Suriye'deki anlaşma Türkiye'de süreci hızlandırır mı?
Suriye'de hafta sonu Şam yönetimi ile DSG arasında imzalanan anlaşma Türkiye'deki süreci nasıl etkiler? Anlaşmadan sonra ne bekleniyor?

Yeni yılla beraber Şam yönetimi ile Kürtlerin yönetimindeki Demokratik Suriye Güçleri (DSG) arasındaki çatışmalı ilişkide yine bir sürece giriliyor.
Şam yönetimi ile DSG'nin 10 Mart 2025'te üzerinde anlaştıkları mutabakatın uygulanması konusunda müzakerelerinin çıkmaza girmesi Aralık ayından bu yana çatışmaları tetiklemiş ve Şam yönetimi Ocak başında düzenlediği operasyonla DSG'yi Halep'ten çıkartmıştı.
Hafta sonu ise Suriye'de sahada ardı ardına farklı gelişmeler yaşandı ve Suriye ordusunun ilerleyişi sonucu DSG, Fırat'ın batısından büyük oranda çekilmek zorunda kaldı. Suriye'de geçici yönetimin Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yayımladığı kararname ile önce Kürtlere bazı haklar tanıdı, Pazar akşamı ise Şam yönetimi ile DSG ateşkes anlaşması imzaladı.
Ancak anlaşmaya dair PKK'den henüz bir değerlendirme gelmedi, bu kapsamda Türkiye'deki sürecin Suriye sorununu aşarak daha hızlı mı ilerleyeceği yoksa bu eşiğe mi takılacağı merak konusu.
Çözüm sürecinde bu hafta ne bekleniyor?
Suriye'de hafta sonu ardı ardına gelişen bu trafikle bağlantılı olarak gözlerin çevrildiği konu başlığı iktidarın "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı süreç oldu.
2013-2015'deki çözüm sürecinin başarısız olmasında Kobani'deki gelişmeler etkili olmuştu.
İktidara yakın basında geçen hafta çıkan bazı haberlerde Suriye'deki DSG’nin 10 Mart mutabakatına uyumu ve Suriye ordusuna entegrasyonu hususlarının sürecin kilit şartları haline geldiği ve TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun ortak raporuna bu durumun yansıtılacağı belirtilmişti.
Süreç kapsamında komisyonun ortak raporunun yazımı için koordinatörlerin bugün toplanması bekleniyor. Raporun yazımının ise gelişmelere bağlı olarak bu ay içinde tamamlanması öngörülüyor.
17 Ocak Cumartesi günü İmralı'da PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşen DEM Parti heyeti, örgüt liderinin Suriye'de yaşananları "süreci baltalama girişimi" olarak değerlendirdiğini bildirmişti.
Son uzlaşının ardından ise DW Türkçe'nin ulaştığı DEM Partili kaynaklar bir açıklama yapmak için henüz erken olduğunu, parti organlarında durum değerlendirmesi yapılmasına ihtiyaç olunduğunu belirttiler.
Bu arada İmralı heyetinin şimdi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan istediği randevuya yanıt gelip gelmeyeceği ve Salı günü yapılacak grup toplantılarındaki konuşmalar da bu hafta yakından takip edilecek.
Şam-DSG anlaşması neyi gösteriyor?
Şam yönetimi ile DSG'nin Pazar akşamı vardığı uzlaşmanın süreci nasıl etkileyeceği büyük merak konusu.
Siyaset Bilimci Vahap Coşkun, Halep'te başlayan çatışmaların Suriye'de tekrar bir iç savaş başlayacağı korkularını tetiklediğini belirtirken, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Ancak çatışmalar olmasına rağmen her iki taraf da köprüleri tamamen atmadı, görüşme yolunu açık tuttu. Çünkü Suriye'de Şam ile SDG(DSG) arasında mutlak bir savaşın çıkmasını, Suriye'nin eski kabul günlerine dönmesini kimse istemiyordu. Ne sahadaki en büyük belirleyici güç olan ABD, ne de Şam ve SDG."
Bu nedenle hafta sonu boyunca süren yoğun görüşme trafiğinin ardından uzlaşıya varıldığını hatırlatan Coşkun, bu anlaşmayı Türkiye'deki süreç açısından şöyle yorumluyor:
"Gelinen nokta; bazılarının yansıtmaya çalıştığı gibi bir tarafın kesin galibiyeti diğer tarafın kesin mağlubiyeti değil, iki tarafın imkanlarını ve menfaatlerini gözeterek vardığı bir uzlaşmayı ifade eder. Suriye'de bu uzlaşma gerçekleşirse, bunun Türkiye'deki sürece müspet bir katkısı olur."
"Sürpriz bir tabloyla karşı karşıya değiliz"
Peki süreçte bundan sonra nasıl ilerlenebilir?
Suriye'de Aralık ayından bu yana süren düşük yoğunluklu çatışmaların Halep krizi ve ardından yaşanan gelişmelerle yeni bir aşamaya evrildiğine dikkat çeken Coşkun, Türkiye'de yürüyen "Terörsüz Türkiye" sürecinin de bu gelişmelerden bağımsız okunamayacağını söylüyor. Coşkun'a göre ortaya çıkan tablo "sürpriz değil” ve aksine sürecin başından itibaren öngörülebilir bir seyir izliyor.
