Bayram Bozyel: İran’la Neden Barış Olmaz

'' Şu bir gerçek, aldığı bütün darbelere rağmen, Tahran’daki radikal rejim yerinde kaldığı sürece, bölge barışını ve istikrarını tehdit etmeye devam edecektir.''

21 Temmuz 2026 - 16:01
21 Temmuz 2026 - 16:01
 0
Bayram Bozyel: İran’la Neden Barış Olmaz
İran saldırısında hayatını kaybeden Komele Peşmergelerinin cenaze töreni/19.07.2026

ABD ve İsrail’in 28 Şubat tarihinde İran’a karşı başlattığı yoğun ve yıkıcı saldırıların ardından ABD ve İran arasında önce ateşkes ilan edildi, 22 Haziran tarihinde de taraflar bir mutabakat metnini imzaladı.

ABD ve İran arasında 60 gün içinde nihai bir anlaşmaya ulaşmak üzere hazırlanan mutabakat metnini, Trump kendine özgü abartılı ifadelerle “mükemmel” bir barış fırsatı olarak dünyaya duyurdu.

Söz konusu açıklamanın yapıldığı anda aklımda gelen ilk şey “İran’la barış olmaz” başlıklı bir yazı yazmak oldu. Bu arada ben düşündüğümü yazmaya fırsat bulmadan ABD ve İran arasında savaş yeniden kızışmaya başladı.

Yine de düşündüğümü yazmam için geç sayılmaz herhalde.

İran’la neden barış olmaz?

1979’da gerçekleştirilen İran İslam Devrimi’nin kuruluş felsefesi bölgesel yayılmayı öngörmektedir.  İslam devriminin yaşaması dışarda onun etki alanının genişlemesine bağlanmıştır. Bunun yolu İslam devrimini sadece Ortadoğu’da değil, İslam dünyasının tümüne ihraç etmektir. Teokratik rejim bu misyonu kendisine bağlı milis/vekil güçlerle yerine getirmeyi benimsemiştir.

Direniş Ekseni’ni oluşturan Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’de Husiler, Irak’taki Haşdi Şabi ve Gazze’deki radikal unsurlar bu amaçla inşa edilmiştir.

Söz konusu vekil aktörler, bulundukları ülkelerde (Lübnan, Irak, Yemen) merkezi hükümetlerin otoritesini zayıflatarak devlet içinde devlet gibi hareket etmektedir. Tahran yönetimi söz konusu vekilgüçlerle adı geçen ülkelerde istikrarsızlığı derinleştirerek bu ülkelerde iç barışın inşasını engellemektedir.  İran’daki radikal rejim gelinen aşamada kendine bağlı vekil unsurlarla Ortadoğu’ya bir ahtapot misali çökmüştür.

İran’daki radikal rejimi bölge barışı için tehdit odağı hale getiren sadece bu da değil. Tahran’daki İslami rejim esas olarak İsrail’e karşı izlediği politikayla bölgesel barış için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Teokratik Tahran yönetimi İsrail devletini “baş düşman-büyük şeytan” olarak nitelendirerek onu ortadan kaldırmayı varoluşsal bir hedef olarak tanımlıyor. Bunun anlamı, İran’ın kalıcı bir savaş stratejisi peşinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Bölgesel barış ve istikrarı tehdit eden diğer bir unsur İran’ın geliştirdiği nükleer silah programıdır. İran’daki yayılmacı rejimin geliştirdiği nükleer silahı günün birinde ortadan kaldırmak istediği İsrail’e karşı kullanacağı sır değil. Başka bir ifade ile İran nükleer silah programını caydırıcılık amaçlı, kendini savunmak için değil, açıkça İsrail’i ortadan kaldırmak için geliştiriyor. Bu durum tek başına İslamcı rejimi bölgesel barış için ciddi bir tehdit odağı haline getiriyor.

Nükleer silahla İran’ın aynı zamanda bölge ülkelerini; Suudi Arabistan, BAE ve diğer ülkeleri tehdit ettiği açıktır.

İran’ın bölgesel barış açısından yıkıcı faaliyetlerinden biri de küresel ticaret ve enerji güvenliğini sabote temsidir. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki askeri tehditleri ve Husiler aracılığıyla Kızıldeniz’de gerçekleştirdiği saldırılar küresel enerji trafiğine ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.  İran böylece gerektiğinde küresel petrol ticaretini "rehin alma" stratejisini ideolojik ve askeri bir koz olarak kullanmaktadır.

