Entegrasyon Derealizasyonu ve Kürtlere Dayatılan Asimilasyon Oyunları

23 Eylül 2026 - 15:41
23 Eylül 2026 - 15:51
 0
Entegrasyon Derealizasyonu ve Kürtlere Dayatılan Asimilasyon Oyunları
Kamışlo-Kürt Dili Günü(ANHA)

Kürtlerin başına 50 yıldan beri tarihsel bir bela olarak demoklesin kılıcı gibi başlarında sallatılan soğuk savaş döneminin ilahi bir kutsiyetle tapılan mutlak tek lider kültüne dayalı totaliter sol ideoloji ile bezenmiş sosyal mühendislik projesinin Kürt toplumuna zoraki dayatılmasının komplikasyonlarını yaşıyoruz. Bu türden yapay toplumsal dayatmalarla gerçekleştirilmeye çalışılan öz itibari ile sosyal mühendislik projeleri, toplumun bünyesel ve genetik uyuşmazlığına defalarca şahit olduk. Bu türden yapay mühendislik projelerine tıpta "Greft rejeksiyon" adı verilir. Türkçesi "doku uyuşmazlık reddi" demek. Kürt toplum yapısının arzu, duygu ve hayata bakış duruşuyla tamamen zıt bir mühendislik projesi olan Apocu ideolojik kalıbın dayatmayla giydirilmeye çalışılan elbise olduğu açıktır. 50 yıllık süreçte, bir taraftan Kürtlerin ulusal ve demokratik haklarının inkara ve gaspına uğramış devletin baskısı, diğer tarafta Kürt toplum yapısına hiç uymayan böylesi totaliter ideolojik dayatmalar, yeni kuşak Kürt toplumunu nasıl bir kişilik bunalımı ve derealizasyona tabi tutarak toplumun büyük kesimini sosyal ve psikolojik savrulmalarına yol açtığının herkes gördü.

Bu dayatmaların Kürt toplum yaşam sürecinde nasıl bir doku uyuşmazlığı yarattığının en somut örneklerinden birini de yüz yıl önce, Türkler yaşamışlardı. 20. yy'ın ilk çeyreğinde Osmanlıyı yıkan dönemin kudretli devletleri İngiliz ve Fransızların, Avrupa'da eğitim görmüş seküler askeri ve bürokratik kesimlerle (İttihatçılar ve Kemalistler) anlaşarak 850 yıllık kültürel ve inançsal bir yapıyı içselleştirmiş, İslam şeriatına tabi olmuş teba bir toplumu, şok bir kararla ani seküler bir yaşam dayatmasına ve onları laik bir devlet bünyesinde zorla adapte etmeye çalışan benzer bir durumla karşılaşmışlardı. Sonuç? Yüz yıl sonra vardığı nokta ortada. Toplum, sırf kendisine zorla dayatıldığı için inadına eskiye özlem duyup, Kemalist yaşam tarzını, duygu ve düşüncelerini tek tek ayıklayarak eski duruma doğru bir gidişat görülüyor. Tek fark, Padişahlık ve Sünni İslam şeriatının resmi olarak ilan edilmemiş olmasıdır. Pratik uygulamada bu anlatılanların uygulanması yer yer uygulanıyor. Hakeza bu durum Rus'ların da başına geldi. Bolşeviklerin Sovyet halkına 70 yıl zorbalıklarla yaşattığı cehennem azabı, bir günde gümbürtüye yıkılıp gitti. Halbuki, bu toplumların bünleri ile uyuşmayan yabancı olan bu mühendislik proje reçeteleri zorbalıklarla dayatılmamış olsaydı, Türklerin yeni nesli, yeni Osmanlıcılığı, Rus toplumu da Ortodoks ve otoriter gelenekçiliğe bu kadar sarılmayacaklardı.

Gelelim Entegrasyon derealizasyonuna. Bilindiği gibi derealizasyon Psiko-patolojik bir tıp terimidir. En sarih tanımı; "Gerçeklikten kopma" demektir. Entegrasyon kelimesinin literatürdeki tanımı da "Bütünleşme ve uyum" demektir. "Entegre olmak" "Entegre edilmek" entegre edilmesi düşünülen şeylerin yapı ve konumlarına göre 3 somut paydaş durumu var. 1)Teknoloji ve yazılım 2) Şirketler 3) Toplum ve Kültürler. Teknoloji ve Şirketlerde entegrasyon anlaşılır bir şeydir. Güç ve bilgilerin birleşimi ile, daha fazla üretim ve daha fazla kar demektir. Toplumlar ve Kültürler de ise, şirketlerde olduğu gibi birbirlerinin içinde eriyerek daha güçlü yeni bir yapının ortaya çıkması demek değildir. Çünkü böyle bir şey fiziken de yapısal olarak ta mümkün değildir. Toplumların ve bireylerin düşünce, özlem, duygulanım ve arzuları farklı farklıdır. Toplumları şirketler veya cansız maddelerde olduğu gibi bir oldu-bitti ile entegrasyona tabi tutamazsınız. Zoraki tutmaya çalışsanız, sonuç Osmanlı ve Rus toplumu gibi başa dönersiniz. 3. şıktaki Toplum ve kültürlerin entegrasyonu, birisinin diğeri içinde erimesi değil, aynı toprakları yaşam alanı olarak zorunlu seçmiş toplum ve kültürlerin, birbirlerinin etnik ve inançsal haklarına saygı göstererek, yönetimini ortaklaşa kullanarak birbiriyle uyum sağlanmasını esas alır. Oysa Öcalan'ın Kürtlere dayattığı entegrasyonun özü otoasimilyondur (gönüllü Türkleşmek) Yani sözü edilen görüşme ve istişarelerde, ayrı bir Kürt ulus varlığı ve onun Türk ulus varlığı ile devletin ortak egemenliğinin paylaşılması hakkından söz etmiyor. Yani bu egemenliğin paylaşılmasının temel kriterlerinden olan konfederal, federal veya özerk bir statü talebi yoktur. Bunu zaten kendisi baştan reddediyor. Onun için ısrarla şunun altını çiziyor: "Bu entegrasyonda (Demokratik toplum entegrasyonu) Kültüralist talepler dahi mevcut toplum sosyolojisine uymamaktadır" Az çok Türkçe bilen bir kişi, bunun başka bir anlama gelmediğini çok iyi bilir.

