Başkan Barzani: Irak’ı Anayasal Kurumlar Değil, Paralel Yapılar Yönetiyor
Başkan Mesud Barzani, Irak’taki siyasi sisteme ilişkin değerlendirmesinde, anayasal kurumların ülkeyi etkin biçimde yönetemediğini belirterek, “Irak’ı anayasal kurumlar yönetmiyor” dedi. Başkan Barzani, ülkedeki siyasi krizlerin aşılması için ortaklık, denge ve uzlaşı ilkelerine dönülmesi gerektiğini vurguladı.

Al Sharqiya(Şarkiye) kanalına röportaj veren Başkan Barzani, Irak ve bölgenin mevcut durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, Irak'ın içinden geçtiği hassas sürece, silahlı grupların durumuna ve siyasi krizlere dikkat çekti.
Başkan Barzani’nin röportajının tamamı şöyle:
Sunucu: Selam sevgili seyirciler. İktidar denkleminde asla sıradan bir figür olmayan, aksine denklemleri kuran ve yirmi yılı aşkın bir süre önce demokratik temellerle doğan Irak siyasal sisteminin pusulasına yön veren seçkin bir siyasi şahsiyet... Bu lider, geçen süre zarfında büyük jeopolitik dönüşümlerin yaşandığı ve bölgeyi sarsan çetin fırtınaların ortasında Kürdistan Bölgesi'ni Irak'ın karmaşık siyasi güç dengesinde bir mihenk taşı ve bir istikrar kalesi haline getirmeyi başardı. Irak'ın egemenlik ve egemenlik sonrası süreçleri yaşadığı bir dönemde Kürtler, ABD ile İran arasındaki çekişmenin bölgede kopardığı bu fırtınanın atlatılmasında kilit bir aktör olarak görülüyor. Destekçileri ve dostları ise onu; federal sistemin, siyasi ortaklığın ve Bölge’nin hiçbir iç dengede ya da bölgesel denklemde göz ardı edilemeyecek güçlü bir anayasal varlık olarak tahkim edilmesinin en tavizsiz savunucusu olarak nitelendiriyor. Bugün söyleşimizi "Dağların Lideri", Kürdistan Bölgesi eski Başkanı Sayın Mesud Barzani ile gerçekleştiriyoruz. Sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyor, Sayın Başkan Mesud Barzani’ye hoş geldiniz diyoruz. Hoş geldiniz Sayın Başkan; Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Genel Başkanı, yayınımıza hoş geldiniz.
Başkan Barzani: Size de esenlikler dilerim, hoş bulduk.
Sunucu: Kuşkusuz bu söyleşiyi daha önce gerçekleştirmeyi çok arzu ederdik, ancak her şeyin bir vakti olduğuna inanıyoruz.
Başkan Barzani: Elbette.
Sunucu: Ve işte o vakit geldi. Destekçilerinizin ve sevenlerinizin sizi andığı gibi, biz de size "Dağların Lideri" diye hitap etmek isteriz. Belki büyük bir soru olacak ama herkesin anlayabilmesi adına şu soruyla başlamak istiyoruz: Uğruna mücadele ettiğiniz, hayalini kurduğunuz şeyler gerçekleşti mi? Uğruna savaştığınız idealler hayat buldu mu? Arzu ettiğiniz hedeflere ulaşıldı mı?
Başkan Barzani: Büyük bir kısmı gerçekleşti, ancak tamamı değil.
Sunucu: Neler gerçekleşti?
Başkan Barzani: Sanırım şimdilik bu kadarı kafi.
Sunucu: Genel olarak kastımız şuydu: 2003 sonrasında, rejim değişikliğiyle birlikte ne elde edildi? Uzun bir mücadele sürecinin ardından Saddam rejimini devirdik; değişim sonrası döneme ulaştık ve bu kez de mevcut acıların ve krizlerin içine düştük. 2003’ten günümüze kadar geçen bu dönemi konuşacak olursak, bir bütün olarak Irak açısından bakıldığında, gelinen nokta verilen o uzun mücadeleye değdi mi?
Başkan Barzani: Kürt halkının mücadelesinde, ta Eylül Devrimi'nin başından itibaren devrim liderliği şunu çok iyi görmüştü: Kürt halkının hakları, ancak demokratik bir sistemin gölgesinde elde edilebilirdi. Bu yüzden devrimin temel ve merkezi sloganı "Irak'a demokrasi, Kürdistan'a özerklik" olarak belirlenmişti. 2003 sonrasında ise Kürdistan Parlamentosu federalizmi kabul etme ve yeni Irak'ı federal bir temelde inşa etmek için diğer kardeşlerle iş birliği yapma kararı aldı. Federalizm, Kürt halkının hedeflerine ulaşması yolunda yeni ve ileri bir aşamaydı. Fakat dediğim gibi, Kürt halkının uğruna mücadele ettiği her şey tam anlamıyla gerçekleşmedi. 2003 sonrası, tüm Irak'ın yeniden inşa edilmesi için altın bir fırsattı. O dönemde yeni Irak'ın üzerine inşa edileceği üç temel ilke üzerinde uzlaşmıştık: Ortaklık, denge ve uzlaşı. Anayasa da bizzat bu ilkelerin ruhuyla kaleme alındı. Şayet anayasa harfiyen uygulansaydı, bugün karşılaştığımız sorunların birçoğuyla yüz yüze kalmazdık. Gerçekte kastettiğim şu: Anayasa uygulansaydı Irak da çok daha iyi durumda olurdu, Kürdistan Bölgesi de. Birçok sorun hiç yaşanmazdı; fakat yaşananlar niyetlerden kaynaklandı.
Sunucu: Bazı siyasetçilerin gizli niyetleri dış müdahalelerden mi kaynaklanıyordu?
Başkan Barzani: Maalesef öyle. Yani 2003'ten sonra şunu gördük: Merkezi otorite, merkezi hükümet ve "her şeyin merkezinin Bağdat olması gerektiği" yönündeki eski kültür hala varlığını sürdürüyor; bu ise büyük bir yanlıştır. Muhtemelen dış müdahalelerin de bu kültürü beslemede ve pekiştirmede payı oldu.
Sunucu: Sayın Başkan; uzlaşı, denge ve ortaklık ilkelerini anayasaya koyduk ve anayasanın bu temelde yazılması gerekiyordu. Ancak anayasanın uygulayamadığımız detaylarına birazdan değinmek kaydıyla şunu sormak istiyorum: Pratikte, siyasette ve hükümetlerin kurulmasında bu denge, ortaklık ve uzlaşı kavramlarını gerçekten hayata geçirebildik mi?
Başkan Barzani: Hayır, maalesef hayır. Çok tuhaf bir durumla karşı karşıya kaldık; anlaşıyoruz, örneğin hükümet programı üzerinde uzlaşıp imza atıyoruz, fakat hükümet kurulur kurulmaz anayasa da unutuluyor, yapılan anlaşma da unutuluyor ve her şey rafa kaldırılıyor. Kararları kişisel mizaç ve keyfi tutumlar belirler hale geliyor. Umarız bundan sonra bu durum değişir.
Sunucu: Buna sadece kişisel mizaç mı demeliyiz, yoksa krizleri sadece ertelemede ve ötelemekle mi yetindik?
Başkan Barzani: Kişisel mizaçların rolü oldu elbette, ancak asıl mesele siyasi anlayıştır. Belirttiğim gibi, hakim olan anlayış katı merkeziyetçi otorite kültürüdür. Yani federalizme ve federal paylaşım ilkesine inanmıyorlar. Federalizm ne demektir? Federalizmin tanımı; yetkinin ve kaynakların adil bir şekilde paylaşılmasıdır. Oysa onların ne zenginliği paylaşmaya ne de yetkiyi paylaşmaya inancı var.
Sunucu: Peki buna inananlar kimler?
Başkan Barzani: İnananlar çok az, inanmayanlar ise çoğunlukta.
