarılı olurlar.
Son güncellenme: 17:30:23

































































































































































































