Kalibaf’tan petrol ve Hürmüz Boğazı açıklaması
İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen temaslarda başmüzakereci olarak görev yapan Muhammed Bakır Kalibaf, ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasının tamamen sona erdiğini, Tahran'ın ise uranyum zenginleştirme faaliyetleri ile füze ve saldırı kapasitesini müzakere etmeyeceğini söyledi.

Devlet televizyonuna kapsamlı açıklamalarda bulunan Kalibaf, anlaşma sonrasındaki sürece ilişkin İran'ın yaklaşımını ortaya koyarken, gelecekte müzakere edilebilecek konuların da sınırlarını çizdi. İran'ın 14 maddeden oluşan mutabakatın diğer hükümlerine geçmeden önce ilk beş maddenin eksiksiz uygulanmasını istediğini söyleyen Kalibaf, aksi durumda ülkesinin "savaşa hazır" olduğunu ifade etti.
Kalibaf, mutabakat öncesindeki görüşmeler ile sonrasındaki temaslar arasında ayrım yapılması gerektiğini belirterek, "ABD ile müzakerelerimiz sona erdi. Şu an yürütülen temaslar yalnızca üzerinde uzlaşılan sonuçların uygulanmasını takip etmeye yöneliktir" ifadesini kullandı.
İran heyetinin İsviçre ziyaretinin yeni bir müzakere turu olmadığını söyleyen Kalibaf, ziyaretin mutabakat imzalanır imzalanmaz uygulanması öngörülen ilk beş maddenin hayata geçirilmesini görüşmek amacıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Tahran'ın ayrıca anlaşmanın 13. maddesinin uygulanmasını da takip ettiğini söyledi, ancak bu maddeye ilişkin ayrıntı vermedi.
Kalibaf, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in savaşın sona erdiğini açıklaması ve Trump'ın deniz ablukasının kaldırıldığına ilişkin paylaşımını mutabakat sonrasında yaşanan en önemli gelişmeler arasında gösterdi.
Deniz ablukası tamamen kaldırıldı
Devrim Muhafızları eski komutanlarından olan Kalibaf, mutabakatın dördüncü maddesine göre ABD'nin imzanın ardından İran'a yönelik deniz ablukasını ve tüm engelleri kaldırmaya başlamayı, 30 gün içinde ise ablukayı tamamen sona erdirmeyi taahhüt ettiğini söyledi.
Kalibaf, ilk parafın atıldığı gece İran'ın Trump'ın deniz ablukasının sona erdiğini kamuoyuna açıklamasını şart koştuğunu belirterek, Washington'un ateşkes döneminde uyguladığı deniz ablukasının İran tarafından ateşkes ihlali olarak değerlendirildiğini ifade etti.
Trump'ın bu açıklamayı yaptığını belirten Kalibaf, "Deniz ablukası tamamen sona erdi" dedi.
Bu gelişmeyi "sahadaki güç ile diplomasinin birleşmesinin sonucu" olarak nitelendiren Kalibaf, mutabakatın asıl güvencesinin Birleşmiş Milletler kararı değil, İran'ın gerektiğinde karşılık verebilme kapasitesi olduğunu savundu.
İran'ın savaşın sona erdirilmesine ilişkin birinci maddeyi ihlal olarak değerlendireceği her adıma aynı şekilde karşılık vereceğini söyleyen Kalibaf, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler ile Hizbullah'ın İsrail saldırılarına verdiği karşılıkların "adım adım karşılık" ilkesine dayandığını belirtti.
İran'ın gerilimin arttığı dönemde Lübnan'daki operasyonlara karşılık olarak iki kez İsrail'e füze saldırısı düzenlediğini öne süren Kalibaf, bunun savaşın sona erdirilmesine ilişkin mutabakatın ihlal edildiği gerekçesiyle yapıldığını söyledi.
Kalibaf, "Mutabakat dili sonuç verdiği sürece görüşmeleri sürdüreceğiz. Ancak karşı taraf anlaşmaya uymazsa güç dilini kullanacağız" ifadelerini kullandı.
Füze programı ve uranyum zenginleştirme kırmızı çizgimiz
Kalibaf, İran'ın füze ve saldırı kapasitesinin "kesinlikle müzakere konusu olmadığını" belirterek, bunun anlaşmanın uygulanmasını güvence altına alan en önemli güç unsurlarından biri olduğunu söyledi.
İran toplumunun farklı siyasi eğilimlerine rağmen bu konuda devletin arkasında durduğunu savunan Kalibaf, "direniş cephesi" ve "direniş hücreleri" olarak nitelendirdiği müttefik yapıları da bu çerçevede değerlendirdi.