Sunucu: Ancak bazen devletin fiilen merkeziyetçiliğe ve otoriteyi tahkim etmeye doğru gittiğini söylüyoruz. Birleşik bir devletimiz olması gerekiyordu. Fakat bugün Irak'ın muzdarip olduğu şey; anayasal devlet kurumları ile paralel devletçikler arasında sıkışıp kalmasıdır. Peki, sizin buyurduğunuz gibi federalizmi yerleştirmede mi başarılı olduk, yoksa paralel devletçikleri ortadan kaldırmada mı? Burada asıl soru şu: Irak'ı kim yönetiyor; anayasal kurumlar mı, yoksa paralel devletçikler mi?
Başkan Barzani: Kesinlikle anayasal kurumlar yönetmiyor.
Sunucu: O halde paralel yapılar mı yönetiyor?
Başkan Barzani: Bu bir felakettir, temel sorundur. İnsan geçmişten ibret almalıdır; madem geçmişten söz ediyoruz, neden önceki tecrübelerden ders çıkarılmadı? Demir ve ateşle, kimyasal silahlarla ve Enfal ile yürütülen merkeziyetçi yönetim anlayışı iflas etti. Bütün araçları denediler ama sonuç hüsran oldu ve o rejim çöktü. Bugün de aynı yöntemi benimseyen her rejim çökmeye mahkumdur. Bu nedenle gerçekten o üç temel ilkeye dönmemiz şarttır: Ortaklık, denge ve uzlaşı. Bu ilkeler çok derin anlamlar barındırır; genel bir başlıktır ama içi son derece kapsamlı ayrıntılarla doludur.
Sunucu: Sayın Başkan, son derece kritik ve tehlikeli bir tespitte bulunuyorsunuz. Yani 2003 sonrasında üzerinde uzlaştığımız o denge, uzlaşı ve ortaklığa dönmezsek ve bu paralel devletçiklere son vermezsek sistem çöker mi?
Başkan Barzani: Kesinlikle; bu şekilde devam edemez.
Sunucu: Peki, bu paralel yapılara nihai olarak nasıl son verebiliriz?
Başkan Barzani: Hepimiz el ele vermeliyiz; istişare etmeli, tecrübelerimizi paylaşmalı ve "Irak'ı bu krizden ve çıkmazdan nasıl kurtarabiliriz?" sorusu etrafında kenetlenmeliyiz.
Sunucu: Partiler, siyasi karar mekanizmasını Erbil'in elinden nasıl alabildi?
Başkan Barzani: Kuşkusuz Bağdat federal başkenttir ve ana karar merkezidir. Fakat iktidar koltuğuna oturup karar mekanizmasının sadece kendi tekelinde olduğunu zannedenler geçmiş tecrübelerden ders almadı. Erbil ile Bağdat arasında tam bir koordinasyon olduğunda işler son derece pürüzsüz ve büyük bir başarıyla yürüyordu. Ne zaman ki Erbil dışlandı veya bir kopukluk yaşandıysa, bakın, tüm Irak krizlerle boğuşmak zorunda kaldı. Erbil'in, yani Kürdistan'ın göz ardı edilmesi mümkün değildir.
Sunucu: Karar mekanizmasının Erbil'den uzaklaştırılmasında kimi sorumlu görüyorsunuz?
Başkan Barzani: Uzmanlardan oluşan bir komisyon kurulup bu konunun incelenmesine hiçbir itirazım olmaz; Bölge’nin sorumluluğu nerede başlıyor, Bağdat’ın sorumluluğu nerede bitiyor bakılsın. Ben suçlamalarda bulunup tüm faturayı Bağdat'a kesmek istemiyorum. Kuşkusuz Bölge yönetiminin de bazı eksiklikleri olabilir, ancak burada büyük sorumluluk hem Bağdat’a hem de Erbil’e aittir.
Sunucu: Sayın Başkan; sizler siyasi sürecin ve sistemin kurucu kuşağısınız, bilgeliğiniz ve devlet tecrübenizle öne çıkan birinci kuşaksınız. Şimdi ikinci, hatta üçüncü kuşağa doğru ilerliyoruz. Ancak bunca yıla rağmen bu sorunlar hala askıda bekliyor. Birinci kuşak bu sorunları çözemedi, ikinci kuşak çözemiyor; peki bunlar ne zaman çözülecek?
Başkan Barzani: Kastettiğiniz meseleler...
Sunucu: Erbil ile Bağdat arasındaki askıda kalan meseleler ve karar yetkisinin gaspedilmesi gibi konular.
Başkan Barzani: Bizim nezdimizde anayasa, Irak'taki tüm sorunların çözüm haritasıdır. Özellikle Bölge ile merkez arasındaki ilişkilerin niteliğini belirler; her tarafın görev ve haklarını açıkça ortaya koyar. Şayet anayasaya bağlı kalınır ve anayasa eksiksiz uygulanırsa, sorunlar son derece kolay çözülür. Ortada sorun kalmaz; anayasayı hakem olarak kabul ettiğimiz takdirde mevcut pürüzlerin giderilmesi çok basittir.
Sunucu: Sayın Başkan, onların size sadece hükümet kurma günlerinde ihtiyacı oluyor. Evet, yalnızca hükümet kurulurken kapınızı çalıyorlar.
Başkan Barzani: Nasıl? Kürdistan Bölgesi Hükümetini mi kastediyorsunuz?
Sunucu: Bağdat'ı kastediyorum... Hükümet kurulur kurulmaz ne ziyaret kalıyor, ne görüşme ne de koordinasyon.
Başkan Barzani: Aslında sorunuzun içinde cevabı kendiniz verdiniz. Yoğun ziyaretler ve temaslar yapılıyor; yani müstakbel hükümet programı üzerinde uzlaşmaya varıyoruz. Fakat hükümet kurulur kurulmaz o program rafa kaldırılıyor ve mesele orada bitiyor.
Sunucu: Neden bu durum halka açıkça söylenmiyor? Neden "Ey kardeşler, bilin ki bu hükümet programı sadece geçici bir aldatmacadır" denmiyor?
Başkan Barzani: Çünkü ortada somut bir zemin var. KDP çirkin bir komploya maruz kaldıktan sonra biz bu hükümette yer aldık ve Bağdat'a döndük. Aslında Kürdistan Bölgesi adına Bölge Başkanı ve KDP Başkan Yardımcısı Neçirvan Barzani ile Koordinasyon Çerçevesi adına Sayın Hadi Amiri arasında imzalanmış bir anlaşma var. Elbette bu sorunlar ve bu çatışmalar yaşandı; fakat bizim bu hükümette yer almamızın yegane temeli bu anlaşmadır. Bu anlaşma mutlaka harfiyen uygulanmalıdır; aksi takdirde bizim hükümette kalmamızın hiçbir anlamı ve meşru gerekçesi kalmaz.
Sunucu: Bu anlaşmanın maddeleri, en belirgin hükümleri nelerdir?
Başkan Barzani: Yakında kamuoyuna açıklayacağız.
Sunucu: Ne zaman imzalandı bu metin?
Başkan Barzani: Hükümet kurulmadan hemen önce.
Sunucu: Hükümet kurulmadan önce mi? Kuşkusuz benim tahminim veya analizim o ki; 140. Madde, petrol ve gaz yasası da bunun bir parçası...
Başkan Barzani: Anlaşmada anayasa dışı hiçbir husus yer almıyor. Her şey anayasa çerçevesindedir; yani anayasaya aykırı tek bir madde dahi bulunmuyor.
Sunucu: Şayet uygulanmazsa, hükümette kalmanıza gerek kalmaz, öyle mi?
Başkan Barzani: Hayır, gerek kalmaz. Yani biz sahte bir şahit olmayız; biz makam ya da koltuk peşinde koşanlardan da değiliz. Mesele bir bakanlığımızın ya da makamımızın olup olmaması meselesi değildir. Mesele bambaşka; ortada temel, köklü ve yıllardır muzdarip olduğumuz kadim bir sorun var: Haklar meselesi, ortaklık meselesi, onur meselesi... Tüm bu meselelerin bilincindeyim.
Sunucu: Tarihsel kronolojiye baktığımızda, her hükümetin kuruluş aşamasında başbakanlara destek verdiğinizi, başarı temennisinde bulunduğunuzu görüyoruz; fakat hükümetlerin sonuna doğru işler tamamen değişiyor.