Bütün bunların anlamı şudur, İran’daki radikal rejim açısından İslam devrimini ihraç etmek, İsrail’i ortadan kaldırmak ve bunun için nükleer silah geliştirmek başta olmak üzere topyekûn bir savaş yürütmek teolojik ve varoluşsal bir hedeftir. Radikal rejimin kendi halkının özgürlüğü ve refahı için yapacağı bir şey yoktur. O, varlığını dışarıdaki düşmanlara karşı ilan ettiği savaşa borçludur. Dışarıdaki yayılmacı hedeflerinden ve savaştan vazgeçtiği anda yıkılıp gitmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla böyle bir rejimle diplomasi masasında, rasyonel yöntemlerle, diyalog ve görüşmelerle uzlaşmak mümkün değildir.

Peki Amerika’nın bir İran politikası var mı?

Hemen baştan söyleyelim; hayır. ABD, İran’a herhangi bir devlet gibi yaklaşıyor. Onunla güç dengelerine dayalı, karşılıklı çıkar esaslı, rasyonel kriterlerle uzlaşacağını ya da dize getireceğini varsayıyor.

ABD 28 Şubat’ta İran’a başlattığı saldırıyla tam olarak ne istediğini hiçbir zaman ortaya koymadı. Trump, savaşın hemen başında Kürtlerle kurduğu ilişkiyi sessizce rafa kaldırdı. Trump savaşın ilk döneminde Kürt liderleri Mesut Barzani, Bafıl Talabani ile Mustafa Hicri ile görüşmüş, Doğu Kürdistan’da peşmerge ile ortak bir askeri hareket gündeme gelmişti. O sırada Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın girişimiyle Trump Kürt planını bir anda rafa kaldırarak istikrarsız profiline bir çentik daha ekledi. 

28 Şubat’tan sonra ABD ve İsrail’in başlattığı saldırı dalgası ardından İran’ın kurmay siyasi ve askeri yönetimi büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. İran’ın stratejik askeri merkezleri, hava savunma sistemi, enerji altyapısı, nükleer program üniteleri, önemli alt yapı tesisleri büyük ölçüde tahrip edildi. Trump, sabah akşam yaptığı açıklamalarında İran’ı askeri olarak yendiklerini ifade etti.

Buna karşı Tahran’daki radikal rejim pes etmedi. Tersine elindeki yaygın füze ve dronlarla ABD’nin Ortadoğu’daki üslerine saldırmayı sürdürdü. Dahası İran rejimi hedef büyüterek ABD’nin ilişkide olduğu bütün bölge ülkelerini hedef tahtasına koydu. Füze ve dronlarının çoğunu da Kürdistan Bölgesi ve Doğu Kürdistan parti kamplarına yöneltti. İran son olarak Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğe müdahale ederek dünya enerji ve tedarik zincirini rehin aldı.

Bütün bu tablo karşısında ABD yönetimi Pakistan ve Katar’ın aracılığıyla yürütülen görüşmeler sonucunda haziran ayında İran’la bir mutabakat imzaladı.

Trump yönetimi söz konusu mutabakatla İran’ı güya askeri olarak yenmiş olduğunu iddia etti.

Oysa ortada ne ABD açısından bir zafer ne de İran açısından tam bir yenilgi söz konusuydu.

Savaşı başlatırken de İran’la mutabakat imzaladığında da Trump yönetiminin net bir planı olmadı. Trump yönetimi her zamanki anlık ve perakende yöntemlerle olan bitenleri kendi kamuoyuna ve dünyaya yansıtmayı sürdürdü. O, İran rejiminin karakteristik yayılmacı yapısını göremedi, onun başta İsrail olmak üzere bölge ve dünya barışı için oluşturduğu tehdidin ciddiyetini kavrayamadı. Elindeki dev askeri imkanlarla gerçekleştireceği şov niteliğinde operasyonlarla İran rejimini dize getireceğini sandı. Oysa durum Trump’ın gördüğünden farklıydı. ABD’nin gerçekleştirdiği askeri saldırılarla yaralanan İran rejimi daha da saldırganlaştı. Tümden yok edilemediği sürece Tahran’daki radikal rejiminin saldırgan fıtratından vaz geçmesi düşünülemez.

Şu bir gerçek, aldığı bütün darbelere rağmen, Tahran’daki radikal rejim yerinde kaldığı sürece, bölge barışını ve istikrarını tehdit etmeye devam edecektir.

Mevcut çağdışı İran yönetimiyle barış olmaz, kimse kendini kandırmasın.

Bayram Bozyel-PSK Genel Başkanı

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 875 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 19:05:13