Tahran'ın müttefiki silahlı gruplar hakkında hiçbir müzakere yürütmediğini belirten Kalibaf, ikinci ya da üçüncü bir nükleer anlaşmanın artık gündemde olmadığını öne sürdü.
ABD'nin geçmişte İran rejimini devirmeye çalıştığını ve "direniş cephesini" tanımayı reddettiğini iddia eden Kalibaf, mutabakatla birlikte Washington'un artık bu yapının Lübnan'daki varlığının garantörü konumuna geldiğini ileri sürdü.
Nükleer program konusunda ise İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'nın (NPT) tarafı olduğunu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yaptığını belirten Kalibaf, uranyum zenginleştirmenin ülkesinin vazgeçilmez hakkı ve değişmez kırmızı çizgisi olduğunu söyledi.
Kalibaf, İran'ın NPT kapsamındaki yükümlülüklerine bağlı kalacağını ancak uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyeceğini ifade etti. Nükleer program, füze kapasitesi ve bölgesel ittifakların birlikte değerlendirildiğinde İran'ın en önemli caydırıcılık unsurlarını oluşturduğunu savundu.
Tahran'ın mutabakatın sonraki maddelerini görüşmeye başlamadan önce ilk beş maddenin tam olarak uygulanmasını bekleyeceğini belirten Kalibaf, bunun İran'ın ABD'nin ilk aşamadaki taahhütlerini test etme yaklaşımını yansıttığını söyledi.
Lübnan, ortak komite ve Hürmüz Boğazı
Kalibaf, mutabakatın birinci maddesi kapsamında ABD'nin Lübnan'daki savaşın sona erdirilmesi, sivillerin evlerine dönüşü ve Lübnan devletinin ülke genelinde egemenliğinin sağlanmasını taahhüt ettiğini öne sürdü.
Bunu "çok büyük bir kazanım" olarak nitelendiren Kalibaf, İran'ın süreci yakından takip ettiğini söyledi. Lübnan'daki durumun İran'dan farklı olduğunu belirten Kalibaf, İsrail'in Güney Lübnan'da bazı bölgeleri işgal ettiğini ve çatışmaların burada daha yoğun yaşandığını ifade etti.
İsrail'in İslamabad mutabakatına karşı çıktığını ve imzanın ardından Lübnan'a geniş çaplı saldırılar düzenleyerek anlaşmanın uygulanmasını engellemeye çalıştığını öne süren Kalibaf, bu nedenle İran heyetinin İsviçre'de özellikle Lübnan'daki ateşkes dosyasını takip ettiğini kaydetti.
Mutabakatı "ABD ve İsrail'in yenilgi belgesi" olarak nitelendiren Kalibaf, İsviçre görüşmelerinden sonra Lübnan'a yönelik saldırıların önemli ölçüde azaldığını savundu.
Kalibaf ayrıca İran, ABD ve Lübnan temsilcilerinden oluşan ortak bir komite kurulduğunu, bu komitenin savaşın sona erdirilmesi ve Lübnan'ın egemenliğinin tesis edilmesini takip edeceğini, İran'ın Beyrut Büyükelçisi'nin de komitede Tahran'ı temsil edeceğini açıkladı.
Hürmüz Boğazı konusunda ise İran'ın deniz trafiğinin mutabakat çerçevesinde ve "İran'ın belirlediği düzenlemeler" doğrultusunda yürütülmesini istediğini belirten Kalibaf, bazı tarafların bu düzenlemeleri kabul etmeyerek anlaşma dışı adımlar attığını iddia etti.
Boğazdaki son olayların da savaşın sona erdirilmesine ilişkin birinci maddenin ihlali kapsamında değerlendirildiğini söyleyen Kalibaf, İran'ın son ihlale karşılık olarak Bahreyn ve Kuveyt'teki "ABD hedeflerini" vurduğunu öne sürdü.
Kalibaf, İran'ın anlaşmanın diplomatik yollarla uygulanmasını tercih ettiğini, ancak karşı taraf yükümlülüklerini yerine getirmezse askeri seçeneğin masada kalacağını vurgulayarak, "Görüşmeleri sürdürüyoruz. Eğer bu süreçte taahhütlerini yerine getirmek istemezlerse, biz savaşa hazırız" ifadelerini kullandı.
Son güncellenme: 11:00:42



































































































































































































