susmanın anatomisi
‘gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmez!’
gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince.. ne olur ki?
yanlış iliklerim; sana ne, size ne? Hata mı, yanlış mı?
kendi düğmemi yanlış ilikleme, istediğim gibi ilikleme hakkımı savunmayan,
kendi kimliğini de inşa edememiştir.
en üstteki düğmeyi ikinci, üçüncü, beşinci iliğe iliklerim
ve öyle devam ederim.
belki böyle iliklenmiş gömlek giymek istiyorum ya da denemek istiyorum.
belki başka biri olacağım böylece.
belki daha başka bir şey de dikkatimi çekecek, garipseyeceğim.
başlangıçta hata yapılmasın diye mi itiraz? e, gömlek iliklemek buna uygun bir örnek değil işte.
düğme-ilik yanlış metaforuyla kaç yıl, kaç on, bin yıl barışık yaşıyoruz, yaşayacağız, bu örnek kullanılacak. kalıpları görmek, kırmak; tek sesi, tekçileştiren sesi kırmaktır..
ama ‘OLMAZ’ diyor.
tekçi çünkü. doğruya, yanlışa karar veriyor.
zorba çünkü. barbar çünkü.
yaptığı, söylediği her şeyi nezaket, mantıklı, uyumlu zannediyor; aslında bir zorba olduğunu kabullenmiyor..
düğmeyi otoritenin istediği gibi ilikleyen, yarın komşusunun evine el konulmasına ikna edilir..
dayatılan doğruyu reddetme iradesi olmayan, masum ‘hayır’ının peşine düşmeyen masumiyetini yitirir..
toplumsal itaat, toplumsal cinayetin hazırlayıcılığına dönüşebilir..
kimlik inşası,
iliklemeyi öğretenin ‘doğrusuna’ hapsolmayı reddettiğimizde başlar.
kendi hatasını yapma hakkı olmayanın, kendi tercihini denemeyenin
kendi hakikati de olmaz.
sessizlik çeşit çeşit.
1915 öncesi sesler, 1915’te sessizleşti.
yüzbinlerce Ermeni, yüzbinlerce Süryani sustu
ama bedenen kaybedildiği için sustu.
milyonlarca Kürd, bedeni olduğu halde Kürdceye susturuldu.
Ermeni ve Süryani sessizliği ile Kürdce sessizliği:
farklı sessizlikler.
ama ortak yanı; hayati.
hayatta bırakılanların sessizliği hayati sessizlikti.
konuşsalar seslerini
ne toplum duyar, ne komşu, ne akraba, ne seveni duyar. duyulsa başına neler neler gelir.
hatta dünya da duymaz;
çünkü dünya da sustu, duymazdan geldi.
bu, suçlunun sessizliğidir.
mekandaki kahve kokusu aynı
ama pişiren değişmiş, içen değişmiş, koklayan değişmiş..
ezgi aynı
ama ezgi anadiline yabancılaştırılmış..
‘susmak’ daha çok can acıtır.
‘sessizlik’ ise daha çok düşündürür.
bu sessizlik konuşmuyor
çünkü ağzı yoktu artık:
bedensizin sessizliği..
bir de tercihli sessizlik var:
Ermeni ve Süryani’nin malına, mülküne, işine, işliğine,
oğluna, kızına el koyanların sessizliği.
işitiyor musunuz?
bu sessizlik hâlâ sürüyor.
biri zarar görürken tercihli susan yani
susmayı tercih eden de susturanın tarafındadır.
Kürdün kültürüne el koyanların sessizliği: tercihli sessizlik.
Kürdün dilini susturanın,
diliyle ad verdiği her bir ismi silenin sessizliği: tercihli sessizlik.
Dêrqam’a, Dersim’e, Maraş’a, Lice’ye sessizlik:
tercihli sessizlik.
kültürüne el konulan, dili susturulan Kürdün sessizliği:
hayati sessizlik.
farklı sessizliklerin birbirine karıştığı bir kakafoni, bir çarpıklık..
Zazaca şarkıların mistizmine kim kapılmaz?
Zazaları susturmakla Zazaca tükenmez;
tıpkı Kurmanccanın tükenmeyeceği gibi.
susturulanın kolektif hayati sessizliği
hafızayı, yani haysiyeti korur.
Ermeni ve Süryani sessizliği bir yokluk değil;
yok edilmenin, yok edilişin zorunlu sessizliğidir.
zorunlu sessizlik,
bedenen ve zihnen yok edilmeye karşı çaresizlikti.
bu farkı duymak;
dayanışmacı tanıklığın ta kendisi.
suçlunun sessizliği sağır edicidir.
zorunlu sessizlik yaşamsaldır.
bedensel sessizlik zamanaşımsız nefsi müdafadır.
tercihli sessizlik gaspçıdır, ganimetçidir.
odalar susturuldu bir zamanlar, sokaklar susturuldu, salonlar susturuldu.
ama susturulanlar zorunlu sessizliğini kırdı.
Ermeni ve Süryani sessizliğini görünür kıldı.
Kürdce her alanda yayıldı.
susturanların bastırdığı desibele eşit desibelde konuştu.
tekçi susturmaya direndi.
zorunlu sessizliği susturulduğu yerden kaldırıp
ortaklığa ve komşu yaşama davet etti.
sessizlikler eşitlenmeli.
susacaksak birlikte susarız.
sessizleştirmeyi kıracaksak;
sessizleştirilmiş her bireyle omuz omuza yürürüz.
tarih susturanların değil.
tercihli sessizlerin de değil.
susmak seçilir ya da dayatılır; ikisi aynı değil.
tarih, zorunlu sessizlerin şiiri ve şarkısıdır.
tarih kimin şiiri?
yazanın mı? yazdıranın mı?
yoksa, yazılmayanın mı?
tarih, kazananların kayıtlarında değil;
yazılmayanların, yok sayılanların
ve bunların akıbetini soranların,
telafisini isteyenlerin şiiridir.
adalet gelmeyince zaman da gelmiyor.
saatler ileri sarmıyor.
sessizlikler dünyası yüzünden zaman lineer akmıyor..
zorunlu sessizliğin içinde olanlar için geçmiş donar.
zorunlu sessizlik teslimiyet değildir, savunmadır.
bugün 23.5 ise, bugünün yılı da 1914.5
Ya da 1937.5
zaman donmuşken şiiri de dondurmaz..
tarih, ‘düğmeyi yanlış iliklemeyi sürdürme, istediği gibi ilikleme’ cesaretini gösterenlerin şiiridir..
düğmeyi istenildiği gibi ilikleme hakkını tanıyan nezaketin şiiridir..
tarih kimin şiiri?
soranın.
şimdi, burada soranın, soranların..
tarih bizim şiirimiz ve şarkımızdır..
tarih kimin hakikatidir?
tarih kime hakikattir?
23 Nisan 2026
aziz yağan
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 14:25:57