Başkan Barzani: Bu, bizim hüsnüniyetimizin ve hükümetlerin başarılı olmasını samimiyetle istediğimizin bir kanıtıdır. Doğru; biz gelen her başbakanı destekledik, arkasında durduk. Ancak çoğu zaman görüldü ki, her başbakanın duruşu, sorunları kavrama ve çözümleri kabul etme düzeyi birbirinden farklı oldu. Fakat asıl gerçek şu ki; her başbakanın önüne engeller çıkarıldı. Çünkü başbakanlar özgür iradeleriyle hareket edemedi, tam yetkiye sahip olamadı ve önlerine sürekli engeller çıkarıldı.
Sunucu: Başbakanların iradeleri ellerinden alınmıştı diyebilir miyiz?
Başkan Barzani: Bir dereceye kadar evet.
Sunucu: Peki onları kim kontrol ediyor?
Başkan Barzani: Partiler; sahadaki mevcut partiler.
Sunucu: Sorumluluğu Koordinasyon Çerçevesi taşıyor diyebilir miyiz?
Başkan Barzani: Kuşkusuz birinci derecede Koordinasyon Çerçevesi; çünkü iktidarın dizginlerini onlar tutuyor. Bu ise çok büyük bir hatadır; zira tek bir bileşenin tek başına ülkeyi yönetmesi asla mümkün değildir ve kabul edilemez.
Sunucu: Şu an sadece Koordinasyon Çerçevesi mi yönetiyor?
Başkan Barzani: Neredeyse evet. Her şey onların elinde; tüm yetkiler onlarda toplanmış durumda.
Sunucu: Yani iktidar, öncelikli olarak Şii bir iktidar mıdır?
Başkan Barzani: Bunun aksini iddia edebilecek biri var mı?
Sunucu: "Hükümette diğer bileşenler de var" diyorlar.
Başkan Barzani: Hayır. Eğer söylediğimiz gibi ortaklık, uzlaşı ve denge ilkelerine geri dönülürse ve bu ilkeler uygulanırsa o zaman başka. Ancak eski anlayış sürdürüldüğü müddetçe, fiilen kimin hükmettiği gün gibi ortadadır.
Sunucu: Sayın Başkan, az önce çok önemli iki konuya değindiniz. KDP'nin çirkin bir komploya maruz kaldığını belirttiniz; KDP'ye karşı bu komployu kimler kurdu?
Başkan Barzani: Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı taraflar ve bazı Sünni kesimler.
Sunucu: Hükümetin kurulduğu günleri mi kastediyorsunuz?
Başkan Barzani: Hükümet kurulmadan önceki süreci kastediyorum; o dönemdeydi.
Sunucu: Peki, "yeni bir sayfa açıyoruz" şeklindeki ifadeniz ve Bölge'de bazı Sünni tarafların ağırlanması; gerçekten yeni bir sayfa açtığımız anlamına mı geliyor?
Başkan Barzani: Evet, biz yeni bir sayfa açtık. Ancak biz o yeni sayfadan somut sonuçlar bekliyoruz; o sayfa sonsuza kadar açık kalacak değil, zamanında somut neticeler görmek istiyoruz elbette.
Sunucu: Sayın Neçirvan Barzani ile Sayın Hadi Amiri arasında imzalanan bu mutabakatın belirli bir takvimi var kuşkusuz. Siz hükümetin birinci yılını doldurmasını ve neticeleri görmeyi mi bekliyorsunuz, yoksa bu süre yeterli değil mi?
Başkan Barzani: Bu konunun şimdiden masaya yatırılmasının vakti gelmedi mi? Uygulama mekanizmalarının ve nasıl hayata geçirileceğinin incelenmesi gerekmez mi? Yoksa önceki anlaşmalar gibi bunun da rafa kaldırılıp işlevsiz bırakılacağını mı anlamalıyız? Eğer öyleyse, yaklaşımımız bambaşka olacaktır.
Sunucu: Sayın Başkan; sizin ifadenizle siyasi sistem içinde KDP çirkin bir komploya maruz kaldı, Sadr Hareketi siyasi süreçten çekilerek tamamen kenara itildi ve hatta seçimlere katılmadı, diğer bazı kesimler ise dışlandığını hissediyor. Sonuç olarak ileriye gitmek bir yana geriye gittik; doğru mu?
Başkan Barzani: Doğru, kesinlikle öyle.
Sunucu: Peki, siz sahada olmazsanız ve Sadr Hareketi de sahada yer almazsa, iktidar bu şekilde yoluna devam edebilir mi?
Başkan Barzani: Eksik bir yönetim olur; yani felç olur, tamamen kilitlenir. Eğer Sadr Hareketi olmazsa, biz yoksak, bizim dışımızdaki diğer unsurlar da yer almazsa sistem kuşkusuz felç olur.
Sunucu: Bu komplo zincirinin bir neticesi olarak bakanların güvenoyu oturumunda yaşananlardan memnun musunuz?
Başkan Barzani: O da komplonun bir parçasıydı.
Sunucu: Sadece bir parçası mıydı?
Başkan Barzani: Evet, bu sadece bir parçasıydı.
Sunucu: Buzdağının görünen kısmı... Peki bu komployla neyi hedefliyorlardı?
Başkan Barzani: Muhtemelen büyük bir parlamento grubuna sahip oldukları, Irak'ı tek başlarına yönettikleri vehmine kapılarak KDP'ye güç gösterisi yapabileceklerini ve KDP'yi köşeye sıkıştırıp izole edebileceklerini sandılar. Kuşkusuz böyle bir yanılgıya kapılmış olabilirler.
Sunucu: Aklı başında biri böyle düşünebilir mi hiç? Asla! Kürtler bu ülkenin kurucu ve asli unsurudur.
Başkan Barzani: Geçmişte de KDP'yi tasfiye etmeye çalışan çok oldu; fakat kendileri tarihten silindi, KDP ise dimdik ayakta kaldı.
Sunucu: Sayın Başkan; siyasi partilerin hükümete desteği konusuna dönersek... KDP bu süreçte Sayın Zeydi hükümetine nasıl bakıyor? Bu destek sürecek mi, yoksa az önce belirttiğiniz gibi desteğiniz mutabakatın uygulanmasına mı bağlı?
Başkan Barzani: Kuşkusuz biz Sayın Zeydi'ye destek verdik; zira niyetinin halis ve dürüst olduğuna dair güçlü bir kanaatim var. Bu nedenle sadece biz değil, diğer taraflarla birlikte görevinde başarılı olması için destek vermeye çalışıyoruz. Çünkü izlediği doğrultu doğru bir istikamettir. Ancak aynı zamanda çok çetin meydan okumalarla karşı karşıya olduğunu da çok iyi biliyorum.
Sunucu: Gerçekten yolsuzluğa son verebilecek mi sizce?
Başkan Barzani: Yolsuzluğu tamamen bitirebilirse mi? Bu bir mucize olur, efsanevi bir kahramana dönüşür. Başarılı olmasını yürekten diliyorum. Biz de bu hususta kendisine ciddi anlamda yardımcı olduk; yolsuzlukla mücadele dosyasında güçlü bir iş birliği sergiledik.
Sunucu: Nasıl bir iş birliği?
Başkan Barzani: O şahıslardan birçoğu Bölge’ye kaçmak istedi ya da çaldıklarını Bölge’de saklamaya kalkıştı. Başbakanlık Ofisiyle kurulan tam koordinasyon sayesinde bunların tamamı Bağdat’a teslim edildi ve iade edildi.
Sunucu: Peki meclisteki siyasi gruplar onu destekliyor mu? Siz büyük bir tecrübeye sahipsiniz ve hepsini yakından tanıyorsunuz; desteklerinde gerçekten samimiler mi? Niyetleri dürüst mü?
Başkan Barzani: Biz samimiyiz. Başkalarının niyetini okuyamam, onları bilemem.
Sunucu: Siz herkesten daha iyi okursunuz onları.
Başkan Barzani: Ama biz kendi adımıza dürüstüz.
Sunucu: Çünkü gördüğümüz tablo şu: Bazı siyasi gruplar kamuoyu önünde iyi niyet gösterisinde bulunurken perde arkasında tam tersini yapıyor.
Başkan Barzani: Her halükarda atılan adımlar olumludur; fakat süreç burada tıkanıp kalırsa hiçbir etkisi ve kıymeti olmayacaktır.
