Yemen Savaşı Artık ''Sınır Tanımıyor''

24 Eylül 2026 - 17:26
24 Eylül 2026 - 17:26
 0
Yemen Savaşı Artık ''Sınır Tanımıyor''

19 Eylül 2026 | Yabancı Basın Derlemesi

Son günlerde yabancı ajanslara düşen görüntü kısaydı ama sarsıcıydı: Riyad havalimanı yakınlarında yükselen siyah duman, çalan alarm sirenleri, paniğe kapılan bir başkent. Reuters görgü tanıkları "alevler" diyordu, Khaleej Times canlı blogu "başkentte tehlike uyarıları" diye geçiyordu. Bu görüntü, 10 yıldır "uzak bir Arap iç savaşı" diye izlediğimiz Yemen savaşının artık uzak olmadığının kanıtıydı. Savaş sınırı aştı.

Hikayenin başına dönelim. Yemen'de her şey 2011 Arap Baharı ile başladı. Merkezi otorite çöktü, kuzeyin dağlık Saada bölgesinden gelen Husi hareketi (Ensarullah) bu boşlukta hızla güçlendi ve İran ile stratejik bağ kurdu. 2014 Eylül'ünde başkent Sanaa düştüğünde, dünya bunun geçici bir darbe olduğunu sandı. Ama geçici bir darbe değildi.

Mart 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon "Kararlılık Fırtınası" adıyla müdahale etti. Hedef, sürgündeki Mansur Hadi hükümetini geri getirmek ve İran'ın Kızıldeniz'e yerleşmesini engellemekti. Riyad o gün operasyonun birkaç hafta süreceğini düşünüyordu. O birkaç hafta, 11 yıla uzadı.

Bugün Yemen'i sadece bir iç savaş olarak okumak, fotoğrafın yarısını görmemek demektir. Bu savaş üç katmanlı bir savaş.

Birinci katmanda, Yemenlilerin kendi iktidarları  kavgası var: Kuzeyde Husiler, güneyde Suudi destekli Başkanlık Konseyi ve güney ayrılıkçıları.

İkinci katmanda, Suudi Arabistan ile İran arasında 40 yıldır süren bölgesel hegemonya mücadelesi var. Tıpkı son 30 yıldır  Kürt coğrafyasında yaşandığı  gibi, Yemen'de de yerel bir aktör üzerinden büyük güçler vekalet savaşı yürütüyor. "Meşru hükümeti koruma" söylemiyle başlayan müdahalelerin nasıl kalıcı bir istikrarsızlığa dönüştüğünü Kürt okuyucu çok iyi bilir.

Üçüncü katmanda ise, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı üzerinden dönen küresel enerji savaşı var. Husilerin 2023'ten sonra Gazze'ye destek gerekçesiyle Kızıldeniz'de gemi vurması, onları yerel bir milis olmaktan çıkarıp dünya ticaretini kilitlemeye çalışan bir aktöre dönüştürdü.

2022 Nisan'ında BM'nin sağladığı ateşkes bir umut olmuştu. Silahlar büyük ölçüde susmuş, arabuluculuğu Umman üstlenmişti. Ama ateşkes hiçbir zaman barışa evrilemedi. 2023'te Gazze'de başlayan savaş ve ardından ABD-İsrail-İran hattında doğrudan çatışmalar başlayınca, Yemen yeniden sahneye çıktı.

Ve takvim Eylül 2026'yı gösterdiğinde, o kırılgan ateşkes tamamen çöktü. Yabancı basının aktardığına göre 3 Eylül'de Taiz'de başlayan Husi taarruzu, hızla Al-Bayda ve Al-Cevf cephelerine yayıldı. Bu, BM ateşkesinden beri en geniş kara harekatı. Karşılığında Suudi hava kuvvetleri son bir haftada 300'den fazla saldırı düzenledi. Sadece son 24 saatte 26 saldırı rapor edildi. Taiz'deki bir doktorun dediği gibi, "cephe artık mahalle mahalle değil, şehir şehir ilerliyor."

Savaş o sembolik eşiği aştı: Husilerin füzeleri ilk kez bu ölçekte Riyad'ın kalbine, havalimanına kadar ulaştı. Bu, Husiler için askeri bir başarıdan çok, "sizi başkentinizde vurabiliriz" mesajı.

Peki bu duman neden Hewlêr'i, Qamişlo'yu, Diyarbakır'ı ilgilendiriyor?

Birincisi, enerji. Riyad'da bir patlama olduğunda Brent petrol anında 3-4 dolar oynuyor. Bu, Ceyhan üzerinden dünyaya akan Kürdistan petrolünün fiyatını, dolayısıyla Hewlêr'deki bütçeyi, memur maaşını doğrudan etkiliyor. Kızıldeniz'de vurulan her tanker, bizim bölgenin de cebine dokunuyor. Körfez sermayesinin risk iştahı düştüğünde, Erbil'deki yatırımlar da yavaşlıyor.

İkincisi, güvenlik mimarisi. Ortadoğu birbiriyle bağlı damarlar gibi. Suudi Arabistan zayıfladığında İran güçlenir, İran güçlendiğinde Suriye sahası değişir, Suriye sahası değiştiğinde Rojava'nın ve tüm Kürt siyasetinin dengesi etkilenir. Dün Riyad'da çalan alarm, yarın Haseke'de bir kararın değişmesine neden olabilir. Bu yüzden Kürt basını Yemen'i uzak bir haber olarak değil, kendi güvenlik haritasının bir parçası olarak okumalı.

Üçüncüsü ve en önemlisi, insani hafıza. Hudeyde'de ablukadan açlık çeken bir çocuğun, Sanaa'da bombardıman altında evini terk eden bir ailenin hikayesi, Halepçe'yi, Kobani'yi, Şengal'i yaşamış bir halk için uzak bir haber değildir. Aynı acının farklı coğrafyadaki yansımasıdır. BM'nin verilerine göre Yemen'de nüfusun yüzde 70'i yardıma muhtaç. Bu rakamı Kürt okuyucu istatistik olarak değil, kendi tarihinden bir sayfa olarak anlar.

Yemen bize acı bir gerçeği öğretti: Ne Riyad'ın hava gücü Husileri bitirebildi, ne de Husiler tüm Yemen'i alabildi. “Kazananı olmayan savaşlar”, eninde sonunda bölgede onarılması güç ciddi tahribatlar yaratmadan, İran’ın teokratik rejiminin bölge  üzerindeki baskısı kırılarak Husi  sorununun bir an evvel kapsayıcı bir  diyalogla ortadan kaldırılarak etkisizleştirilmesi gerekir.

Şengal'den Sanaa'ya kadar bu coğrafyanın dumanı, ancak birbirimizin acısını kendi acımız gibi gördüğümüzde, vekalet savaşları yerine eşit ve demokratik anayasal egemenlik temeli üzerinde geliştireceğimiz barışçıl diyalogla sorunlar adil ve kalıcı bir şekilde çözülebilir. Elbetteki Kürd halkı’da er yada  geç hak ettiği uluslararası camiada egemen ve bağımsız  bir devlet olarak yerini alacaktır,hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 362 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 18:26:56