Türk devleti ile Abdullah Öcalan arasında yürütülen süreç, Kürtlerin entegrasyonunu şirketler entegrasyonuna benzetiyor. Açıkça şunu diyor; "Kürtler, Türk devletine entegre olduğunda, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bünyesine entegre olmuş Kürtler sayesinde bölgede büyük bir güç haline gelecek ve bölgenin hakimi olacaktır" (bölgesel emperyal güç) İfadeye bakar mısınız? Oysa Yüz yıldır bu topraklarda başka mağdur ulus ve toplumlara kan kusturmuş ceberut bir devletin, imkan ve olanaklara kavuştuğu taktirde, dünyanın en katı en bağnaz ve en barbar bir ulus devleti olduğu gerçeğini Kürtlerin hafızasından silmeye ve unutturmaya çalışıyor. Kendisinin ve müritlerinin ısrarla "Ulus devlet kötüdür, toplumları birbirleriyle kırdırıyor" ifadesinin de ne kadar uydurulmuş içi boş yalanlardan ibaret olduğu da böylelikle kedi ağzıyla itiraf etmiş oluyor.

Çağdışı bu sosyal mühendislik projesi, Kürt toplumunun yaşadığı bütün alanlarda onlara gözyaşı, yıkım ve katliamlardan başka bir şey getirmediğini Herkes gördü. Kuzey Kürdistanda 100 bine yakın Kürt ve Türkler (%85-90'ı Kürt) insanın hatının sonlanmasına, milyonlarca insanın yerlerini yurtlarını terk etmesine, doğanın tahrip edilmesine, On binlerce insanın mülteci durumuna düşmesine, on binlercesinin cezaevinde çürütülmeye bırakılmasına neden oldu. Sonuç? Kültüralist taleplerin dahi istenmediği entegrasyonalist eritilmeye ve yok edilmeye razı olmak. Rojavayı da süreç içinde bu sapkın ideolojiye kurban ettiler. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed üzerindeki örgütsel ve psikolojik baskı ile mevcut defacto özerklikten eritilme ve yok etme entegrasyonuna onları "evet" demeye mecbur edende Öcalan'ın kendisidir. İŞİD barbarlarına karşı binlerce gencini toprağa gömmüş Rojava halkı, Kendi ana dillerini seçemeli ve saatlere bağlayan Suriye rejimine karşı protestolar düzenleyerek ve ağır bedel ödeyerek (bir savaşçının hunharca boğazı kesilmesi ve Apocu kesimin hakimyeti altında bulunan cezaevindeki direnişte 10 un üzrinde tutuklunun yakılarak katledilmesi) topyekün direnişe geçmeleri nihayet olumlu etkisini gösterdi.

Onun için, BM genel kurul toplantısına katılan Ahmet Şara'ya Amerikanın en etkili siyasi ve basın otoritelerinin kendisine hem eleştiri ve hem de soru bombardımanına tabi tutulması karşısında "Kürtler, Suriye'nin Asli unsuru onurlu bir halktır. Kürtlerin çoğunluk olduğu bölgelerde, Kürtçe resmi dil olarak ve kısıtlamasız bir şekilde eğitim verilecektir. Eğitim bakanlığı bunun üzerinde çalışmalarını sürdürüyor" demek zorunda kalmıştı. Başka bir soruya da Şara; “Entegrasyon, belirli bir silahlı grupla ilgiliydi, Kürt toplumuyla değil. Bu ikisini birbirinden ayırmak çok önemli. Çünkü söz konusu silahlı grup, Kürt halkının tamamını temsil etmiyor.” Son derece mükemmel vede çok isabetli bir tespit. Çünkü Kürtlerin büyük çoğunluğu, sözüm ona Öcalan ve örgütünün "Devletsiz demokratik toplum" talebi saçmalığını değil, ulusal bir statü istiyor. Peki Şara bu talepleri yerine getirecek mi? Bu durum Şara'nın insafına kalmış olsa elbette yapmayacaktır. Onu bu sözleri sarf etmeye iten neden, Rojava Kürtlerinin kendi dillerini ve ulusal onurlarına olan ölümüne bağlıkları ve mücadeleleri Şara'ya bunları yaptırmak zorunda bırakacaktır. Yoksa o makamda oturamaz.

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 63 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 15:52:14