Kürtlerle Barışmayan Bir Devletin Gölgesinde

21 Temmuz 2026 - 23:22
21 Temmuz 2026 - 23:22
 0
Kürtlerle Barışmayan Bir Devletin Gölgesinde

18 Temmuz’da PAK’ın Daraşekran kampına yönelik saldırının ardından yaralı Peşmergelerin vücutlarında görülen ağır yanıklar, beyaz fosfor gibi uluslararası hukuk açısından tartışmalı mühimmatların kullanılmış olabileceği yönünde iddiaları gündeme taşıdı. Bu iddiaların doğruluğu, bağımsız ve uluslararası bir soruşturmayla ortaya çıkarılmalıdır. Savaşta dahi insanlığın ortak vicdanını koruyan kurallar vardır; eğer yasaklı ya da siviller üzerinde ayrım gözetmeyen mühimmat kullanıldıysa bunun mutlaka araştırılması gerekir.

Fakat Kürtlerin İran’da yaşadığı acı, yalnızca bir saldırıyla açıklanabilecek kadar dar bir hikâye değildir. Bu, onlarca yıla yayılan bir hafızadır. Kürtler vardır; dilleri vardır, tarihleri vardır, Kürdistan adı yüzyıllardır vardır. Ama bu varlığın üzerine kurulan özgürlük, çoğu zaman yok sayılmıştır.

Sınırların sert coğrafyasında yaşamını sırtındaki yükle kazanmaya çalışan kolberler, çoğu zaman yalnızca ekmek götürmeye çalışırken hedef haline gelir. Yoksulluğun omuzladığı yük, kimi zaman kurşunla, kimi zaman idam sehpasıyla son bulur. Bir halkın emeği suç, yaşama hakkı ise lütuf gibi görülmüştür.

Mahsa (Jina) Amini’nin ölümü ise yalnızca genç bir kadının trajedisi değildi; Kürt kimliğinin, kadın olmanın ve özgürlük talebinin kesiştiği acı bir sembole dönüştü. Onun ardından yükselen çığlıklar, yalnızca İran sokaklarında değil, bütün dünyada yankılandı. Adalet isteyen insanların sesi bastırılmaya çalışıldı; gözyaşları ise susturulamadı.

İran’da Kürt siyasetçilerine yönelik suikastlar ve idamlar da hafızalardan silinmedi. Yıllar içinde Kürt siyasi hareketlerinin önde gelen isimlerine yönelik saldırılar, diyalog yerine güvenlikçi yaklaşımın tercih edildiğini gösterdi. Bu durum, Kürt toplumunda derin bir güvensizlik ve kapanmayan yaralar bıraktı.

Bir devlet, halkıyla barışmadan huzura kavuşamaz. Güvenlik politikaları, baskılar, infazlar ve korku; kısa vadede sessizlik yaratabilir ama kalıcı barış inşa edemez. Barış, inkârla değil tanımayla; cezalandırmayla değil eşit yurttaşlıkla; korkuyla değil adaletle mümkündür.

Bugün yapılması gereken, yeni acılar üretmek değil, yaşanan her hak ihlali iddiasını şeffaf biçimde araştırmaktır. Daraşekran’daki saldırıya ilişkin iddialar da bağımsız uluslararası mekanizmalar tarafından incelenmeli, gerçekler ortaya çıkarılmalıdır. Çünkü adalet, ancak gerçeğin bütün açıklığıyla ortaya çıkmasıyla anlam kazanır.

Kürt halkı, yüzyıllardır yalnızca var olma hakkını değil; kendi diliyle konuşma, kültürünü yaşatma ve onurlu bir yaşam sürme hakkını talep ediyor. Bu talepler, silahla bastırılacak talepler değildir. Tarih gösteriyor ki halkların kimliği inkâr edilerek değil, hakları tanınarak kalıcı barış sağlanabilir.

Belki de artık en temel soru şudur: Aynı acılar daha kaç kuşak boyunca tekrar edecek? Çünkü gözyaşı döken annelerin dili değişse de acının dili hiç değişmiyor. Ve hiçbir halk, yalnızca kimliği nedeniyle acıyı kader olarak yaşamaya mahkûm edilmemelidir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 228 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 00:24:02