Sunucu: Bu dosya hem yolsuzlukla mücadeleye hem de silahların yalnızca devlet kontrolünde toplanması meselesine doğrudan bağlıydı...
Başkan Barzani: Her ikisinden çok daha tehlikeli bir diğer dosya daha var ki, o da uyuşturucu dosyasıdır.
Sunucu: Kesinlikle, bu konuda sizinle tamamen hemfikirim. Peki, hükümetin yetki alanında bulunan ya da silah ve yolsuzlukla mücadele bağlamında kararlılıkla sürdüreceğini açıkladığı o kritik dosya; yani silahların yalnızca devlet tekeline alınması meselesi... Az önce Sayın Zeydi’ye yolsuzluk konusunda destek verdiğinizi ifade ettiniz. Peki, silahların devlet kontrolünde toplanması hususunda Sayın Zeydi bunu gerçekten başarabilir mi?
Başkan Barzani: Tek başına bunu başarması son derece güçtür; açıkçası Koordinasyon Çerçevesi’nin güçlü desteğine ihtiyacı var. Duyduğumuz kadarıyla görünürde Çerçeve kendisine destek veriyor; fakat temennim bu meselenin bir çatışmaya ve iç savaşa varmamasıdır. Böylesi bir çatışma ne Irak'ın, ne Bölge'nin ne de hiçbirimizin çıkarınadır. Ancak bu iş nasıl kotarılacak? Doğrusunu söylemek gerekirse bunu çok zor görüyorum, gerçekten zor.
Sunucu: Belirlenen takvimde, yani 30 Eylül'e kadar bunun gerçekleşmesi zor mu?
Başkan Barzani: Elbette zor. Yani 30 Eylül sonrasında birkaç aya daha ihtiyaç duyulsa bile... Şayet bu mesele suhuletle çözüme kavuşturulabilirse, bu tüm Irak için ve bizzat o silahlı grupların kendisi için de büyük bir zafer olur. Asıl önemli olan, bu silahların denetim altına alınması ve eğer kullanılacaksa da her grubun kendi kafasına göre değil, yalnızca Başkomutanlığın emriyle kullanılmasıdır.
Sunucu: Sayın Başkan, bu karar tamamen Irak'ın kendi kararı mıdır, yoksa dış kaynaklı bir karar mıdır? Soruyu daha açık sorayım: Bazıları bu kararın İran'ın elinde olduğunu söylüyor. Biz bu dosyayı neden kendi içimizde tartışıyoruz; neden gidip meseleyi doğrudan İranlılarla müzakere etmiyoruz?
Başkan Barzani: Mühim olan bu dosyanın barışçıl yollarla çözülmesidir. İster İran'la olsun ister İran dışındaki aktörlerle olsun, barışçıl çözülmesi iyi bir gelişme olur. Fakat ben bunu yine de çok çetin bir süreç olarak görüyorum; gerçekten çok zor.
Sunucu: Uygulanamayacağı için mi zor?
Başkan Barzani: Çünkü bu mevcut durumdan çıkar sağlayan çevreler var. Bu yüzden ellerindeki silahları bırakmak istemiyorlar.
Sunucu: Peki, şu an bir de karşı karşıya kaldığımız ABD baskısı gerçeği var...
Başkan Barzani: Evet, bu da mutlaka hesaba katılması gereken son derece kritik bir konudur. Eğer bu adım atılmazsa Irak'a yaptırım uygulayacaklar. Demek istediğim şu: Silah meselesinin çözüme kavuşturulması Irak'ın lehinedir; çözümsüz bırakılması ise Irak'ı çok büyük krizlerin içine sürükleyecektir.
Sunucu: Kulağımıza gelen bu büyük krizler; ekonomik yaptırımlar ve uluslararası tecrit anlamına mı geliyor?
Başkan Barzani: Bunların hepsi... Bütün bu saydıklarınız Irak'a uygulanır.
Sunucu: Başbakan New York’a gitmeden önce, bu takvimin belki de 30 Haziran 2027’ye kadar uzatılabileceği konuşuldu.
Başkan Barzani: Eğer uygulanacaksa, olumlu bir sonuca varıp bu krizi kökten çözecekse, varsın 30 Haziran'a kadar uzatılsın.
Sunucu: Sayın Başkan, bizler hep niyetler üzerinden konuşuyoruz. Yazması kolay ama sahada uygulaması son derece zor hükümet programlarından bahsediyoruz. Nihayetinde silahların devlet tekeline alınmasını tam manasıyla başaramıyoruz ve bu karar tamamen Iraklı bir karar olamıyor; çünkü meselenin ABD-İran dengelerine ve gizli mutabakatlara kurban gittiğini söylüyorlar. Sizce ABD ile İran arasında sahici bir anlaşma sağlanırsa, silahlar devletin elinde toplanabilir mi?
Başkan Barzani: Bence Irak'ın genel durumu ve geleceği, temel olarak ABD ile İran arasındaki savaşın nasıl sonuçlanacağına doğrudan bağlıdır.
Sunucu: Sayın Başkan, geçmişte söylediğiniz şu sözü belki hatırlarsınız: "Amerikalılar çekilirse, IŞİD’in geri dönmeyeceğinin garantisi nedir?" demiştiniz.
Başkan Barzani: O zaman da söyledim, bugün de aynı sözümü tekrarlıyorum.
Sunucu: Ama artık güvenlik güçlerimiz var, Haşdi Şabi var, ordumuz, terörle mücadele birimlerimiz ve Peşmerge var...
Başkan Barzani: Müsaadenizle sizi 2011 yılına götüreyim. O tarihte Irak’ta yaklaşık 100 bin Amerikan askeri bulunuyordu. Bağdat’ta Amerikalıların ikili bir güvenlik anlaşmasıyla kalması mı gerektiği, yoksa tamamen çekilmeleri mi gerektiği üzerine sayısız toplantı yapıldı ve ben de bu görüşmelerin birçoğuna katıldım. Toplantıların birinde dönemin Savunma Bakanı ile İçişleri Bakanı da dahil herkes masadaydı. Salondakilere dönüp dedim ki: "Beyler, gelin bu kuru tartışmaları bir kenara bırakalım; konunun birinci derece muhatabı olan, güvenlikten doğrudan sorumlu Savunma Bakanı ile İçişleri Bakanı'na soralım." Onlara döndük ve sorduk: "Sayın Savunma Bakanı; sizin bu ülkeyi koruyacak gücünüz, kapasiteniz var mı?" Bakan, "Hiçbir şey benim elimde değil." dedi. İçişleri Bakanı'na sorduk, "Ben tek bir polis karakolunu bile koruyamam." dedi. Dedim ki; durum bu merkezdeyken biz neyin siyasetini yapıyoruz? Bir kısmı çekilme konusunda ayak diriyor, bir kısmı da ucuz kahramanlık ve popülizm yapıyordu.
Hatta çok iyi hatırlıyorum, o topluluğa dönüp şöyle sordum: "Peki, şu an bir Amerikan subayı bu kapıdan içeri girip hepimizi gözaltına almaya kalksa buna engel olabilir misiniz?" İçlerinden biri aynen şöyle dedi: "Ne subayı Sayın Başkan, tek bir Amerikan eri bile gelse hepimizi alıp götürür!" Ben de onlara dedim ki: "Madem öyle, en azından bu işgal statüsünü sona erdirecek, egemenliğimizi tescilleyecek ikili bir anlaşma yapıp burada kalmalarını sağlamak daha akıllıca değil mi?" Dinlemediler; Amerikalılar çekildi ve hemen ardından IŞİD geldi!
