Kamuoyu araştırması: Toplum CHP krizini nasıl okuyor?

Oksijen yazarı Bekir Ağırdır, CHP kurultayına ilişkin mutlak butlan tartışmaları, CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar ve son dönemde yaşanan siyasi gelişmelerin toplumdaki karşılığını değerlendirdi. Ağırdır’ın aktardığı araştırma sonuçları, vatandaşların yaşananları yalnızca CHP’nin iç meselesi olarak görmediğini, süreçleri Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve siyasal sisteminin geleceği açısından değerlendirdiğini ortaya koydu.

9 Haziran 2026 - 09:55
9 Haziran 2026 - 09:55
 0
Kamuoyu araştırması: Toplum CHP krizini nasıl okuyor?

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin açılan dava kapsamında gündeme gelen mutlak butlan tartışmaları, CHP'li belediyelere yönelik soruşturmalar ve tutuklamalar ile bunların yarattığı siyasi gerilim kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, Oksijen gazetesi yazarı Bekir Ağırdır konuya ilişkin dikkat çeken bir değerlendirme kaleme aldı.

Ağırdır, yaşanan gelişmelerin yalnızca CHP’nin iç dinamikleri üzerinden okunmasının eksik kalacağını belirterek, tartışmanın Türkiye’de siyasal rekabetin kuralları, devlet-toplum ilişkileri ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının nasıl şekilleneceği gibi daha geniş başlıklarla bağlantılı olduğunu savundu.

“Mesele yalnızca CHP’nin geleceği değil”

Ağırdır’a göre yaşanan süreç üç farklı katmanda değerlendirilmeli. İlk katmanda CHP’nin kendi içindeki liderlik mücadeleleri, kurumsal sorunlar ve yönetim tartışmaları yer alırken, ikinci katmanda 31 Mart yerel seçimlerinin ardından oluşan yeni siyasi denge bulunuyor. Üçüncü ve daha derin katmanda ise yargı kararlarından kayyum uygulamalarına, medya alanındaki dönüşümlerden güçler ayrılığı tartışmalarına kadar uzanan devlet-toplum ilişkilerinin yeniden şekillenme süreci yer alıyor.

Bu nedenle tartışmanın yalnızca CHP’nin geleceğine ilişkin olmadığını belirten Ağırdır, asıl meselenin Türkiye’de siyasal rekabetin hangi kurallar çerçevesinde sürdürüleceği ve devlet ile toplum arasındaki ilişkinin nasıl tanımlanacağı olduğunu ifade etti.

Toplumun büyük bölümü gelişmelerden haberdar

Veri Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarını paylaşan Ağırdır, mutlak butlan tartışmasının toplumda yüksek düzeyde bir farkındalık oluşturduğunu belirtti.

Araştırmaya göre vatandaşların yüzde 46,7’si gelişmeyi duyduğunu ancak ayrıntılarını bilmediğini ifade ederken, yüzde 36,3’ü süreci detaylarıyla takip ettiğini söyledi.

Buna karşın, hukuki ayrıntılara hâkim olmayan kesimlerde dahi konuya ilişkin güçlü kanaatlerin oluştuğuna dikkat çeken Ağırdır, bunun insanların meseleyi teknik hukuk tartışmalarından çok daha büyük bir siyasi hikâyenin parçası olarak gördüğünü ortaya koyduğunu belirtti.

Katılımcıların yüzde 42’si mutlak butlan kararını “tamamen siyasi amaçlarla alınmış, haksız bir karar” olarak değerlendirirken, yüzde 21,8’i hukuki gerekçelerin bulunabileceğini ancak zamanlamanın siyasi açıdan manidar olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Kararı tamamen hukuka uygun bulanların oranı yüzde 15 seviyesinde kalırken, yüzde 21,2’lik bir kesim ise konu hakkında net bir görüş belirtmedi.

Toplumun zihnindeki dört ayrı hikâye

Araştırmanın ortaya koyduğu en dikkat çekici sonuçlardan biri, toplumun yaşananları tek bir bakış açısıyla değerlendirmemesi oldu.

Ağırdır’a göre kamuoyunda dört temel anlatı öne çıkıyor.

1. “Muhalefeti dizayn etme girişimi”

Araştırmaya göre toplumda en yaygın kabul gören görüş, yaşananların siyasi bir müdahale veya dizayn girişimi olduğu yönünde.

Katılımcıların yüzde 37,8’i süreci doğrudan “siyaseti ve ana muhalefeti dizayn etme çabası” olarak tanımlarken, yüzde 55’i yaşananları bir tür siyasi proje kapsamında değerlendiriyor.

Bu görüşü benimseyenler arasında farklı siyasi eğilimlerden seçmenler bulunuyor. Ağırdır’a göre toplumun önemli bir bölümü gelişmeleri hukuk çerçevesinde değil, güç ilişkileri ve siyasi hesaplar üzerinden anlamlandırıyor.

Bu nedenle vatandaşlar “Mahkeme ne dedi?” sorusundan önce “Bu süreç kimin işine yarıyor?” sorusuna yanıt arıyor.

2. “CHP kendi sorunlarının bedelini ödüyor”

Toplumun yaklaşık dörtte birlik bölümü ise yaşananları CHP’nin kendi iç sorunlarının sonucu olarak değerlendiriyor.

Bu kesime göre mesele dış müdahalelerden çok CHP’nin kendi içinde yaşadığı liderlik krizleri, yönetim problemleri ve kurumsal sorunlarla ilgili.

Araştırmada bu yaklaşımın yalnızca iktidar seçmenleri arasında değil, muhalif seçmenlerin bir bölümünde de karşılık bulduğu görüldü.