Coşkun, en başından bari çözüm sürecini etkileyen iki temel unsurdan söz ettiğini hatırlatarak bunlardan ilkinin Suriye'de Şam yönetimi ile SDG arasında yürüyen süreç, ikincisinin ise Türkiye'de çıkarılması planlanan yasal düzenlemelerin içeriği olduğunu belirtiyor. Coşkun'a göre bu iki konu birbirinden kopuk değil; tam tersine doğrudan bağlantılı.
Sahadaki durum belirsizlik mi yarattı?
Şam ile DSG arasında bir mutabakatın hayata geçirilmesinin Türkiye'deki süreci de hızlandıracağını belirten Coşkun, ama Suriye'deki düğüm tam çözülmeden bu süreçte somut bir adım beklenmemesi gerektiğini ifade ediyor.
AK Parti ve MHP'nin sürece yaklaşımında belirgin bir şart bulunduğuna işaret eden Coşkun "İki parti de yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için PKK'nin tamamıyla silah bıraktığının tescil edilmesi gerektiğini ifade ediyordu" tespitini yaptı.
Coşkun, bu yaklaşımın DSG'yi de kapsadığını belirtiyor ve "SDG sorunu çözülmeden ve muhtemelen bir yasal düzenleme iktidar tarafından gündeme gelmeyecek" diyor.
Bu arada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 18 Ocak Pazar günü yaptığı yazılı açıklamada Suriye ile ilgili 8 maddelik yol haritası önererek "SDG ve türev yapıların tamamen feshedilerek Suriye devlet kurumlarına eksiksiz ve geri dönüşü olmayacak biçimde entegre edilmesi, federasyon, özerklik ve bölünme tartışmalarının gündemden çıkarılması, Suriye hükümetinin Fırat'ın batısı ve doğusu ayrımı olmaksızın tüm ülke sathında egemenlik sağlaması" gibi önerilerde bulundu.
Coşkun ise Suriye'deki koşullara dikkat çekerek "SDG'nin tamamen silah bırakması sahadaki şartlar nedeniyle mümkün değil" diyerek Öcalan'ın SDG'ye yönelik çağrılarının da bu nedenle sınırlı olduğunu şöyle aktarıyor:
"Öcalan'ın SDG'ye söyleyebileceği maksimum şey, 10 Mart mutabakatına uygun şekilde entegre olmaları."
İkinci husus olan yasal düzenlemelerle ilgili olarak ise gerçek bir çözüm için eve dönüş, toplumsal entegrasyon ve güvence mekanizmalarını içeren çok boyutlu bir çerçevenin şart olduğuna dikkat çeken Coşkun, aksi halde düzenlemenin beklentileri karşılamayacağını şöyle aktarıyor:
"Daha önceki yasalara benzeyen bir çerçeve olursa, bu tatmin etmeyebilir ve beklenen sonucu üretmeyebilir."
Meclis'te kurulan komisyona başından beri sınırlı bir rol biçtiğini belirten Coşkun, "Ben bu komisyona çok büyük bir mana atfedilmesinin doğru olmadığını düşünüyordum" diyor ve komisyonun esas işlevini şöyle tanımlıyor:
"Eğer bu komisyon PKK'nin silah bırakmasını sağlayacak yasal çerçeveyi hazırlar ve buna uygun bir yasanın Meclis'ten çıkmasını sağlarsa vazifesini fazlasıyla yerine getirmiş olur."
Taraflar süreçten vazgeçmek ister mi?
Peki gerek iktidar gerekse Kürtler bu süreçten vazgeçmek ister mi?
Coşkun'a göre iktidar da DEM Parti de süreçten vazgeçmiş değil. “İktidar bu süreç için çok ciddi bir siyasal yatırım yaptı” diyen Coşkun, diğer aktörlerin de geri adım atmasının kolay olmadığını söylüyor ve şu yorumu yapıyor:
"Kimse süreçten vazgeçmek istemiyor ama diğer yandan sürecin içini kendi taleplerine göre doldurmak istiyor."
Coşkun, PKK açısından ise "Öcalan 'silahın dönemi bitti, silah Kürt meselesinin çözümünün önünde bir engeldir' dedi. Bundan sonra 'ben silaha geri dönüyorum' demek ikna edici olmaz" ifadelerini kullanıyor.
Son güncellenme: 16:25:32



































































































































































