Bugün de aynı senaryonun tekrarlanmasından ciddi endişe duyuyorum; evet, tıpatıp aynı senaryodan korkuyorum. Elbette bugünkü şartlar farklı; o dönem ülkeye giren güçler kendilerini bizzat "işgalci" olarak tanımlıyor ve bir işgal gücü gibi davranıyordu. Bugün ise durum bambaşka. 2014 yılında IŞİD kapıya dayandığında dönemin Irak Hükümeti ABD’ye, Avrupa ülkelerine ve NATO’ya yalvardı; "İmdadımıza yetişin, Allah rızası için bize yardım edin!" diye feryat etti. Açık konuşmak gerekirse; şayet o uluslararası destek, bilhassa ABD ve koalisyon güçlerinin hava desteği olmasaydı, bizim IŞİD'i yenilgiye uğratmamız kesinlikle mümkün değildi. Evet, Haşdi Şabi'ye doğrudan hava desteği vermiyorlardı belki ama o genel askeri şemsiye olmasaydı IŞİD'a karşı bu tarihi zafer kazanılamazdı.
Doğrudur; IŞİD ağır bir yenilgi aldı, eski gücü ve manevra kabiliyeti kalmadı ama hala bir tehdittir, altını çiziyorum hala ciddi bir tehdittir. Bu yabancı güçler de keyiflerinden değil, Irak Hükümetinin resmi talebi ve daveti üzerine, ordu ve Peşmerge güçlerine IŞİD'le mücadelede destek vermek amacıyla geldiler. Şimdi bazılarında "IŞİD bitti, dolayısıyla bu güçlerin kalmasına gerek kalmadı" gibi bir kanaat oluştu. İnşallah düşündükleri gibi olur, temennim yanılmamalarıdır. Bekleyip göreceğiz; umarım bu mesele suhuletle çözülür.
Sunucu: Ama efendim, IŞİD bitti deniyor. Asıl mesele birbiriyle bağlantılı; yabancı güçlerin çekilmesi konusu, silahların yalnızca devlet kontrolünde toplanması şartına bağlanmış durumda. Yani biri gerçekleşirse diğeri de gerçekleşecek.
Başkan Barzani: Bu tamamen silahlı grupların öne sürdüğü bir bahanedir. Güya bu güçler burada olduğu müddetçe silah bırakmayacaklarmış... Oysa bu güçler işgalci güçler değil; meşru hükümetin, bizzat Irak Hükümetinin IŞİD ile mücadeleye destek vermeleri için davet ettiği hava ve destek unsurlarıdır. "Onlar çekilmezse silah teslim etmeyiz" havası yaratıyorlar. Göreceğiz bakalım; o güçler çekildiğinde ellerindeki silahları teslim edecekler mi, etmeyecekler mi?
Sunucu: Yeni şartlar mı öne sürdüler? Eskiden yabancı güçlerin çekilmesi karşılığında silahların teslimi veya sınırlandırılması konuşuluyordu. Ancak siyasi liderlerle yaptığımız görüşmelerden anlıyoruz ki masaya sadece yabancı güçler değil; Türk ordusunun varlığı, PKK meselesi, Irak hava sahasının kontrolü, hava savunma sistemlerinin satın alınması gibi bir gecede çözülemeyecek son derece karmaşık başlıklar da getirildi. Nihayetinde bu durum dosyadan bir geri adım mıdır? Silahlar devlet kontrolüne geçerse siyasi arenadaki nüfuzlarını kaybedeceklerine dair sahici bir korku mu yaşıyorlar?
Başkan Barzani: Az önce de ifade ettiğim gibi, bu hedefin gerçekleşmesini son derece güç görüyorum. Açıkçası bu şartlar, hiçbir zaman yerine getirilemesin ve süreç çıkmaza girsin diye kasten kurgulanmış şartlardır.
Sunucu: Peki Sayın Başkan, silahların teslimi meselesinde alternatif nedir? Bu durum ilelebet böyle mi sürecek?
Başkan Barzani: Aslında Koordinasyon Çerçevesi’ndeki kardeşlerimizin bu meseleyi artık çözüme kavuşturması gerekiyor. Altını çizerek bir kez daha tekrarlıyorum: Temennim meselenin asla bir çatışmaya ve iç savaşa varmamasıdır; çatışma ihtimalini tüm hesaplarımızın dışına çıkarmalıyız. Ancak bu meseleye mutlaka akılcı bir çözüm bulunmalıdır, aksi takdirde bütün ülke ucu karanlık ve meçhul bir akıbete doğru sürüklenecektir. Unutmayalım ki hepimiz aynı gemideyiz ve bizler kendi kaderimizi birtakım sorumsuz çevrelerin keyfi tutumlarına bağlamaya asla razı olmayız.
Sunucu: Neçirvan Barzani’nin de katıldığı Devleti Yönetme Koalisyonu’nun sondan bir önceki toplantısında, 30 Eylül’den sonra devlete karşı silah taşıyan herkesin karşısında durulacağı ve bunların "terörist" olarak tanımlanacağı yönünde oy birliğiyle karar alınmıştı. Fakat şimdilerde kademeli bir geri çekilme görüyoruz; "silahsızlandırma" ifadesinden "sınırlandırma"ya, "sınırlandırma"dan "düzenleme"ye, "terörist" nitelemesinden "kardeşlerimiz" ifadesine dönüldü. Ciddi bir geri adım söz konusu. Bu geri çekilmenin arkasındaki sır nedir?
Başkan Barzani: Ben de tıpkı sizin gibi aynı soruyu soruyorum.
Sunucu: O halde İran’ın bazı taraflara baskı yaparak bu dosyada geri adım attırmayı başardığını söyleyebilir miyiz?
Başkan Barzani: Peki bunun neticesi ne olacak? Irak nereye gidiyor? Asıl bakılması gereken yer burasıdır.
Sunucu: Sayın Başkan, bu ülkeyi yöneten siyasi partiler olarak hepiniz iktidarın ortaklarısınız. Silahlı grupların örneğin Kürdistan Bölgesi'ni hedef almasını önlemek adına arabuluculuk yapmaları için bu ortaklarınızla hiç konuşmadınız mı?
Başkan Barzani: Bir kez değil, defalarca konuştuk. Fakat her biri suçu diğerinin üzerine atıyor; "Bizimle bir ilgileri yok, bize bağlı değiller, biz onları tanımıyoruz, kimsenin bilmediği sızmış karanlık odaklar" deyip işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Her seferinde önümüze bir mazeret koyuyorlar. Oysa biz o grupların hangisinin hangi örgüte ve yapıya bağlı olduğunu bütün detaylarıyla gayet iyi biliyoruz.
Sunucu: Peki sizinle ABD tarafı arasında bu bağlamda somut bir koordinasyon var mı? Yabancı güçlerin Kürdistan Bölgesi’nden de çekilmesi kararına bağlı kalacak mısınız?
Başkan Barzani: Bu konu federal hükümetin alacağı nihai karara bağlıdır. Benim edindiğim izlenime göre yabancı güçler tamamen çekilmeyecek; ABD ve Avrupa ülkeleri ile Irak arasında ikili askeri ve güvenlik anlaşmaları imzalanacak. Dolayısıyla Kürdistan Bölgesi’nin statüsü, yükümlülükleri ve hakları da doğrudan bu ikili anlaşmalar çerçevesinde şekillenecektir.
Sunucu: Yani mesele bu ikili anlaşmaların bir parçası mı olacak?
Başkan Barzani: Anlaşmalar yapıldığı takdirde Kürdistan Bölgesi bundan ayrı, münferit bir tutum sergilemeyecektir.
Sunucu: Şu ana kadar yabancı güçlerle bu yönde bir mutabakatınız oldu mu?
Başkan Barzani: Şayet Bağdat ile ikili anlaşmalar imzalanırsa, Kürdistan Bölgesi de doğal olarak bu anlaşmaların bir parçası olacaktır.
Sunucu: Çekilmeye dair somut adımlar duyuyoruz; örneğin önceki gün Victoria Askeri Üssü teslim edildi. Diğer üslerin de devredileceği konuşuluyor. Bu durum Kürdistan Bölgesi’ni de kapsıyor mu?
Başkan Barzani: Elbette; zaten yabancı güçler Bölge’deki üsleri fiilen boşaltma sürecindeler. Açıkçası onların buradaki varlığı Bağdat’taki gibi yoğun değildi. Hatta Erbil Uluslararası Havalimanı ve Herir Askeri Havalimanını iki üç yıldır büyük ölçüde tahliye etmiş durumdalar.
Sunucu: Peki koalisyon güçlerinin çekilmesinin alternatifi nedir? Yeni stratejik ortaklıklar ya da savunma paktları mı devreye girecek?