Bu görüşü savunanlar, CHP’nin iktidara alternatif olabilmesi için öncelikle kendi iç sorunlarını çözmesi gerektiğini düşünüyor.

3. “Hem müdahale var hem de CHP’nin hataları”

Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri ise toplumun önemli bir bölümünün olaylara siyasetçilerin çizdiği kadar keskin çizgilerle yaklaşmaması oldu.

Katılımcıların önemli bir kısmı aynı anda hem CHP’nin hataları olduğunu hem de sürecin siyasi müdahalelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini düşünüyor.

Bu yaklaşım, kamuoyunun iktidar ve muhalefetin ortaya koyduğu iki uçlu anlatıdan daha karmaşık değerlendirmeler yaptığını gösteriyor.

Ağırdır’a göre birçok vatandaş aynı anda şu görüşü taşıyor:

“CHP’nin yanlışları olabilir, ancak bu yanlışlar yaşananların tamamını açıklamıyor.”

4. “Asıl sorun kurallara olan güvenin azalması”

Araştırmanın en çarpıcı sonucunun ise kurumsal güven alanında ortaya çıktığı belirtildi.

Katılımcıların yüzde 50’si yaşanan süreç nedeniyle yargıya olan güveninin azaldığını ifade ederken, güveninin arttığını söyleyenlerin oranı yalnızca yüzde 8’de kaldı.

Bu sonuç, tartışmaların yalnızca CHP veya iktidar ekseninde değil, hukuk sistemi ve demokratik kurumlara yönelik güven açısından da değerlendirildiğini gösteriyor.

Endişe ve umutsuzluk öne çıkıyor

Araştırmanın duygu haritasında ise öfke veya coşku yerine daha çok kaygı ve karamsarlık öne çıktı.

Katılımcıların yüzde 32’si umutsuzluk, yüzde 31’i endişe, yüzde 23’ü ise şaşkınlık hissettiğini belirtti.

Ağırdır’a göre bu tablo, toplumun yalnızca mevcut siyasi aktörlerden değil, siyasetin sorun çözme kapasitesinden de kuşku duymaya başladığını gösteriyor.

Erdoğan ve Kılıçdaroğlu algısı

Araştırmada siyasi aktörlere ilişkin değerlendirmeler de yer aldı.

Katılımcıların yüzde 24,5’i yaşananları tamamen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tasarladığı ve yönettiği bir süreç olarak değerlendirirken, yüzde 19,9’u Erdoğan’ın muhalefeti zayıflatmak amacıyla süreci desteklediğini düşünüyor.

Yüzde 16,5’lik kesim ise iktidarın yaşananları siyasi fırsata çevirdiği görüşünde.

Bu üç değerlendirmenin toplamı, toplumun yaklaşık yüzde 61’inin Erdoğan’ı sürecin doğrudan veya dolaylı belirleyici aktörlerinden biri olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibine ilişkin değerlendirmelerde de olumsuz görüşlerin ağırlıkta olduğu görüldü.

Katılımcıların yüzde 30,7’si yaşananları parti içi iktidar mücadelesi olarak değerlendirirken, yüzde 25,7’si süreci iktidarla iş birliği görüntüsü veren bir tablo olarak yorumladı.

Kılıçdaroğlu ekibinin yürüttüğü süreci “hak arama mücadelesi” olarak görenlerin oranı ise yüzde 13,9’da kaldı.

Araştırmaya göre Özgür Özel yönetimi ise kamuoyunda daha olumlu bir değerlendirme zemini buldu.

Katılımcıların yüzde 32,8’i Özel yönetiminin tutumunu parti bütünlüğünü korumaya yönelik gerekli bir yaklaşım olarak değerlendirirken, yüzde 27’si gerekçelerini anlaşılır bulduğunu ancak yöntem ve üslubu eleştirdiğini belirtti.

“Toplum artık yalnızca CHP’yi konuşmuyor”

Ağırdır, araştırma sonuçlarının en önemli mesajının vatandaşların yaşananları yalnızca CHP’nin iç meselesi olarak değerlendirmemesi olduğunu vurguladı.

Toplumun giderek daha fazla yargı kararlarını, belediyelere yönelik operasyonları ve siyasi tartışmaları kendi yaşamları ve ülkenin geleceği açısından yorumladığını belirten Ağırdır, vatandaşların artık yalnızca “CHP’de ne oluyor?” sorusuna değil, “Türkiye’de ne oluyor?” sorusuna da yanıt aradığını ifade etti.

Araştırmanın ortaya koyduğu tabloya göre toplumda değişim isteği sürüyor. Ancak aynı zamanda değişimin mümkün olduğuna dair inançta da ciddi bir aşınma yaşanıyor.

Ağırdır’a göre Türkiye’nin karşı karşıya olduğu temel sorun, yalnızca iktidar-muhalefet rekabeti değil; giderek derinleşen bir güven krizi.

Toplumun önemli bir bölümü mevcut gidişattan memnun olmadığını ortaya koyarken, aynı zamanda güven veren ve sorunları çözebileceğine inandığı güçlü bir alternatif de göremiyor.

Bu nedenle vatandaşlar yalnızca “Kim yönetsin?” sorusunu değil, “Gerçekten bir şey değişebilir mi?” sorusunu da sormaya başlamış durumda.

Ağırdır, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin nasıl bir siyasal ve toplumsal çerçeveye sahip olacağını belirleyecek unsurun yalnızca siyasi aktörlerin hamleleri değil, toplumun bu gelişmelere vereceği tepki olacağını ifade ederek değerlendirmelerini tamamladı.

 

Bu haber toplam 334 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 10:56:14