Başkan Barzani: Belirttiğim gibi; bu durum ilgili devletler ile Bağdat arasında müzakere edilen ikili anlaşmalar çerçevesinde karara bağlanacaktır.
Sunucu: Washington ile gelişkin ilişkilerden söz edecek olursak... Kürdistan Bölgesi'nin Beyaz Saray ile son derece köklü ve iyi ilişkileri var. Bu ilişkiler, yapıcı bir arabuluculuk rolüne dönüştürülebilir mi?
Başkan Barzani: Şüphesiz Kürdistan Bölgesi, bu krizlerin aşılması için hem Bağdat hem de Washington ile temas kurarak her zaman son derece yapıcı ve olumlu bir rol oynayabilir. Geçmişte de bu rolü üstlendi ancak o dönemdeki imkanlar daha sınırlıydı.
Sunucu: Tüm bu meselelerin ucu dönüp dolaşıp bugün adını anmaktan kaçınamayacağımız tek bir noktaya, yani silahlı gruplar meselesine çıkıyor. Birkaç gün önce hava sahasının kapatıldığını ve İran sivil havacılık uçaklarının Irak’a girişine izin verilmediğini duymuşsunuzdur. Dün ve bugün de Zeydi hükümetine karşı yürütülen siyasi tansiyonun dozajına şahit oldunuz. Sizce bu kadar sert bir tepki gerekli miydi?
Başkan Barzani: Bence sergilenen bu tavır son derece yanlıştır. Bir an için Irak’ın kurallara uymadığını ve ABD’nin tek bir imza ile, son derece basit bir bürokratik kararla Irak’a nakit dolar akışını kestiğini varsayalım. O zaman Irak nereye gidecek? Ne yapacak? Bütün o kuru popülizmi bir kenara bırakıp gerçeklerle yüzleşmek zorundayız.
Sunucu: Ancak "Bizim tarihi, dini ve ideolojik bağlarımız var" tezini savunuyorlar...
Başkan Barzani: Doğru, fakat bu kriz ABD ile İran arasındaki en büyük çatışma alanıdır. Biz bu meselenin karşılıklı diplomasi ve uzlaşıyla çözülmesini, her şeyin normale dönmesini arzu ediyoruz. İyi de, bu kavganın faturasını neden Irak ödesin? Neden bedeli Iraklılar ödemek zorunda kalsın?
Sunucu: Yani Irak yaptırımlara uymak zorunda mı?
Başkan Barzani: Elbette bir çıkış yolu aramak zorundadır. Şayet uyulmazsa ve yaptırımların sadece tek bir ayağı devreye sokulup Irak’a dolar sevkiyatı durdurulursa ne olacak? Irak ekonomisi yüzde yüz petrole dayalıdır. Irak devleti iki veya üç ay memur maaşlarını ödeyemez hale gelirse bu ülkenin hali ne olur? O hamaset yapanlar, o meydan okuyanlar gelsin buna cevap versin! Ellerinde nasıl bir çözüm var? Irak uluslararası kurallara riayet etmek ve makul bir denge gözetmek mecburiyetindedir. Belki sahip olduğu istisnai konum, köklü ilişkiler ve Necef ile Kerbela’daki kutsal mekanların hatırına ABD yönetimi belirli başlıklarda Irak’a karşı bir dereceye kadar esneklik gösterebilir.
Sunucu: Bugün İran ile ilişkileriniz ne durumda? Kürdistan Bölgesi'ndeki İranlı Kürt muhalif grupların varlığı sebebiyle ilişkiler hala gergin mi, yoksa yumuşadı mı?
Başkan Barzani: Aslında İran ile diplomatik ilişkilerimiz kesintisiz devam ediyor, bu düne ait bir ilişki değil. Fakat ben gerçekten hayretler içindeyim: Bizler ABD ile İran arasındaki bu savaşın bir tarafı değiliz. Buna rağmen bugüne kadar Kürdistan Bölgesi topraklarına binin üzerinde füze ve kamikaze İHA fırlatıldı! Neden? Asıl sorulması gereken soru budur. Çatışmalar sürerken İranlı yetkililere bunun sebebini sorduğumuzda bize; "Küçük bir teknik hata oldu, istihbarat yanlıştı, savaş ortamındayız, sahadaki her unsuru tam kontrol edemiyoruz" gibi mazeretler sundular. Ancak çatışmalar kısmen durduktan sonra dahi askeri karargahlarımızı hedef aldılar, sivillerin ve bürokratların evlerini bombaladılar. Kuşkusuz bu durum hem akıl almaz bir çelişkidir hem de esef ve nefretle kınanması gereken bir saldırganlıktır. Gerçekten bizden ne istediklerini anlamakta güçlük çekiyorum.
Sunucu: Peki, ABD ile İran arasındaki bu çatışmanın geleceğine dair öngörünüz nedir?
Başkan Barzani: Mevcut durum mutlaka değişmek zorundadır; bu şekilde devam etmesi imkansızdır. Temennim değişimin barışçıl yollarla gerçekleşmesidir. Çünkü mevcut kaos ortamı ne onlara ne de bölgedeki diğer aktörlere bir fayda sağlar; aksine her alanda derin bir istikrarsızlık ve güvensizlik üretir.
Sunucu: İran’da bir rejim değişikliği bekliyor musunuz, yoksa Washington ile Tahran arasında yeni bir nükleer uzlaşı mı göreceğiz?
Başkan Barzani: Burada altı çizilmesi gereken hayati bir gerçek var: İran'daki mevcut sistemi bugüne kadar koruyan ve ayakta tutan yegane güç bizzat İran halkının kendisidir. Dolayısıyla nihai kararı verecek olan da yalnızca İran halkıdır. Dışarıdan yapılacak müdahalelerle İran’da köklü bir rejim değişikliğinin gerçekleşebileceğine inanmıyorum; bu sistemi değiştirecek ya da koruyacak tek irade halkın kendi iradesidir.
Sunucu: Yani toplumun yapısı gereği değişim ancak İran halkının kendi iç dinamikleriyle mi mümkündür?
Başkan Barzani: Evet; sistemi koruma ya da değiştirme gücü yalnızca o halkın elindedir.
Sunucu: Sayın Başkan, son dönemde sıkça "Peşmerge'nin birleşmesi" konusunu duyuyoruz. Açık konuşmak gerekirse bu kavram bizim kamuoyumuz için biraz yeni. Önceden durum neydi, neden birleşme yoluna gidildi ve Peşmerge'nin tek çatı altında toplanmasının temel faydası nedir?
Başkan Barzani: Eskiden Peşmerge güçlerinin bir kısmı KDP'ye, bir kısmı ise YNK’ye bağlıydı. 2003'ten sonra tek parlamento, tek hükümet ve Peşmerge Bakanlığı çatısı kuruldu; fakat idari olarak bakanlığa bağlı görünseler de sahadaki askeri birlikler belirli ölçülerde partizan kimliklerini korumaya devam ediyordu. Bugün hayata geçirilen reform ile tüm bu birlikler istisnasız Peşmerge Bakanlığının doğrudan emir-komuta zincirine bağlandı. Yani siyasi partilerin bu güçler üzerindeki tasarrufu ve bağı tamamen koparıldı. Bu, ordulaşma yolunda atılmış tarihi ve mükemmel bir adımdır.
Sunucu: Bu adımı Haşdi Şabi bünyesindeki tartışmalara benzetenler var; Haşdi Şabi'nin de siyasi partilerle bağının koparılarak doğrudan Başkomutanlığa bağlanması yönünde benzer bir mekanizmadan söz ediliyor. Sayın Başkan, Peşmerge maaşları konusu zaman zaman bir krize dönüşüyor ve kamuoyunun gündemini meşgul ediyor. Bu dosya ne zaman kökten ve nihai bir çözüme kavuşturulacak?
Başkan Barzani: Mesele sadece Peşmerge maaşları değil, bir bütün olarak Kürdistan Bölgesi'nin genel bütçe payıdır.
Sunucu: 2027 bütçesinde Bölge'nin payı ne kadar olmalıdır?
Başkan Barzani: Bütçe payı, mutlak manada kusursuz olmasa bile yapılan resmi nüfus sayımı verilerine göre belirlenmelidir. Son sayım sonuçları, daha önce masada belirlenen rakamların üzerinde çıkmıştır. Yani kriter doğrudan nüfus oranı olmalıdır.
Sunucu: KDP milletvekillerinin bütçe oranına itiraz ettiğini duyduk, fakat tam olarak talep edilen oranın ne olduğunu öğrenemedik.
Başkan Barzani: Başlangıçta bu oran anayasal olarak yüzde 17 idi, fakat hiçbir zaman fiilen yüzde 17 gönderilmedi. Ardından bu oranı yüzde 10'un altına çektiler; hatta o yüzde 10'u dahi tam manasıyla hiçbir dönem ödemediler. Ancak son yapılan resmi nüfus sayımı, tartışmalı bölgeler hariç tutulduğunda dahi Bölge nüfusunun genel nüfusun yüzde 12'sini oluşturduğunu ortaya koydu. Tartışmalı bölgeleri de hesaba katarsanız bu oran yüzde 14,5'i bulur. Dolayısıyla adil olan, bütçe payının en az yüzde 14 olarak belirlenmesidir.
Sunucu: Sayın Başkan, anayasal haklar konusuna gelirsek... Irak Anayasasında yıllardır askıda bekletilen haklarımız var ki bunların başında 140. Madde geliyor. Sizin açık sözlülüğünüzden ve bu tarihi söyleşideki varlığınızdan istifade ederek sormak istiyorum: 140. Madde'nin bugüne kadar uygulanmamasının arkasındaki asıl sebepler nelerdir? Yalnızca iç siyasi engeller mi, yoksa dış faktörler mi etkili oldu?
Başkan Barzani: Hem iç hem de dış etkenlerin rol oynadığını söyleyebiliriz.
Sunucu: Gelin bunları tek tek açalım...
Başkan Barzani: 140. Madde anayasal bir hükümdür. Bazı çevreler bu maddenin zaman aşımına uğradığını iddia ediyor; anayasa maddesi zaman aşımına uğramaz! Bir anayasa maddesi ancak anayasanın kendisi lağvedilirse hükmünü yitirir. Anayasa yürürlükte olduğu sürece bu madde de bağlayıcılığını korur. Şayet bu madde zamanında uygulansaydı bugünkü krizlerin hiçbiri yaşanmazdı. Kürtler ve Kürdistan Bölgesi açısından bu maddeden vazgeçilmesi asla kabul edilemez bir kırmızı çizgidir. Bu madde uygulansa bile ne değişecek? Bakın, Kürdistan Bölgesi Irak'ın bir parçasıdır; Erbil başkentimizdir ama Bağdat, Basra ve Musul gibi Irak'a ait bir kenttir. Kerkük de aynı şekilde... Anayasa bu ihtilaflı bölgeler için net bir yol haritası çizmiştir: Önce normalleşme, ardından nüfus sayımı ve nihayetinde referandum. Bırakın o topraklarda yaşayan halk sandık başına gidip kendi kaderini kendisi tayin etsin: Bölge'ye mi bağlanmak istiyorlar, yoksa federal hükümete mi? Hangi tercihte bulunurlarsa bulunsunlar sonuçta Irak sınırları içinde kalmaya devam edecekler. Bu maddeden kaçmak Irak'a büyük zararlar verdi, Bağdat ile Erbil arasındaki güveni zedeledi. Bu madde ne kadar erken uygulanırsa o kadar hayırlı olur. Bizler diğer aktörlerle birlikte bu maddenin yeniden canlandırılması ve halkın iradesine başvurulması için çalışmaya devam edeceğiz.
Sunucu: Bunlar meselenin iç dinamikleriydi; peki ya dış engeller?
Başkan Barzani: Dış dinamiklerde ise komşu ülkelerin gereksiz hassasiyetleri ve müdahaleleri devreye giriyor maalesef.
Sunucu: Sayın Başkan, anlaşmaları neden sadece Hadi Amiri ile imzalıyorsunuz?
Başkan Barzani: Çünkü kendisi masada Koordinasyon Çerçevesi'ni temsilen bulunuyor.
Sunucu: Hatırladığım kadarıyla kendisi bir dönem 140. Madde Komisyonu Başkanlığı da yapmıştı, fakat o süreçte hiçbir neticeye varılamamıştı...
Başkan Barzani: İşte şimdi bütün bu askıda kalan dosyaları yeniden açıyoruz.
Sunucu: Petrol ve Doğal Gaz Yasası da yeniden açılacak mı?
Başkan Barzani: Elbette. Bu konuda size ve değerli izleyicilere ibretlik bir hatıramı anlatayım: 2007 yılında Petrol ve Doğal Gaz Yasa Tasarısı'nı hazırlamak için Bağdat'ta ve burada, Erbil'de sayısız müzakere gerçekleştirdik. Bizimle benzer federal tecrübeye sahip Kanada'dan ve Avrupa ülkelerinden uluslararası hukuk uzmanları getirdik. Bağdat Petrol Bakanlığı yetkilileri, Bölge Doğal Kaynaklar Bakanlığı uzmanları, ABD ve İngiltere büyükelçileri günlerce aynı masada ter döktü. Hatta İngiliz Büyükelçisi nüktedan bir diplomattı; tartışmalar tıkandığında esprili bir dille "Kendi aranızda anlaşamıyorsanız Kürdistan petrolünü İskoçya'ya bağlayalım!" demişti. Nihayetinde Bağdat ve Erbil'deki tüm teknik heyetlerin üzerinde tam mutabakata vardığı mükemmel bir yasa taslağı hazırladık. Anlaşmaya göre bu metin Bakanlar Kuruluna sunulacak, oradan da meclise sevk edilecekti. Fakat Bakanlar Kurulu toplantısında dönemin ilgili bakanı tasarıyı reddetmekle kalmadı, maalesef Kürt halkına hakaret etme cüretinde bulundu.
Sunucu: Dönemin Petrol Bakanı mı?
Başkan Barzani: Evet, bizzat dönemin Petrol Bakanı. Aynen şöyle dedi: "Biz neden kendimizi böylesine bağlayıcı bir yasayla kısıtlayalım ki? Zaten Kürtler yerin altındaki petrol ile suyu birbirinden ayırt etmekten bile acizdir!" İşte o zihniyet yasanın meclisten geçmesini engelledi ve o gün bugündür bu kriz çözümsüzlüğe terk edildi. Biz ister o taslak olsun ister yepyeni bir metin olsun, bu temel sorunu çözmek için her an masaya oturmaya hazırız. Gelin anayasanın 111. ve 112. maddeleri doğrultusunda bu işi bitirelim. Anayasa gayet açıktır: Petrol ve doğal gaz tüm Irak halkının ortak mülkiyetindedir, buna hiçbir itirazımız yok. Mevcut eski sahalar federal hükümet ile Bölge yönetimi tarafından müştereken idare edilir; yeni keşfedilen sahalar ise Bölge hükümeti tarafından Bağdat ile koordinasyon halinde yönetilir. Hatta anayasa yazılırken "birlikte" ve "koordinasyon halinde" kelimeleri üzerine tam 3-4 gün tartışıldı; keyfiyete yer bırakmamak için "birlikte" ifadesi kayda geçirildi. Dolayısıyla anayasal çerçeveye dönüldüğü takdirde bizim hiçbir sorunumuz olmaz. Bağdat'taki KDP heyetine açık talimat verdik: Bu dosyayı tüm muhataplarla yeniden müzakereye açın ve artık bu kangrene dönmüş meseleyi nihai bir çözüme kavuşturalım.
Sunucu: Sayın Başkan, müsaadenizle bu noktada çok açık sözlü bir soru yöneltmek istiyorum: Her iki taraf arasında derin bir "güven bunalımı" yaşanıyor. Saddam rejimi devrildikten sonra kurulan o ilk heyecan ve güven havası, Bağdat'taki partilerin tutumu yüzünden sizde kalmadı; aynı şekilde onlar da size derin bir güvensizlikle yaklaşıyor. Kemikleşmiş bu güven bunalımının reçetesi nedir? Bu kriz ne zaman aşılır?
Başkan Barzani: El ele vermek zorundayız. Karşılıklı adım atarsak mesafe kat edebiliriz. Bir tarafın kendi köşesine çekilip "Önce sen adım at" demesiyle bu iş yürümez; iki taraf da aynı anda adım atmalıdır. Ayrıca bizim şüphe duymaya ve temkinli yaklaşmaya fazlasıyla hakkımız var. Tarihe bir bakın: Çoluk çocuk 182 bin vatandaşımız Irak'ın güney çöllerinde diri diri toprağa gömüldü! Dünya tarihinde ilk kez bir devlet kendi vatandaşına karşı kimyasal silah kullandı. 4 bin 500 köyümüz yerle bir edildi. Kürt halkına karşı işlenen tüm bu soykırımlara rağmen biz intikam peşinde koşmadık; kalkıp Bağdat’a gittik ve "Biz Irak’ın kurucu ortağıyız; demokratik, federal ve uzlaşıya dayalı yeni bir Irak inşa etmek istiyoruz" dedik. Bütün bu tarihi fedakarlıklardan sonra bugün kalkıp bir de bize sitem etmeye cüret ediyorlar!
Sunucu: Ve o Kürdistan Bölgesi bugün kamikaze İHA’ların hedefi haline getiriliyor...
Başkan Barzani: Aynen öyle. Evet, ortada ciddi bir güven bunalımı olduğu doğrudur; fakat her şeye rağmen bu güveni yeniden inşa etmek için samimiyetle çaba göstermek zorundayız.
Sunucu: Anayasanın yazılmasının üzerinden yirmi yılı aşkın bir süre geçti. Bu anayasa hala Kürtlerin haklarının teminatı mıdır, yoksa merkeziyetçi dayatmaların üzerini örten içi boşaltılmış bir metne mi dönüştü?
Başkan Barzani: Metin olarak çok iyi bir anayasadır. Fakat geçmişte olduğu gibi hükümlerine uyulmazsa bir anayasanın ne kıymeti kalır? Anayasanın başlangıç kısmında tarihi bir ifade yer alır: "Bu anayasaya bağlı kalmak; Irak'ın halkı, toprağı ve egemenliğiyle bir bütün olarak korunmasının yegane teminatıdır." Bizzat anayasanın kendisi, Irak’ın birliğini bu metne sadık kalınması şartına bağlıyor. Artık bunun üzerine söylenecek fazla bir söz yoktur.
Sunucu: Sayın Başkan, söyleşimizi dış politika başlığıyla tamamlayalım. Irak bugüne kadar hep ABD ile İran arasındaki nüfuz savaşının arenası oldu. Nüfuz adeta paylaşıldı; bir tarafı Washington'a, bir tarafı Tahran'a tahsis edildi. Ne yürütülen müzakereler, ne sıcak çatışmalar ne de 2015'teki nükleer anlaşma bu gerçeği değiştirdi; fatura hep Irak'a kesildi. Irak, dış müdahalelerden arınmış tam egemen bir iradeye ne zaman kavuşacak?
Başkan Barzani: Burada kabahati kimde arayacağız? Ne ABD'de ne İran'da ne de başka bir devlette... Kabahat doğrudan biz Iraklıların kendisindedir. Siz sırtınızı eğmezseniz, kimse üzerinize basıp geçemez! Egemenliğini korumak, sınırlarını savunmak, komşularıyla ve tüm dünyayla karşılıklı saygıya dayalı onurlu ilişkiler geliştirmek Iraklıların kendi elindedir. Gerektiğinde hem bu tarafa hem şu tarafa net bir dille "Hayır!" demeyi bilmek zorundayız.
Sunucu: Konuyu Kürdistan Bölgesi ve yakın coğrafyamıza getirecek olursak; Suriye'de tarihi gelişmeler yaşanıyor. Suriye'deki Kürtler size bir lider gözüyle bakıyor. Hatta SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin size "Siz bizim manevi liderimizsiniz, sizin rehberliğinize saygı duyuyoruz" dediği, sizin de esprili bir dille "Sen Suriye Kürdüsün, ben Irak Kürdüyüm" şeklinde karşılık verdiğiniz söylenir. Suriye Kürtlerinin mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye’de federal bir Kürt bölgesi kurulmasını mı destekliyorsunuz, yoksa üniter bir yapıyı mı?
Başkan Barzani: Biliyorsunuz, Suriye’deki Kürtler bedenimizin ayrılmaz ve aziz bir parçasıdır; bizler tek bir milletiz. Gönül isterdi ki bugün elde ettiklerinden çok daha fazlasına kavuşsunlar. Fakat Suriye’deki mevcut konjonktür onlar için yeni bir tarihi fırsat penceresidir. Biz hiçbir zaman savaştan yana olmadık. Doğrusu daha fazla kazanım elde edebilirlerdi; fakat olan oldu. Bugün asıl önemli olan, sahadaki varlıklarını korumaları ve Şam’daki merkezi hükümetle akılcı bir uzlaşıya varmalarıdır. Kendi geleceklerini ve ülkelerini yeniden inşa etmeleri için onlara her türlü desteği vermeliyiz. Durumları gerçekten son derece hassas ve çetindir.
Sunucu: Tarihte Kürtlerin kaderini etkileyen iki kritik dönüm noktasında ABD faktörü öne çıktı: 2017 Referandumu sürecinde Washington desteğini çekti; Suriye'de rejim değişirken de SDG'yi yalnız bıraktı. Netice itibarıyla Iraklı ve Suriyeli Kürtler ABD tarafından bir ihanete mi uğradı?
Başkan Barzani: Bu sorunuza farklı bir ilkeyle cevap vermek isterim: Şayet kendi öz gücünüze güvenmezseniz, kendi ayaklarınız üzerinde duramazsanız ve kaderinizi başkalarına —bu güç ABD dahi olsa— emanet ederseniz, günün birinde mutlaka yere kapaklanırsınız.
Sunucu: Sayın Başkan, son olarak: Irak'ı nasıl bir gelecek bekliyor? Bölgesel savaşların, ekonomik darboğazın, silah krizinin ve güven bunalımının gölgesinde Irak nereye gidiyor?
Başkan Barzani: Şii ve Sünni tüm siyasi aktörlerle birlikte bu krize akılcı bir çözüm bulmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Ülkeyi kadere ve tesadüflere terk edemeyiz; krizlerin kartopu gibi büyümesine seyirci kalamayız. Çözüm için sonuna kadar mücadele edecek ve gerisini Allah'a havale edeceğiz.
Sunucu: Zeydi hükümetinden beklentiniz nedir?
Başkan Barzani: Kendisine görevinde başarılar diliyoruz. Yegane talebimiz anayasanın eksiksiz uygulanmasıdır.
Sunucu: Peki Hadi Amiri ile imzaladığınız mutabakat uygulanacak mı?
Başkan Barzani: Atılan her iki imzaya da sadık kalınması şarttır: Neçirvan Barzani'nin imzasına da, Hadi Amiri'nin imzasına da... Biz kendi adımıza Neçirvan Barzani'nin attığı imzanın arkasındayız; Koordinasyon Çerçevesi de Hadi Amiri'nin imzasının gereğini yerine getirmek zorundadır.
Sunucu: Sayın Başkan Mesud Barzani; bu tarihi mülakatta sorularımıza gösterdiğiniz engin hoşgörü, samimiyet ve yaptığınız son derece kıymetli değerlendirmeler için size sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Başkan Barzani: Ben teşekkür ederim.
Sunucu: Geleceğe dair hala umutlu musunuz efendim?
Başkan Barzani: Ben her zaman umutluyum, her zaman iyimserim; dün de öyleydim, bugün de daima umutluyum.
Sunucu: Çok teşekkürler.
Son güncellenme: 10:18:26






































































































































































































